17 Aralık 2010 Cuma

İstanbul Yolcusu :)

Kurulu, doğuştan gelen ya da bunca yıl zamanla kazanılan, yerini benimseyip hiç bir üst versiyonu kabullenmeyen programımdan bu aralar hiç memnun değilim. Üst versiyon değil de köklü bir değişim gerek. Yeniden programlanmam şart...

Alışverişe vurdum kendimi, hadi hayırlısı... Ne görürsem alıyorum yine. İlaç kullanmıyorum ve kesinlikle bir ilaç kutusuna ihtiyacım yok ama sırf sevimli duruyor diye kendime ilaç kutusu aldım. Şimdilerde kime hediye etsem diye düşünüyorum. Yaptığım alışverişin % 25 lik kısmını çoraplar oluşturuyor bütün aileme yetecek, hatta bir stant kurup satacak kadar çorap almışım ne mutlu bana!!! Ne zamandır bir mp3 player alma hayalim vardı da gerek yok deyip kendimi oyalıyordum ama bu dönemde yenik düştüm. Herhalde iki- üç hafta olmuştur alalı ama kutusundan bile çıkarmadım. Aslında ihtiyacım olan yeni bir telefondu. Telefonum yine kendi kendine hoplayıp, zıplayıp, masalardan düşerek baya bir eziyete uğradı, gördüğü şiddete artık isyan ediyor ve kimse anlamıyor bana niye telefon dayanmıyor anneme de... Her ne kadar kullanamasa da, evde nerede olduğunu bilmese de, çaldığında umurunda bile olmasa da (yanından geçenler hanımefendi telefonunuz çalıyor dediğinde farkediyor çalanın kendi telefonu olduğunu), bir şekilde bozuyor nasıl oluyorsa... Benim ki hani kabul etmek istemediğimiz, garantisi devam ediyor diye sevinçle tamiri için başvurduğumuzda neredeyse bütün elektronik cihazlar için geçerli, genel kabul görmüş ya da en çok tercih edilen bir cevap olan "kullanıcı hatası" kabul ama sanırım annem teknolojinin bıraktığı % bilmem kaçlık hata payını buluyor galiba her seferinde :)

Son zamanların en güzel haberi Aslı işe başlıyor, artık bu yıl son kpss ye girmeyeceğim neresi olursa olsun diyordu ki İş ve İşçi Bulma Kurumuna Uzman Yardımcısı oldu, çok da esprili oldu. Kırk gün kırk gece kutlasak az, İstanbul a gidiyoruz en çok sevdiklerimizle kutlama yapmaya :) Bu grup artık İstanbul da biraraya gelemez çünkü yeni adresimiz Samsun Ayvacık olacak. Saklı bir cennetmiş, belki deniz yok ama içinden Yeşilırmak geçiyormuş, fotoğraflar çok güzel, baharda buluşma yerimiz Ayvacık...

Bu yıl zaman çabuk geçti, senenin sonu nasıl geldi, bir çok olay, kayıp, kırık, heyecan nasıl birbirinin üstünde daha dün gibi, bazen de üzerinden yıllar geçmiş gibi... Zamanı ölçmek için dakikalar, saatler, günler, takvimler kullanmamız bazen ne kadar da anlamsız, zamanın geçişi, durumdan duruma kişiden kişiye değişirken... Birini beklerken ne kadar uzun, geldiğinde ne kadar kısa... Çocukken değil de büyümeye çalışırken okuduğum bir çocuk kitabından alıntıdır. "Momo". Fonda da Ezginin Günlüğü var, hala sayfalarını karıştırdığımda duyuyorum en çok dinlediğim en çok sevdiğim şarkının sesini... (Aşk Bitti)

4 Aralık 2010 Cumartesi

sessiz çağrılar

Neden tanımadığım insanlarda bile hiç konuşmadan özel hayat, problem, dert, tasa ne varsa dinlenir etkisi yaratıyorum anlayamadım. Benim göremediğim bir not var sanki alnımda üzerinde; " Seni Dinler Anlaaattt" yazıyor. Kullandığım taksinin şoförü telefonda kız arkadaşıyla tartıştı. Kadınlar çok tehlikelidir, çokça yalan söylerler, anlayamıyorum, bir insanın evdeyken telefonunun pili biter mi? ,... Anlattı da anlattı ve onaylamamı bekledi. Dahası kız arkadaşı evliymiş, kendi de evliymiş, beş yıldır da birliktelermiş!!! Uygun bir yerde ineyim lütfen...
Bugün Burcu yu istemeye geliyorlar yarın bizim evde nişan yapılacak evde bir bayram havası ama babamdan alevler fışkırıyor nedense. Annem pasta, börek hazırlık yapıyor nişan gününe. Babam ne diye hazırlık yapıyorsun kızı daha istemediler, nereden biliyorlar vereceğimizi, belki beğenmeyeceğiz damadı, bugün git bir ay sonra tekrar gel diyeceğiz, ben isteme de problem çıkartırım ona göre, izin vermem... Benim yaptırdığım güzel kurabileyeleri görünce bana da problem çıkartıp söylenecek galiba... Kardeşinin kızına bunu yapan kendi kızlarına neler yapar? Bir örnek: Darısı Hale nin başına diyen canım arkadaşımı düşünüp düşünüp "Hale daha çalışıyor" cümlesiyle şoka uğratır :) Ehhh emekli olunca artık :)

Bu ara sessiz çağrılar gönderiyorum aslında en yakınım olup da çok uzakta olana ama artık hatırlanmak için uğraşmıyorum. Konuşmadan anlamayı ve anlaşılmayı özlüyorum belki de...

Bir mezarlık nasıl bu kadar huzurlu olur anlamadım. Dedem gideli neredeyse iki ay olmuş, onu şimdiden çok özledim. Uzakta olunca yokluğunu duymuyorum sanki, bekliyormuş gibi yine gelmemizi. Hiç rüyamda görmedim, babam da görmemiş ve kıskanıyor, bozuluyor üçüncü şahısların dedemi rüyasında görmesine.

23 Eylül 2010 Perşembe

haberler güzel


Bugün dedem yoğun bakımdan çıktı :) Bir haftadır üzerime yapışan, özellikle hava güzelken daha sinir bozucu olan gribimden kurtulur kurtulmaz ziyaretine gideceğim. En son, dört beş yıl önce montsuz daha rahat kayabiliyorum deyip bu kadar grip olmuştum. Sonunun kırgın bittiği ama yine de döndüğümde hala umudun olduğu, bir Uludağ tatiliydi. Kışa olan özlemim azalıyor grip oldukça... Dedem babamı görür görmez başlamış azarlamaya nerelerdesin sen, niye yoksun, niye beni bunların eline bıraktın, bunlar canımı aldılar diye... Ehhh dedem gayet iyi durumda dedirtti bana bu duyduklarım. Zayıflamış, sıkılmış, sürekli konuşmak, anlatmak istiyormuş. Çok ağrısı ve hafif dengesizlikleri varmış. Artık iyileşir iyileşmez koşarım hikayelerimi dinlemeye bir sonraki ameliyata kadar rahat nefes alıyoruz bu zamanlarda...

Merakla okuduğum kitabın filminin gelmesini bekliyorum. Ben olsam almazdım hala devam eden çok satanlara olan ilgisizliğimden (bu kitaptan sonra bu gelenekçiliğim değişir belki de şimdilik bir kötülüğünü görmedim çok satan kitabımın, hoş diğerlerinin de görmemiştim ama takıntı işte:) Elmayra nın hediyesi... Henüz bitirmedim ama garip bir şekilde dünyasına aldı beni kitap. Belki kurgudan çok gerçek hikayeleri sevdiğimden belki de filmde Julia Roberts oynadığındandır bu merak. Hem çabucak bitirmek hem de bitirmemek arasında gidiyorum, kitap hep elimde olsun istiyorum. Bu yavaş gidişin diğer sebebi de elimde iki kitap daha olması. Her seferinde söz veriyorum kendime birini bitirmeden diğerine başlamayacağım diye ama dayanamıyorum yarım bırakıyorum. Bazen de hoşuma gidiyor bu yarım kalmışlık. Bir tezat daha kitabı çok beğendim ama çeviriyi beğenmedim. Orjinalini mi okuyorum? Hayır. Anlatması uzun, zor ama sanki çeviride bir şeyler eksikmiş gibi tam olarak ben de bulamadım ama öyle işte...

