28 Ekim 2009 Çarşamba

susmak

Susmak tepkisiz kalmak ya da olmamış, duymamış, görmemiş gibi davranmak bu ara herkesin favorisi biliyorlar aslında beklenildiğini ama yine de nedense çıkmıyor sesleri...

12 Ekim 2009 Pazartesi

happppşuuuuuu

Dün Dilekom a kahvaltıya gittik. Zeyno büyümüş pıtır pıtır yürüyor. Elinden tutup bütün evi gezdiriyor. Oyuncakların düğmesine basmaya kendi gücü yetmiyor parmaklarımızdan tutup düğmelere bastırıyor. Saçına saçıma tokalar takıp herkese gösteriyor. Şimdiden aynaları çok seviyor. Uyutmak için kullanılan nevresimi görür görmez başlıyor ağlamaya... Sırayla kuş ne yapıyor, kedi ne yapıyor, köpek ne yapıyor denildiğinde başlıyor taklitlerini yapmaya. Sırayı farklı söylersen karıştırıyor, ezberi bozuluyor. Çorapla olduğunda mutfağın karolarında kayıp düşüyor poposunun üstüne. Uykusu olmasına rağmen direniyor, tüm pili bitene kadar yürüyor, oyuncak telefonun ipinden çekip gel gel diye telefonu çağırıyor, hoşçakal diyene bir güzel el sallıyor... Ben ablasıyım diyorum Dilek ısrarla teyzesi diyor. Hale Teyze!!! Adımın sonunda "teyze" olması garip geliyor kulağıma alışırım herhalde...
Grip olmaktan, hapşurmaktan, burnumun kıpkırmızı olması durumundan nefret ediyorum. Düğün düğün gezerken çok fena üşütmüşüm. Eve gidip yatmak istiyorum ama gidemiyorum annem bütün anahtarları evde bırakıp çıkmış, eve girebilmek için Elmayra nın dönmesini bekleyeceğiz...

9 Ekim 2009 Cuma

mutsuz insanlar ordusu

Kimseyi mutlu edemiyorum. Ya da o an için mutlu oluyorlar da bu mutluluk çok kısa sürüyor. Herkes bir şeylerden yakınıyor, o olmayınca öbürüne bu olmayınca diğerine takılıveriyolar, olanların kıymetine değil de olmayanların olmayışlığına kapılıyorlar. Aslında kurtulmam gerek insanların dertlerini kendime de dert etmekten. Zamanla yaptıkların görev olarak üzerine yapışmaya başlıyor. Artık onlar için bir iyilik yapmış olmaktan çıkıyor yapmadığın zaman kötülük yapmış oluyorsun sanki. Böyle bir şey ben de anlamadım kimsenin anlamasını da beklemiyorum ama artık mutsuz insanlar görmeyi istemiyorum. Dedemin aldığı bir kutu çikolata hala günlerce mutlu edebiliyor beni. Gerçi o özel bir çikolata rahat 25 yılı var ben kendimi hatırladığımdan beri dedem beni ne zaman görse çıkartıyor cebinden her zamanki çekmeceli kırmızı kutuyu. İki gün önce Ankara daydı. Onları karşıladığımda arabaya biner binmez sıkıştırmaya başladı anneannemi hadi versene kızın çikolatasını :) Yaşlanmış dedem, denge problemleri var bir baston taşıyor artık, hafıza problemleri de var ama yine de unutmuyor benim payıma düşen kırmızı kutuyu. Sıkıntıdan dertten hastalıktan stresten ağlanan bir duvar değil de mutluluktan ağlanan bir duvar olmak istiyorum. Herkes iyi haberler versin her şey yolunda ve eğlenceli gitsin istiyorum. Bu eğlence takıntım yüzünden adımı gezintiye çıkardı Artuğ bir gün de evde oturalım diyor oturmayalım bence hep gezelim. Dün bir düğündeydim. Çok eski bir arkadaşın düğünüydü ortaokul zamanlarından kalma bir kaç arkadaş vardı benim masamda biraz sıkıldım ama mutlu bir gündü ve herkes gülüyordu...