15 Eylül 2009 Salı

benim çocukluğum güzeldi


Bugün yaşadığım birkaç tesadüfle tekrar çocuk olmak istiyorum. Annem pazara gittiğimizde bulduğu ilk tezgahtan kırmızı- turuncu bir aluç alıp takardı boynuma. Bütün pazarı onunla geçirirdim. Şimdi anlıyorum annem onu rahatsız etmemem adına yapardı bunu. Bugün o noter senin bu factoring benim gezerken karşıma çıktılar aldım hemen hem kendime hem de Efe ye… Sonra bugünkü aşti seferinden dönerken bizim sokaktaki berber çıkmış dışarı elinde eldivenler bir poşet yeşil ceviz temizliyor. Bayılırım yeşil cevize hemen temizleyip bana da verdi. Herhalde 10 yaşıma kadar parmaklarım boyalı gezdim yeşil ceviz aşkına. Şimdilerde sakin bir halim olduğu için kimse inanmaz çocukluğumda Hale geliyor diye insanların kaçtığını. Dokuz aylıkken yürümeye başlamışım annem en çok benden çekmiş. 1 yaşında kazana düşüp kolumu yakmışım. İyileşene kadar annem geceleri kolumu havada tutmuş hala duruyor o yanığın izleri. Tam üç kez kolumu kırmışım. İkisini hatırlamıyorum da birinde ilk kez İstanbul daydım merdivenlerde otururken eksik kalan bi korkuluğun gazabına uğrayıp bir kaç kat uçmuştum. Düşündüğümde o uçuşu hala bir yerlerim acıyor sanki. Biz Amasya dayken mahallede her akşam Dokuz Taş oynanırdı ve ben her akşam kafam kanayarak eve dönerdim. Babam ilk bisikletimi ilkokul zamanlarında almıştı galiba kırmızı bmx marka ve o zamanlar bana baya büyük olan bir bisikletti. (büyüyünce de kullansın) Yokuş aşağı kendimi ve bisikleti bırakarak öğrendim pedal çevirmeyi... Bisiklet kazalarım da çok ünlüdür şimdilerde bu yerini yaptığım araba kazalarına bıraktı. Aynı hafta içinde dört kaza haberi ile babamın sonunda sen bu araba kullanma işini bırak dediğini hatırlıyorum. Bir akşam eve dönüyoruz babam ısrarla hadi beraber gidelim yağmur yağıyor diyor. Ben de ısrarla arabamı bırakmıyorum ve olan oluyor. Radyo da o zamanlar beni etkileyen şimdi hatırlamadığım bir şarkı çalıyor oh yağmur da var gözlerimi kapatıp kafamı koltuğa yaslıyorum yasladım derken öndeki arabaya çarptım tabi babamın dilinden uzun bir süre kurtulamadım! Yanlış anlaşılmasın bildiğiniz ve sürekli gördüğünüz bayan şoförlerden değilim kesinlikle.
Hiç susmadan sürekli konuşurmuşum adımı gürültü makinesi koymuş büyük amcam... Hala der gürültü makinesi ne o hiç sesin çıkmıyor? Babamın köy evindeki bütün ağaçlara tırmanıp ağaçlarda konserler verirdik köy halkına. O zamanlar tek zorlandığım ağaç arka bahçedeki kiraz ağacıydı. Tırmanacak küçük dalı hiç yoktu ve kirazlara ulaşmak o kadar uzun bir yolculuktu ki... O ağacı en son gördüğümde bu muydu benim en uzun ağacım demiştim. Canım Esram zeytin çekirdeklerini yutardı hep ben deneyip başaramazdım o zaman o benim çıkardığım çekirdekleri de yutardı :) Köyün garajında uçak kayışından yapılmış tahterevalli salıncağımız vardı ve garajın tavanını görene kadar yükselirdik. Eski su deposu kaydırağımızdı. Kimse merak etmezdi saat dolunca pasaklı pasaklı da olsa eve döneceğimizden emindiler çünkü. Babannem bez bebekler yapardı bize, iskeletini oluşturan odunları ve saçları için mısır püskülünü biz arar bulurduk kıyafetler ve montaj ona aitti. Daha çok şey var aslında yazılacak şimdilik bu kadar olsun. Ben mutlu eğlenceli bir çocukluk geçirdim. Efe apartmanın garajında bisiklet sürebiliyor ancak ya da akşamları bir saat geçirdiği parklarda atıyor bütün enerjisini... Kesinlikle sitede oturmak gerekiyormuş bunu anladık.