15 Eylül 2010 Çarşamba

yarın büyük gün

Bayramda babamın köy evindeydik ev süper olmuş hiç bir eksik yok yanlış mimariden kaynaklanan teras katının merdivenlerinin içeriden değil de dışarıdan geçiyor olması ve teras katının kapısının bile olmayışı dışında :) Bayram boyunca dedem hastaydı ilk defa bayram namazına gidemedi. Yaşlı insanlar neden inatla ilaçlarını zamanında ve tam almayıp kendilerine bakmazlar anlayamıyorum. Güvenmiyorlar mı doktorlara? Amasya daki doktorlar mide ağrısı önemli değil dedi ağrılar devam edince cumartesi günü hızlı bir şekilde döndük Ankara ya, meğer dedemin aort damarında 6,5 cm büyüklüğünde bir baloncuğu varmış, canlı bomba gibi geziyormuş, Allahtan patlamamış. Yirmi yıl öncesinden bypass ameliyatı olmuştu, dün anjio oldu, şimdi baloncuğun yanına dört tıkalı damar daha eklendi. Yarın ameliyat olacak kendi bile inanamıyor ameliyat olacağına... Çok güzel hikayeleri, kısadan hisseleri vardır dedemin, bayramda ziyaretine gelen herkese bir hikaye şanslı olanlara iki hikaye düştü. Şimdi hastanede ziyaretine gelenlere anlatıyor. Hikayeler çok güzel ama dinlerken sabırlı olmanız gerek çünkü gerçekten çok yavaş anlatıyor ve kendi dahil herkesi bir güzel ağlatıyor. Umarım daha çok uzun zamanlarımız olur da bütün hikayeleri tekrar tekrar dinlerim. İki kolunu da morartmışlar kan alıyoruz diye ama yine de sesi çıkmıyor hemşilerine ve doktorlarına şiirler okuyor. Hafızası çok kuvvetlidir sanmayın başkaların şiirleri hepsi kendi şiirleri ve kayıtları yok. Eski evin duvarlarında, dolaplarında yazılı olurdu bazı şiirler, doğum tarihlerimiz ve ölüm tarihleri... Yarın bypass ameliyatı olacak tekrar, az önce görüntülerini izledim bir kalp bu kadar eziyete nasıl dayanır? İlkinde dayandı güçlüdür dedemin kalbi buna da dayanır. Tüm sevdiklerim burada kalsın hiç bir yere gitmesin hep benimle kalsın istiyorum.

29 Ağustos 2010 Pazar

Taşınıyor (uz)



Taşınan biz değiliz de eşyalarımız buradan Amasya ya taşındı... Henüz yenilerini almadık boş bir evde boya, sistre kokusuyla bir ay geçireceğiz. Annem o kadar kararsız ki henüz hiç bir şey alamadı. Bir gün babamla gezdiler, babam burnundan alevler fışkırtarak siz ilgilenin ben daha fazla dayanamayacağım neyi beğeniyorsanız beğenin ben gidip alıyım dedi. Genlerinde bulunan alışveriş sevmeme geri dönüşümü sandım annemle mobilya bakmaya çıkana kadar. Bir gün Siteler de Ayşe yle, bir gün önümüze gelen tüm mobilyacıya ve bir başka gün mobilya üzerine kurulu büyük bir alışveriş merkezine gittik. İki gün önce yine gazetede gördüğü bir kaç ilan peşinde gezdirdi beni... Ehhh artık bu kadar gezdik sen seç dedim. Daha ne kadar baktık ki dedi? Daha nereye bakabiliriz ki? İstanbul, Bursa, İtalya...? Dahası gezdiğimiz yerlerde hiç bir şey beğenmedi. İlk gezdiği yerde gördüklerini unutuyormuş, karar vereceği rengi görmesi gerekiyormuş, siz bize şu üç renkte mobilya takımı hazırlayın biz hangisini beğenirsek onu alalım, hatta eve getirdiği mobilyayı bile beğenmeyebilirmiş, geri gönderme garantisi de verin :) Babam haklı. Elmayra babamla annemi yalnız bırakmayalım böyle giderse babam cinnet geçirip annemi öldürür ben annesiz kalmak istemiyorummm der. Oturma grubu olarak her şey yatak olabilsin istiyor haklı misafir bol buna yaklaşımımız; oldu olacak üçerden altı ranza at yatakhane yapalım bir odayı, sen de rahat et biz de :) Benim aklıma gelen sizin de aklınıza gelmiştir eskilerini nasıl almıştık? Annem aaa hatırlamıyor musun neredeyse boşanıyorduk!!! Bana kalsa hiç farketmez özünde alacağımız bir üçlü koltuk, bir ikili, iki tekli, bir yemek masası ve sandalyeleri.... Bu işin daha halıları ve perdeleri var onları düşünmek bile istemiyorum. Annemin bir odaya beş tane halı alıp, getirip, serdirip hiç birini beğenmeyip geri gönderdiğini, kafasına göre halı bulamayınca ağladığını gördüm!!! Hiç normal değil. Hangimiz normaliz ki? Ben evin bu halini sevdim ne güzel hiç eşya yok, çok minimal. Salona bir halı ve bir kaç minder attık, duvarda televizyonumuz, perde olarak sadece güneşlik var, süslü, katmer katmer ne işe yaradığını anlamadığım, yıkanması için en az bir hafta, ütüsü için ayrı bir hafta uğraştığın, sen takamadığın için takılması için birilerini çağırdığın perdeler de yok :) Amasya daki evimizde mutfak ankastreymiş, ehhh komşuda pişen bize de düşer, yakında mutfak diye bir şey de kalmayacak evde :) Mutfağa bir antipatim yok, her şey pratik yerli yerinde yani ankastre olabilir... Annemle bu kadar uğraştıktan sonra kendi evim olsa ne hale gelirim bilmiyorum, ben de bu kadar kararsız olur muyum? Alışverişi annemle yapmayacağım kesin :) Bayramda Amasya daki evdeyiz mecburen... Umarım babam tatillerinizi burada geçirin diye tutturmaz yok yok kesin tutturur da umarım biz buna direnebiliriz :) Ev boşken serdim salona 1500 parçayı, annem dönmeden bitirmem gerek :) Ev dağınık, kafam karışık yazdıklarım da dağınık kalsın hiç uğraşmıyorum...
Geri dönüşüm konusunda aştım kendimi, Özcan Abi ye dur onu çöpe atma buraya at diyorum sürekli, çıldırmak üzere. Bir de Şekerbank' ın bir kampanyası var çocuklar için oyuncak, kitap, kalem vs topluyorlar. Eşyalar taşınırken Efe yle üç kutu oyuncak, kitap, kalem ayarladık bağışladık. Oyuncakları seçerken abla bunun tekerleğinin biri kırılmış bunu koymayalım ayıp olur, istersen kalemleri kalemliğime koyup öyle gönderelim benim başka kalemliklerim var hem kalemlik de lazım olur, benim çok çantam var onlardan birini de koyalım mı? Bu çocuğun paylaşımına bayılıyorum.
Bu diş doktorlarının 20 yaş diş düşmanlığı nereye kadar? Bunu çekelim iyi çekin bakalım, ağrımayan, bana hiç bir problemi olmayan, kendi halinde takılan, hatta diğerlerine göre baya sağlam olan dişimi çektiler. Bütün gün kanadı, dört beş saat geçmeyen uyuşma, üstüne şişme, ofiste volta atmama neden olma, bugün üçüncü gün olmasına rağmen hala ağrıyor... Niye çekin dedim ki? Mümkünse hepsini çekin de kurtulayım :) Öyle bir bastırmış ki çeneme hala ağzımı açamıyorum... Bu arada diş doktorunda elimi tutacak birini buldum sonunda, ağrıdan gecelerimi gündüze çeviren, artık kendi kendime uyguladığım antibiyotik tedavilerine cevap vermeyen diş, koltuktaki titremelerimi artırıyor, doktor ona vuracağımdan mı korktu bilinmez Mediha Hanım (asistanı) hanımefendinin elini tutar mısınız? Bütün tırnaklarımı geçirdim resmen, bulduğum ele :)

