25 Mayıs 2009 Pazartesi

yeeeehuuuuuu

yeeeehuuuuuu


melankoliklik azaldı bir Fethiye üstüne bir İstanbul sonunda özümdeki melankoliklik ve ben kaldım... bir de küçük şehir gezisi yapabilsem tamam olacak. İstanbul da yeni bir annenin yanındaydım stajyer bir anne demeliyim belki de... Minik Ece yi kucağıma aldığımda evet her yeri minicikti elleri burnu ayakları ve kokusu mükemmeldi dünya da hiç bir çiçek hiç bir parfüm o kokuyu veremez galiba benim de bir bebeğim olabilir dedim ama gel gör ki bu annelik işi gerçekten çok zormuş ne kadar minik de desem Ece yi doyurmak zordu... son gün süt stresi beni de sardı arkadaşıma sürekli bir şeyler içirmek yedirmek istedim akan sütler boşa gitmesin diye formüller üretmeye başladım. Ece gazı olduğunda ya da pödöf (onların uydurduğu bir isimdi) yapamadığında farklı ağlıyor karnı doymadığında daha masum daha iç acıtıcı bir şekilde ağlıyor... Pödöf yapınca evde bir bayram havası... Gazı olunca uyumuyor uyumayınca süt birikmiyor ve sonra karnı doymuyor bazen olan sütü kusuyor bu döngü böyle devam ediyor. Gece uyumuyor gündüz uyumuyor o ağlayınca yapacak hiç bir şey olmuyor arkadaşım ağzında dandini dandini danalı bebek ninnisi evi dolaşıyor ama Ece uyumuyor. Baba -kızım annen repertuarını genişletemedi seni bu danalı şarkıdan kurtaracağım diyor biz ninni modundan çıkıyoruz... ya da Ece hiç susmadan ağladığında baba başlıyor vaatlere kızım seni Ameriya ya göndereceğim iphone da alacağım hatta koyu fenerli baba tamam kızım galatasaraylı olabilirsin diyor Ece yi susturabilmek adına ama bunlar danalı şarkı kadar işe yaramıyor. Arkadaşım bitkin uykusuz süt olmayınca üzgün... Zaman herkes için durmuş sadece Ece nin büyümesi için çalışıyor gibi...Karnı doyunca uzunca bir süre hıçkırık sonra üstüste gelen iki hapşırık :)

İstanbul daki ikinci gün Tuba yla görüştük. Tuba kamu yönetimi okuyup iki yıl bir bankada uzman yardımcılığı yapıp bunlar bana göre değil deyip şu an tıp okuyan öğrenci :S Stajyer anne balkabağına dönmeden eve gel Ece seni özler diyor... Tuba yla Mihrabat Korusuna gidiyoruz insana huzur veren bir manzara. Boğaz, hanımeli ve iğde kokuları (laleler gitmişler çoktan ama) herhalde tek başına günler aylar geçirilebilecek bir yer saatlerce otur dinlen kendini dinle... Koyu güzel bir sohbetin ardından Beykoz da akrabalarım var sıkılmazsan beş dakika uğrayalım dedi. Gittik tek katlı bahçeli bir evde yaşayan abi kardeş iki sevimli ihtiyar. Mücella Teyze sürekli bir şeyler taşıdı mutfağından balkona çilekler için ayrı şeker tabakları erikler için ayrı tuz tabakları :) ve çok sevdiğim pancar turşusu yeni yapmış ben sevip yeyince çocuk gibi mutlu oldu renkli renki süper şallar verdi biz üşüyünce sanki beni uzun süredir tanıyomuş gibi sardı sarmaladı yine gel dedi çok sevdim bizim 5 dakika oldu 2,5- 3 saat ben severim yaşlı insanların anlattıklarını masal anlatırlarmış gibi dinlerim tatlı tatlı sızlanmadan anlatılan hastalık hikayelerini (o da var bu da var en son bu da çıktı bende Allah sağlık versin herkese) ya da gençlik anılarını bu arada ben balkabağına çoktan dönüşmüştüm :D Pazar günü gece 01:30 da otobüsüm kalkıyor Ece uyumamış yine belli ki beni uğurlamak istiyor saçlarını öpüp kokusunu içime çekip ayrılıyorum özledim bile bebekler bağımlılık yapıyormuş :)