- Ağrı kesici alın.
- Kaç saatte bir alayım? Altı saat iyi mi?
- Ne yaptınız leblebi mi bu 12 saatte bir yeter :)

Bir haftadır yastığımı arıyorum, nereye kaldırdılarsa bulamıyorum, onsuz rahat uyuyamıyorum, boynum tutuluyor, yüksek yastıktan hiç hoşlanmıyorum, yastığım kağıttan biraz kalın :) Tam da geceleri üşüyorum artık derken hava yeniden ısınmaya başladı :( Aklıma ne geldi, gece üşüyüp kendine yorgan alıp, ablasına almayan, sabah onu pikenin içinde kaybolmuş, tortop olmuş ısınmaya çalışırken bulan, üzerindeki yorganı ablasının üstüne yataktan kalkarken atan Ebru ve yorganın ısıtma gücüyle genleşen Burcu :)

21 Ağustos 2010 Cumartesi

çilek :)


16. şubat 2006 : Kışın en soğuk zamanında, ben nihayet içimde yenemediğim bir yaz olduğunu öğrendim... Bir yerlerde buldum bunu niye yazmışım hatırlayamadım.




Ada çok güzeldi, halamın Yoncaköy deki yazlığına gittik Ayşe yle, ömrümün sonuna kadar orada yaşıyabilirim. İşim yakın olsa da sabah akşam deniz kenarında bir yazlık evde kalıyor olsam. Halamın arkadaşları Muhabbet Teyze ve Tülay Teyze vardı. Bir insana ismi bu kadar mı yakışır? Adı Muhabbet diye mi çok konuşuyor ya da çok konuştuğu için mi adı Muhabbet bilemedim. Üç gün boyunca anlattı da anlattı. Oğlu Cevat tan, gelini Berna dan, ona eziyet eden vefat eden hiç bir zaman hakkını helal etmeyeceği eşinden, çektiği sıkıntılardan, Elazığ dan... Offf ne çok konuştu, bir de sürekli yedi :) Hep konuşup hiç dinlemiyordu, aslında soru da sormuyor sadece anlatıyordu. Senin onu dinleyip dinlemediğin de önemli değildi onun anlatması yetiyordu böylelikle rahatlıkla dinliyormuş numarası yapabilirdin. Tülay Teyze, namı değer atom karınca, kanserden vefat eden kızı ve yine kanserden erken giden, doğumumdan bir gün önce dayımı sarhoş edip, hadi hastaneye şimdi gidelim diye tutturan, ortalığı karıştıran ve geceleri ona şiir okuyan eşi...


İlk gün ayağıma kestane battı aslında annem bulurdu onları her yaz, bu yaz bana kısmetmiş, halam Amerika dan ithal yaşlı bir doktor buldu, o çıkardı büyüteciyle tek tek kestane dikenlerini, tam 14 tane :) Kitaplığımda okuyamadıklarım bölümünde sürünen kitaplardan birini bitirdim:)

Dün doğumgünümdü ve ben yine iki gün önceden kutlamalara başlamıştım :) Elmayra çilekli pasta yapmış bana, bu kız kime benzemiş bize benzememiş acayip güzel yemek yapıyor, bulgur pilavı annemin yaptığından daha da güzel oluyor, fırında sebzeli tavuklar, köfteler, çeşit çeşit çorbalar, belki bir gün bana da bulaşır! dün de Ayşe çilekli pasta yaptırmıştı... Zeynep pastayı değil çilekleri sevdi :) Bana hiç yüz vermedi yine ama ben yokken beni seviyormuş biliyorum. Çok şanslıyım beni seven, önemseyen bir sürü arkadaşım, dostum, kuzenlerim, kardeşlerim var :) İyi ki varlar... Gelemeyenler de telefonla ortak oldular gecemize :) Söğüt ve Domaniç den kırmızı güller geldi afiyetle yedim hepsini kimseye vermedim :) ve Dilekom dan rengarenk çilekler geldi... Bu doğumgünü bol çilekliydi :) Artık dikili ağacım var :) Canım arkadaşım fidan diktirmiş benim adıma...
Aramasını beklediğim biri daha vardı unuttu ama bu yıl zaten unutma yılıydı biliyordum unutacağını... Kendime huzurun hep yanımda olacağı ve başlangıcı bol bir yıl diliyorum :)

12 Ağustos 2010 Perşembe

üç nokta


Ohh beee depresyonumun sebebi bulundu... Kim demiş otuz yaş bunalımı diye :) sadece vitamin eksikliğiymiş :) Demir depolarım boşalmış, hiç D Vitaminim kalmamış gibi :) Leyleği havada görme modum devam ediyor, geçen haftasonu Bolu daydım, sevimli mi sevimli, güler yüzlü, huzurlu, minik bir prenses görüp geldim :) Sıcağa ve benim halsizliğime rağmen çok iyi vakit geçirdik. Tekrarlamak gerek düzenli olarak :) Zaten ben bu minik kızı özlerim sürekli görmek isterim...

Kim seviyor yazı? Keşke hep bahar ya da hep kış olsa :) Nefes bile alamıyorum sıcaktan. Bizim ofisimiz hiç sıcak olmazdı doğal klimalıydı ama bu yıl klima almak şart oldu, yarın takılıyor yaşasın :) 2008 yazı geliyor aklıma. Odamın elektriği anahtara bağlı değildi. Sabahtan klimayı açıp (biraz da kuşa zarar verebilmek adına) akşama kadar Sibirya ya dönen odama girip pikeme sarılıp keyifle uyurdum :) Uyuyamıyorum iki üç defa kalkıp kendimi duvara yapışmış buluyorum (hoş duvar bile soğuk olmuyor ama), temiz hava alabilmek için balkona koşuyorum...

Geceleri uzun uzun yazıyorum, sayfalarca, birbirinden alakasız ne kadar şey varsa yazıyorum, mantıklı cümlelere de ihtiyacım yok birbiri arkasına sıralanmış, bildiğim tüm kelimeleri de yazabilirim. Kullandığım defter bitsin diye uğraşıyorum yeni bir deftere ihtiyacım varmış gibi, parmaklarım tekrar nasır tutsun, elime bulaşan mürekkep iki gün geçmesin istiyorum. Yazdıklarım hayalle gerçek arasında gidip geliyor, masalımsı oluyor bazen anılarımı tazeliyorum unutmayayım istiyorum hiç bir ayrıntıyı, unutmayayım diye yazıyorum, önemli önemsiz şeyler hatırlıyorum dedemin arkadaşı Musa Dede, Arıcı Dede, Jet İmam olarak tanınırmış mesela Amasya da, sinema namaz zamanına denk gelirmiş, insanlar ve kendi yetişebilsin diye hızlı kıldırırmış namazı, sinemaya yetiştiren imam olarak da tanınırmış. Bu da nereden nasıl geldiyse aklıma bunun gibi sağdan soldan duyduğum garip hikayeler dolaşıyor aklımda onları yazıyorum... Merak ediyorum bir çok şeyi, merak ettiklerim üzerine hikayeler yazıp uyduruyorum... bir de bu üç nokta takıntıma takılıyorum. Neden üç noktayı çok seviyorum diye? Bu bitmemişlik nereye kadar diyorum.

Gerekli gereksiz ne olsa gözlerim doluyor (kesin D Vitaminden:). Ayşe yemekhaneye indim pek kimse yoktu senin gibi hassas kadınlar vardı sadece dedi. Neden benim gibi oluyorlar ya da ben onlar gibi? Yemeklerini beğenmeyip ağlamaya başladılar, kavun gördüler ona üzülüp ağladılar dedi... Durumumun özeti budur. Özcan Abi bugün saçların güzel olmamış dedi diye bir saat ağladım, susturamadım kendimi, garipleştim bu aralar göz yaşı deliğim büyüdü belki de... Ya da bu aralar göz yaşı hormonum fazla salgılanıyor, bir gariplik var ya çözemedim gitti. Cuma günü Kuşadasına gidiyorum, üç günlük bir tatil belki iyi gelir bu garip halime, belki düzeltir, tamir eder beni, eksik çivileri yerine takar. Ösys den boyumun ölçüsünü aldım benden geçmiş dedim :) Bir yüksek lisans programı kurtuluşum olabilir.


26 Temmuz 2010 Pazartesi

saçmalıyorum...

Saçmalama dönemine girdim. Böyle bir dönem varmış hep vardı da varlığını tam anlamıyla kabul etmediğimden göremiyordum o kadar... Saçmalamaya bir başlamadı mı önüne geçemiyorum kar topunun büyüyüp büyüyüp toplayacağı kadar karı toplayıp da bir yerde gücü, hızı azalıp yavaş yavaş kendiliğinden durana kadar devam ediyor saçmalamam... Saçmalıyorum, aklıma ilk gelen gerekli çoğu zaman gereksiz ne varsa yazıyorum... Saçmaladığımı anlayınca da can sıkıntısı başlıyor, başıma sürekli güneş geçiyor gibi... Pazar pazar bu güneşte, kırk saatin sadece ikisini uyuyarak geçirmiş olmama rağmen ne işim var benim dışarıda? Doğru, sendeleyene kadar kendime eziyet edip, saçmaladım. Niye olduğunu anlamadığım gereksiz alınganlıklar, ufak tefek nedensiz kırgınlıklar... Kafamdaki çivi sayısı eksilmiş gibi, bir kaç çivi çakarsam gerekli bölümlere sorun kalmayacak gibi...

22 Temmuz 2010 Perşembe

şapkadan tavşan çıktı :)




Çürüğe ayrıldım duyrulur. Uzun zamandır halsizlik üzerime yapışmış bir türlü bırakmıyordu. Tansiyonum sürekli düşük zaten düşüktür de (p.s: tansiyonu düşük olanların ömrü uzun olurmuş :) bu aralar 8 e 4, 7 ye 3,5 bayık bayık geziyorum... En iyisi kan sayımlarına baktırmak bir doktora gitmek dedim. Aldım randevumu dahiliye bölümünden, doktorum şapkadan tavşan çıkarır misali boğazınızda bir şey var bunu hiç gösterdiniz mi? hımmm evet benim bademciklerim yok onun yerine bir şey şişti sanmıştım göstereyim... İyi huylu, temiz kalpli bir tümörüm varmış. Almaları gerekmiş büyüyebilirmiş... Dün akşam halsizliğimin üzerine gideyim diye ofisten eve yürüdüm. Sabah kalktım ayağım şişmiş, üzerine basamıyorum, ağır aksak sürünerek yürüyorum. Zamanında eskiden ne zaman hiç bilmiyorum kırılmış meğersem bir kemik sonra kendi kendine kaynamış başka bir yerlere, şimdi onun üzerine bir şey yapışmış o yapıyormuş ağrıyı. Yapacak bir şey yok buz koy bu kremi sür üç haftaya iyileşirsin... Dişim zaten ne zamandır ağrıyor, gözlerim polenden dolayı alerjik, şişip kızarıyor... Annem tatilde nazlanacak, mızmızlanacak bir kurban bulmalıyım :)

17 Temmuz 2010 Cumartesi

Bath :)


Nereden başlasam anlatmaya bilemedim... En güzeli cezveden başlamak :) Canım arkadaşımın buradan tek isteği Türk kahvesi ve cezve olmuştu. Annem aldı her şeyi kahve fincanlarına kadar bu arada gitmeden önce ne kadar iş varsa bitirmeye çalışıyorum gece onlarda onbirlerde çıkıyorum ofisten. Bavul hazırlama işlemi de son geceye kalınca kahve, çifte kavrulmuş lokum kahve fincanları derken cezveyi bavula koymadığım havaalanında aklıma geliyor bavulu verdikten sonra... Sordum güvenlik görevlisine el bagajımda cezve olur mu diye olur dediler... Havaalanından bir bakır cezve aldım olmuyormuş meğer... Ehhh küçük bavullar da satıyorlarmış bir de küçük bavul alıp içine yegane kıymetli bakır cezvemi koyup tekrar bavul teslim ettim :) Kahveyi tencerede yapacak değildik ya... Pencere kenarı mı isterdiniz? Evet evet lütfen hiç Atatürk havaalanına inmedim deniz üzerinden inişini ve kalkışını görmek süper olur... İnişi gördüm de Londra uçağında benim pencere kenarı acil çıkış kapısına denk gelmiş... Başlangıçta çok üzüldüm hiç bir şey göremeden gideceğim diye ama sonra şükrettim iyi ki acil çıkış kapısı diye bir güzel ayaklarımı uzatarak gittim çok rahattı dönüşte de acil çıkış kapısı lütfennn :) Uzun bir otobüs yolculuğunun ardından sevimli, huzur dolu, bol ağaçlı tek renk Bath daydım :) Şehrin ortasından Avon Nehri geçiyor ve ben Bath a aşık oluyorum... Esin nin evin bahçesinde süper bir kahvaltı Jessica ve Uju ile tanışma sonra şehri tanıma :) Babam Esin le konuşuyor hımmm kızımı sana emanet ettim aman elini bırakma kime gerek kaçırırlar falan emanetine iyi bakacağım sözleri :)  Yorgunluktan güzelim parklarda bahçelerde uyuklamaya başladım :) Kim demiş İngilizler soğuk olur diye gayet sıcak kanlıydılar ve anormal derecede kibarlar ben çarpıyorum onlar özür diliyor. En çok kullandığım iki kelime Sorry- Thank you :) Alışveriş merkezi sevmiyorum ya Bath da cadde vardı... Her yerde sepetler içinde rengarenk çiçekler :) Yeşile bu kadar hasret olduğumu orada farkettim.... Aaaaa ne kadar büyük ağaç şu çiçeklerin güzelliğine bak burada da büyük ağaçlar var orman ne güzelmiş, çıldırmış gibiydim çiçek tohumlarından anneme de getirdim bakalım çiçeklerim burada güzel açacaklar mı? 21: 30 da yürüyüşe çıkıp, dalından kiraz toplayıp, 22:30 da güneşi batırıp, saçmalamayın bu saatte ne yürüyüşü sorularına cevap verip eve dönmek mükemmeldi :) Bir gün klasik İngiliz kahvaltısı yapalım dedik. O tabaktaki her şeyi yersen ertesi güne kadar acıkmazsın galiba :) Saat 23 de bütün publar kapanıyor açık bir kaç yer var sadece son gece gittiğimiz Yunan barı onlardan biriydi :) Opaaaaa :) Orada kaldım sanki yaaa biraz daha kalalım dönmeyelim :) Nehir kenarına yerleşmişler mutfakları bize çok yakın ya yemek çok güzeldi... Aaaa o kadar yemek yedirdim ilk defa bu kadar içten yemek çok güzeldi duyuyorum... Aslında bol baharatlı Hint yemeklerini ve Fas yemeğini de çok sevdim :) Kırmızı otobüslerle yapılan minik şehir turu, nehir kıyısından yürümek, havalanan balonlara bakmak bir ay sonraki balon festivalini kaçırıyor olmak, bir kaç hafta önceki Eric Clapton konserini kaçırmak, mis kokulu sabunlar, yağlar, sokakta gerçekten başarılı, dinlendirici müzik yapanlar, zayıf güvercin beslemek, çiçeğe, böceğe, dondurucu markete, trafiğin sağdan akışına, otobüs şoförünün her işi tek başına yapıyor oluşuna şaşırmak, martı sesleri, martı seslerini çok iyi taklit eden ve ileride iyi bir sanatçı olacağına kanaat getirdiğimiz bebek oooo ne çok yazmışım burada tak diye ara vereyim sonra devam edeyim :)

24 Haziran 2010 Perşembe

İnsanların ağzı torba değil ki büzesin !


Yardımcımızla yollarımızı ayırmamız Nasrettin Hoca nın fıkrasını geçti... Kız yeni nişanlandı çeyiz hazırlıyor böyle bir zamanda olmaz, amannn düğünden önce söylemeyin o kadar beklediniz bir ay daha bekleyin, düğünden önce morali bozulmasın, izindeyken o yenisini bulursunuz döndüğünde söylersiniz, aaa yeni biri başlamış işe siz de ne gaddarsınız bi de düğününe gittiniz!!! Önceden alıştırsaydınız şok olacak şimdi!!! Özcan Abi ve ben çok zayıfız bu konuda özel eğitim şart... Daha söyleyemedik hadi hayırlısı... İzinden önceki gün gerekirse çeker giderim diye tehditkar konuşmuştu keşke tamam bizim için problem olmaz deseydik... Düğünden önce olmaz engeline takıldı cümlelerim...

Dedem buradaydı çok güzel patates cipsi yiyormuş yeni öğrendim :)

Sözlüğünde olmaz kelimesinin karşılığı bulunmayan hatta karşılığını bırak bu harflerin yanyana, altalta dizili olduğu kelimenin bile bulunmadığı Büyük Dayı ziyaretlerini sıklaştırdı geç saatlere kadar çalıştırıyor bizi. Geçen hafta Meşrep le aynı anda dağıldık :) Haftanın ilk günü bu kadar eğlenilebildiğini görmemiştim. Cuma cumartesi dağıtıp pazartesi zoraki döndükleri işlerinden mutsuz ayrılıp eve erken gidip, yine bir çalışma günü olan salı gününü beklediklerini sanırdım... Belki de bu çok eğlenen grup, öğrenciydi okullar kapandı, ortalamalar belli oldu üniversite son sınavına ramak kaldı...
Üniversite sınavı demişken geçen cumartesi matematikten sınava girdim gerçekten tam anlamıyla hüsrandı... Ne türev hatırlıyorum ne logaritma ne de hiç bir zaman tam olarak öğrenemediğim integral... Son dakikasına kadar oturdum üç beş soru yapacağım diye başımı ağrıttım... Etrafımdakilerden gereksiz yere kendine eziyet ettin tepkileri aldım bolca... Yeni bir bölüm hayallerimi kapattım ama yine de bu cumartesi olan edebiyat sınava gireceğim :) Belki de sınavdan önce beni gezdirme sözü olan sözünü tutmadı hala diye sınavım kötü geçti... Bahane mi arıyorum? Evet. Bahane görünene değil bilinmeyene...

Vizem çıktı :) Leyleği havada mı gördüm? Yok yok havada görmedim taktım koluma birlikte uçuyoruz :) Haftasonu Çeşme deyim :) Çarşamba günü Londra da dönüşte İstanbul da :) İşim yok mu benim? Var hem de çok çooook çalışmam lazım çooook modundayım...

14 Haziran 2010 Pazartesi

iyiyim :)

Bu haftasonuna kısmetmiş sıkılgan ruhumun beni terketmesi. Huzuru buldum bu cumartesi, sonunda çağrılarımı kabul etti, belki de bıktırdım kabul etmek zorunda kaldı :) Biraz geç kaldı, hiç şikayetim olmadı, yoğundu, yorgundu, çok uykusu vardı, belki biraz akşamdan kalmaydı ama iyi ki vardı. Keşke hep anlatsa ben dinlesem...

4 Haziran 2010 Cuma

Nerelerdesin ses ver diyenlere :)




Buralardayım aslında ama hiç de buralarda olmak istemiyorum :) Ruhum bedenimi çoktan terk etmiş durumda... Beynimi düşünmemeye programlamak ve bu programın kalıcı olmasını istiyorum. Kimseyi düşünmek, kimsenin kaprisini çekmek, herhangi biri için hiç bir şey yapmak istemiyorum... Bunlar depresyon belirtileri mi? Galiba... Bu aralar sadece işe gidiyorum ve düşündüğüm tek şey iş gibi... bir de boş zamanlarımda bölüm bölüm House M.D. izliyorum :) Yasemin cim evleniyor 26 Haziran da, düğün Çeşme de ona gidebilme planları yapıyorum gerçi sağolsun o, en ufak ayrıntıya kadar planlamış, organizasyonu yapmış da ben kendime uygun olan bir seçeneği tercih etmeye çalışıyorum. İngiltere vizesi için evrak toplamaya çalışıyorum aslında onu da yapmıyorum da evrak toplayabilmek için güç topluyorum sadece... Sabahları daha zor uyanıyorum, bazen duş almaya bile halim olmuyor, öğleden sonra geçiyor uyuşukluğum... Spor yapmıyorum, annem üçer beşer kilo veriyor ve bu durumu kıskanıyorum galiba :)

Bu ruh haline alışmalı mıyım ya da bu uyuşuk, sıkılgan ruh halinin gidip yenisinin geleceğine mi inanmalıyım bilemedim. Ama hep olumlu düşünmüşümdür bu kadar yazdığım olumsuzluk üstüne bile bu haftasonu terk etsin hiç bir halini sevmediğim yeni ruh halim :)

1 Haziran 2010 Salı

Eyy huzur!!!













Nerelerdesin? Yine yoksun. Ne kadar çabalasam da sana ulaşmayı başaramıyorum, kıramıyorum kabuğunu, çıkaramıyorum seni lambadan, çıkmak istemiyorsun ya o ayrı ... İşte tamam yakaladım dediğim an kayboluyorsun. Yok mu ki hep yanımda olacağına inanacağım bir zaman? Ne kadar açık, ne kadar misafir sever olsam da bir şeyler eksik kalıyor. İstediğim misafirlik de değil de sen de biliyorsun, anlıyorsun da kalamıyorsun işte; hep yapacağın işler, gideceğin başka yerler oluyor. Belki de hiç aklına gelmiyorum hiç merak etmiyorsun, çabucak unutuyorsun özlemiyorsun beni, o kadar küçüğüm ki görmüyorsun ... Bazen olmayacak yerlerde arıyorum seni, bulamayınca nedensiz üzülüyorum yine yanlış kapıları çaldım diye bile bile kapıların yanlış olduğunu. Yalandan sözler uyduruyorum tutmanı beklediğim onu yapacaktın, bunu yapacaktın diye madde madde sıralıyorum, uzun uzun yazıyorum bir yerden kandırırım seni diye. Hepsini çürütüp ben bu kadar söz vermiş olamam, tutamam, bunları sıraya koyamam, önce hangisini yapayım derken karışıp hiçbirini yapamam diyorsun. Okuyorum okuduğum kitaplarda ya da izlediğim filmlerde ya da dinlediğim şarkılarda belki çıkarsın karşıma diye... Geziyorum bir yerlerde karşılaşırız diye senin hiç çıkmadığını unutarak umuyorum yine de karşılaşmayı, bekliyorum aynı anda ineceğimiz zamanı... Biliyorsun en çok ne zaman sana ihtiyacım olduğunu o zaman geliyorsun sadece gereksiz çağrılara cevap vermiyorsun belki de... Alıştırmak istemiyorsun varlığına nasıl yaptıysa bunca zaman şimdi de yapsın ne yapıyorsa diyorsun, ne karar veriyorsa versin kendi başına, üzülecekse üzülsün diyorsun belki de... Geldiğinde bayram oluyor sanki küçük dünyamda, ne dert kalıyor ne düşünecek herhangi bir şey, duvara bakarken güldüğümü yakalıyorlar... Herkes merak ediyor seni, tanıştırayım istiyorum, bahsetmezsen kimseye benden problem olmaz diyorsun bilmiyorsun ki aslında herkes tanıyor seni benim anlattığım kadar sadece varlığına inandırmam zor oluyor görmedikleri için. Her çağrıyı gördüğüne, önem derecesine göre sıraladığına ve her ağrıya iyi geldiğine inanmışım... Keşke okuyabilsen yazdıklarımı. Ne değişecek ki okuyabilsen bavullarını toplayıp kalmaya mı karar vereceksin ya da gel mi diyeceksin ama yine de biliyorum bildiğini...
Bunlar masal uydurup uydurup yazıyorum asıl bilmemiz gereken niye sana ihtiyacım olduğu di mi? Bilmiyorum ki keşke bilebilsem...

28 Mayıs 2010 Cuma

sinyal


Bugün uzun zamandır konuşmadığım bir arkadaşımı aradım. Yine hiç sesin çıkmıyor dediğimde sinyal gönderdim sana sinyal doğru yere gitmiş ki sen beni aradın dedi. Garip geldi ne ki bu sinyal mesaj mı attı, e-posta ya da güvercin mi gönderdi de ben göremedim :) Dün gece aklına gelmişim arayım demiş saat çok geç diye aramamış (ehh artık herkes öğrendi uyku saatim 10 olduğunu). Yakında bu sinyallerle e-posta bile gönderebileceğim dedi bu konuda ondan biraz ders almam gerek galiba... Bir iki saattir deniyorum ben de sinyal göndermeyi, olmuyor henüz telefonum çalmadı, gelen de olmadı... Yeterince isteyemiyorum ya da en iyisi kabul etmek benim süper güçlerim yok :)

21 Mayıs 2010 Cuma

Efe aşık olmuş :)


İki gün önce biraz hastalandı, ateşi çıktı... Yarın gitmezsin belki okula diyoruz. Kendi kendine konuşuyor yatakta;

- Tam da yarın seni seviyorum diyecektim. Nereden çıktı şimdi bu ateş? Herkesin gözler açılmış Efe ye bakıyor. Soru yağmuruna tutuyoruz. Kimmiş bu şanslı kız? Tabi şanslı kız bizim oğlumuz aşık oldu ya... Anlatıyor yavaş yavaş adı Deniz miş, yan sınıftaymış, sarışınmış, ona gül alacakmış, üst sınıflardan bir abi varmış (ne üst sınıf bir yaş var aralarında) onbeş kızı bir arada idare ediyormuş, ondan tavsiyeler alıyormuş. Onbeş kız!!! Bu abiden ders almak şartmış hatta gitsem bana da tavsiyelerde bulunur mu ki :) Abi demiş ki havadan bahset... Benim aşık yavrum hava ne kadar güzel di mi diye sormuş, Deniz tabi aşık olmayan taraf, her zaman daha mantıklı hayır hava çok kötü yağmurlu :( Bugün ise Efe nin morali çok bozuk, kalbi kırık. Söylemiş seni seviyorum diye, cesareti takdir edilecek düzeyde, ehhh çocuklar büyüklerden daha cesur oluyorlar. Ben henüz söyleyememişken ayrı evde yaşamak istiyorum diye Efe söyleyivermişti bir gün

- Baba düşünüyorum da ben artık ayrı bir eve çıksam ( 5 ya da 6 yaşında) Bir de motorum olur, arada annemi özlerim onu görmeye gelirim. Yemekçi tutarım kendime bir tane... Efe büyüdükçe çoğu erkeğin yetiştiriliş tarzını çözüyorum. Babam oğlum sen sakın aşık olma ama kızlar sana aşık olabilirler diyor. Bu egoyla büyüyen erkek sonra başımıza neler açıyor!!! Deniz herkesin karşısında iğrençsinnn demiş. Herkes Efe nin başına toplanmış. Bazıları gelip o seni çok seviyor ama arkadaş olarak demiş... Klasik hikayeler nasıl da düşmüş sekiz yaşındaki çocuların başına :) İlk aşkı Naz dı. Her gün okuldan Naz beni öpmedi, bugün de öpmedi, sabah saçlar yapılıyor, akşama bozuluyor Naz yine öpmedi beni... Baba yine aynı, konuşun Naz la oğlumu bir kere öpsün :)

Bir an önce eve gideyim bir kutu çikolatayla, kırılmış kalbi tamir etmek gerek :)

15 Mayıs 2010 Cumartesi

ne oluyor?

Bazen kızıyorum anneme çoğu konuda yaptığı genellemelerden çok fazla açık konuşmasından. Konu ben olunca daha sert olabiliyor. Bugün sabah yüksek sesli bir tartışma yaşadık olmamış ve belki de olma olasılığı onun gözünde olmayan bana göre hala umudun olduğu bir konu üzerine... Böyle olunca da o üzülmesin benim üzüldüğüme diyerek saklambaç oynuyoruz :) Ben saklıyorum onlar buluyor ya da bazen ben anlatıyorum duymak istemediklerini. Kızıyorlar zaman zaman ve muhtemelen biz sana demiştik replikleriyle karşılaşacağım ama koruma içgücüsü işte keşke biraz da bende kendi kendimi koruma içgüdüsü olsaydı... Bu aralar bana ne oluyor deyip duruyorum kendi sınav başvurumu unutmuşum neyse ki ösym iki gün daha uzatmış başvuruları, annemin sınav başvurusunu unutmamışım ama sınav tarihini unutmuşum. Balık hafızalı oldum. Her şeyi not alıyorum ama yine de bir şeyleri hep kaçırıyorum. Yapmam dediklerimi yapar oldum... Anneler günü hediyemi dolaylı yoldan kendime aldım galiba. Ona da benimle birlikte iki aylık zorunlu bir diyet paketi aldım. Bu konuda motivasyonum düştü biraz onun beni motive etmesi gerek :) Bir aydır uğramadığım hatta kaçtığım desem daha doğru olur diyetisyenim çöpe dönmüş benim vermem gereken kiloları o vermiş sanki...
Geçen hafta sebep bir gömlek miydi, yoksa bir ayakkabı mı tam olarak hatırlamıyorum ama kızlarla birbirimize girdik. Tartışmaya herkes dahil oldu. Kardeş olmanın en güzel yanı bu galiba ne kadar kızarsan kız, ne söylersen söyle öğleden sonraya hiç bir şey kalmıyor. Bir bakmışsın hepsini unutmuşsun, seni güldüren ya da mutsuz eden ya da yorum beklediğin ne varsa telefona ya da gidip kardeşine sarılıyorsun. Akşam sinemaya ya da alışverişe gitmek için plan yapabiliyorsun. Dün neredeyse gördüğüm bütün beyaz gömlekleri alacaktım bu ara beyaz takıntım var sağolsunlar engellediler gösterdiğim her beyaz gömleğe burun kıvırarak. Son zamanlarda babam fazla duygusal herkese küsüyor Efe dahil buna... Kırıp geçiyor sonra günah çıkarsın diye buradan tepsi tepsi baklavalar gönderiyoruz şantiyeye... Her zaman sabırsızdır da bu aralar biraz daha fazla galiba. İspanya vizesi için ilk başvuruyu kendisinin yapması gerekiyormuş. Bir saat beklemiş kulaklarından ateşler fışkırarak geldi neredeyse dosyaları atıp gelecektim diye, ehhh bizim doğumlarımız dahil hiç bir şeyi beklememiş ki :) Pek sık da görüşemiyoruz zaten bir akşam geliyor, ben her zamanki gibi Efe yi uyutmaya çalışıyorum o beni uyutuyor sabah kalktığımda gitmiş oluyor... Efe sünnet oldu. Hiç sıkıntı çıkarmadı, ağlamadı... Ama dondurulmuş pizzadan zehirlendi. Bütün geceyi, ertesi gün akşama kadar hastanede geçirdik. Sürekli serum aldı. Şimdi iyi ama hemen solan rengi düzeldi :)
Acaba ne gelmiş diye bakarken cep telefonuma gelen banka, kredi kartı mesajlarından, turkcell mesajlarından, mağazaların indirim mesajlarından ya da adıma gelen güzel çiçeğin geçen hafta kavga ettiğim sigortacıdan gelmesinden hoşlanmıyorum. Karışık bir cümle oldu toparlayamadım...
Bu ara herkeste bir Mevlana aşkıdır gidiyor anlamadım niye...

5 Mayıs 2010 Çarşamba

oradan buradan


Sevgili Blog,




Bugün sabah Nilüfer yok, evine beyaz eşyaları gelecekmiş izin verdik. Ben de güzel bir kahvaltı hazırlayayım derken mutfakla aramın iyi olmadığını tekrar tekrar kabullendim. Yumurta almıştım ofise gelirken yarısını yolda kırdım, bir kaçını çatlatmışım, haşlamaya kalkınca çatlak olanlar köpük köpük köpürdüler, taşıp taşıp mutfakta bir gaz kokusuna sebep oldular (oysa Nilüfer herkes kaç dakika istiyorsa ona göre yapabiliyordu hepsini bir kerede) kızarttığım ekmekler yandı, çaydanlığın sapı çok ısınmış o da elimi yaktı... Beceriksizliğim bir başladı mı devamı geliyor... Offf bir kahvaltı bile hazırlayamıyorummmmm.

Bundan bir kaç ay önce babam ofise televizyon almamızı istemişti. Gidip almak, aldığının beğenilmemesi, kırk tane kusur bulunması, kesinlikle hem daha ucuz hem daha iyi alternatiflerden bahsedilmesi oluşacak sinir bozucu, can sıkıcı, hatta aaaaaaa siz alsaydınız diye içten çığlıklar attıran durum nedeniyle bu olayı askıda tutuyorum. Bugün fenerbahçenin kupa maçı var. Özcan Abi koyu mu koyu bir taraftar hatta ondan holigan bile olurmuş, öyle fantazileri var ki yanlış karar veren hakemlere ve kötü top oynayan futbolculara ... Neyse televizyonu hemen alalım yarın maçı izleyelim dedi. Dün akşam, teknolojik bir markete gittik, bize bir tane bu televizyondan, bir tane çanak anten, bir dekoder, duvara asacağız bir de askı neredeyse bize bir de bunu kurabileceğimiz salon verin diyecekti :) Dün akşam 21 sularında alışverişimiz bitti bu kadar eziyetin üstüne bize yemek ısmarladı yorgunluğumuz hafifledi, tabi tüm bu kurulum işlemlerinin bugün 15 itibariyle bitmesi gerekmekteydi. Henüz gelmeyen televizyonumuzun çanak anteni için bir antenci bulduk ulus semalarından. Hayatımda ben çok şanslıyım, bütün işlerim düzgün gider, Palio almaya karar verdiğim an önümden camında ilan olan bir Palio geçti ve onu aldım hem de çok uygun bir fiyata der, bu hikayeler bitmez, ne istediysem önüme gelir, yanımdan geçer diyen biriyle tanışmamıştım bugün ki antenci Cevdet Ustayı tanıyana kadar... Ne güzel bir insanın kendini hep şanslı görmesi oysa genelde insanlar vayyy çok şanslısın denildiğinde bile kabul etmezler o an ki şanslı durumlarını bile yok yok değilimdir derler... Pozitif, sevimli, eğlenceli, hafif çatlak biriydi Cevdet Usta... Çanak anten kurulumu tamamlandı ama aramalar sonuç vermiyor bizim televizyon gelmiyor, saat ilerliyor, her kapı sesine televizyoncu mu diye koşuyor, hüsrana uğruyoruz... Onur la birlikte televizyon da geldi maç başlamak üzereyken kurulum tamamlandı. Meyveler, çaylar, dondurmalar hazırlandı maç izledi üç fanatik bizim ofiste, ikisi sahte trabzonsporluydu, Özcan Abi tek kaldı ve tek savaşmak zorunda kaldı kupayı alamayınca... Ha bunu da hiç anlamam kupayı alınca ne olacaktı ki sanki bize verecekler alıp evimize götüreceğiz, canımız istediğinde seveceğiz, parlatacağız, evimize gelen misafirlerimize göstereceğiz işte bizim Türkiye Kupamız diyeceğiz :) Onur babamı İspanya ya götürüyormuş ben de geleyim dedim, olmaz dedi ve kimseye söyleme gizli dedi, kimseye söylemedim sadece buraya yazıyorum annem duymasın :)

Başka ne oldu leyleği havada gördüm :) Geçen hafta Kesik Köprü de bu hafta Şentepe de gecekondudan bozma bir kuzu çevirmecide ve yine bu hafta sinema da aynı zamanda Ümitköy de Mutlukent denilen bir yerde. Sanki Ankara da değilmişim başka bir yerdeymişim gibiydi, ne güzel yer, kesinlikle orada yaşamak istiyorum, her evin kendi bahçesi ve daha büyük ortak bahçeleri, bahçelerde tahtadan bankları, büyük büyük ağaçları, ağaçların tepesine köpeklerden kaçıp sığınan siyah kedileri, ağacın altında bekleyen yine siyah köpekleri, müzik okulları, keman ve flüt sesleri var :) Adı Mutlukent ve inanın insan orada sadece mutlu olur :) Mutlukent fotoğrafı bulamadım, şimdi isminden şüphelendim yanlış mı hatırlıyorum diye, bir daha ki gidişime mutlaka bir fotoğraf çekeceğim.

Puntolarım çok küçülmüş küçültün diyen bu kadar da küçültün demek istememiş biraz büyütelim :)

28 Nisan 2010 Çarşamba

-1 + 3 = 4



Sevgili Blog,





Uzun zaman olmuş kimseyi ders çalıştırmayalı... Dün Ayşe, dört saat Zeynep i ders çalıştırdı. Başlıktan da anlaşılacağı gibi konu matematikmiş. Bu arada Zeynep Lise 2 öğrencisi ehhh matematikle de nedense çoğu öğrencinin arası kötüdür ama sanki Zeynep bu grupta en vahim durumda!!! Sabırsızdır Ayşe, ağlatmış kızı bol bol... Akşam eve geldiğinde hala sinirlenerek -1 + 3= 4 diyordu :) a - 1= 0 denklemini anlatabilseymiş polinom ve fonksiyon anlacakmış!!! Babam bir gün Efe yi matematik çalıştırıyor, salondan garip bir gürültü havası tartışma kokusu geliyor... Gidip bakıyorum ne oldu Efe dememle Efe nin ağlayarak bana sarılması aynı dakika da oluyor. Ne matematikmiş, matematikten göz yaşı dökmeyen yok galiba... Babamı ingilizce çalıştırdığım zamanlar geldi aklıma. Neden anlamadık babam bir gün sabah kalkıp rüyasında görmüş gibi ben ingilizce öğreneceğim diyor. Türkçe bilmeyen bir ingiliz öğretmeni var ve dersler ofiste veriliyor... Evde ödevlerine yardım etmemi ve daha fazla anlatmamı bekliyor husband lar wife lar birbirine giriyor neyse ki kısa sürdü, babamı ağlatamayacağımdan ben ağlayacaktım neredeyse :) Bir de benim direksiyon derslerim var babam ağlatarak araba kullanmayı öğretiyor, şimdilerde Hale nin direksiyonu iyi diyene çünkü o direksiyonda Hale nin gözyaşları var diyor bundan büyük bir haz alarak :)

Yazı puntolarım çok büyükmüş, gözlerim mi bozuk evet bozuk 1,5 miyopum var ama hiç bir şey kullanmıyorum alıştım görememeye ve küçülttüm artık puntoları :) Son zamanlarda bir gün çok cesur bir gün çok korkak olarak gidip geliyorum. Bazen ben değil mişim gibi sanki bir film izliyormuşum gibi geliyor... İnandıramıyorum ama sıkıldığımdan değil elimde mutlaka bir şeyler olmalı diye origami yapıyorum en çok da elimde kalem olmasını seviyorum. Aksalar da ya da yazarken dağılsa da hala dolmakalem kullanıyorum, seviyorum dolmakalemleri ve tahta kurşun kalemleri :)

Bu ara büyük dayım takılıyor bizim ofiste sayesinde kelime öğreniyorum. Pertafsız. Pervasız, patavatsız gibi bir şey geliyor aklıma büyüteçmiş bilmeyene...

Biri düştüğünde niye güler mişiz? Beyin önce düşme olayını algılayıp komik bulup sonra düşenin kim olduğunu algılarmış o zaman gülüp eğlendikten sonra ahh canım deyip yardımına koşarmışız.
Orkidem hala yaşıyor, boyu uzuyor 6 tane açmış çiçeği 5 tane tomurcuğu var :)

21 Nisan 2010 Çarşamba

:)


Offf offff yakın zamanda bir diş doktoruna gitmem şart, 20 yaş dişlerim artık rahatsız ediyorlar ama çok korkuyorum niye bu korku kocaman kızsın diyorlar ama o koltuğa oturduğum anda başlıyorum titremeye, Amerikan filmlerindeki gibi ben o koltukta otururken birinin elimi tutması şart ya da genel anestezi :)

Pazar günü Bolu ya gidemedim ama Dilek i ne kadar uzun zamandır görmemişim ne çok özlemişim. Özel ve güzel bir pazar geçirdik. Çok uzun zamandır türkü bara gidesim vardı tamam dedi gidelim :), türkü bilir miyim, türkü sever miyim onu bile bilmiyorum ama nedense gitmek istiyorum gidip de dinlediğim zaman karar verecektim ama bu türkücüler gece 24 den sonra çıkıyorlarmış ve sen o saatte çoktan bal kabağına dönersin dedi, doğru dönerim :(

Son olarak alakasız paragraflar zincirine bir tane daha ekleyeyim; Bonny Food u keşfettim, çiçek almayı gereksiz bulan erkeklere duyrulur, mesajlı kurabiyeleri, balonları, meyve ve kurabiye sepetleri de var, tanıdığım herkese göndermek herkesi bonny food la mutlu etmek çok eğlenceli :)

16 Nisan 2010 Cuma

hiç


Hiç bir şey yapamamaktan yakınıyorum sürekli bir yerlere gidesim var ama toparlanıp da gideceğim yok. Birinin beni itmesi, kolumdan tutup hadi gidiyoruz demesi gerek... Mesela bu Pazar sabah erkenden kalkıp Bolu ya gidesim var :) Kahvaltı yapıp, sevimli bir şeyler görüp dönesim var... İstanbul da Ece zamanıymış Ece bir yaşına girdi, 23 Nisan da üç günlük bir İstanbul çıkartması hiç fena olmaz :) Üye olduğum spor klubünün hafta sonu için Ürgüp gezisi var hiç görmedim, gitsem balona binsem süper olurdu... Annemle Efe Fethiye ye gidiyorlar geçen bahar gittiğimiz organik yaşam köyüne onlara takılasım var :) Hiç futbol maçı izlemedim yakın zamanda büyük kalabalık bir futbol maçı izlemek istiyorum. Hiçlerim çoktu benim, hiçlerimin olmasını seviyordum hatta, şimdilerde yavaş yavaş yok etmeye başladım onları... Bildiklerimden ve çocukluğumdan itibaren takıntı haline getirdiklerimden sadece vanilyalı dondurma dışında hiç bir dondurmanın tadını bilmediğim kalmış galiba... Yeni yeni hiçler bulmalıyım kendime kalmamışlar...

12 Nisan 2010 Pazartesi

uyuyamıyorum...

Bir haftadır sürekli kabus görüyorum. Erkenden uyuyorum ama geceleri sürekli uyanıp gezinip gezinip tekrar yatıyorum sonra tekrar uyanıyorum... Etki bırakan kabuslarım biraz korkutucular ama yazmadan da yapamadım. Anneannem kötü rüyalarını suya anlat derdi suyla akıp gitsin. Suya anlattım gördüğüm herkese de anlatıyorum etkili oluyor galiba dün çok rahat uyudum hiç uyanmadan gördüğüm rüyaları da hatırlamıyorum:)

Kabus 1: Bir adres arıyorum ne aradığımı da bilmiyorum ama arabayla öyle bir kayboluyorum ki bir türlü yolumu bulamıyorum. Bütün yollarım tuğlalı binalara çıkıyor her yerde inşaat var sanki... Tanıdıklarımı arıyorum beni bulup alsınlar olduğum yerden diye kimse bulamıyor beni yolumu da bulamıyorum uzun arayışlardan sonra arabayı bir kenara çekip bekliyorum uyanmayı...

Kabus 2: Süper bir otele tatile gitmişim. Tarihi yerleri de var gittiğim yerin dağ tepe dolaşıyorum ve bu kez de her yerde yılanlar çıkmaya başlıyor karşıma... Bazıları renki ve sevimli konuşuyorlar da onları takip ediyorum bazıları sevimli değil onlar beni takip ediyorlar kaçıyorum koşuyorum uyanıyorum...

Kabus 3: Ümitköy de bir arkadaşımla buluşacağım hava güzelken kar kağmaya başlıyor. Kar yağmasını her zaman severim yine mutlu oluyorum güneş varken pırıl pırıl düşüyor kar taneleri... Uykum geliyor uyudum uyuyacağım direksiyon başında kenara çekemiyorum arabamı kuzenim fark ediyor kendi arabasını bırakıp yanıma geliyor. Birden yağmur, dolu küçük küçük çakıl taşları yağmaya başlıyor gökyüzünden... Sular yükseliyor kuzenin arabası su altında kalıyor... Vazgeçiyorum Ümitköy e gitmekten bu korkak halimi anlayan arkadaşım tamam ben gelirim diyor... Eve geçiyorum onun eve gelmesini bekliyorum, geldiğini görüp uyanıyorum...

Haftasonu Tarık ve Didem in evindeydik... Bol kahkahalı, kalabalık, keyifli bir doğum günü kutlaması yaptık :) Didem mutfak olayını aşmış gerçekten yemekler baya başarılıydı ve benden hızlı çay içebilen birini gördüm :) Pazar günü YGS vardı... Nasıl bir tesadüftür anlamadım ama Didemle aynı okulda aynı sınıfta sınava girdik :) Sınavdan sonra güzel bir kahvaltı yapıp bana cep telefonu baktık henüz alamadım. Birinin nazarı değmiş telefonuma suya da hükmü varmış öyle dedi... Arayanların sesi bir kuyudan geliyormuş gibi çıkıyor...

8 Nisan 2010 Perşembe

son zamanlarda


Sabah 9 akşam 9 çalışırken patron biz şantiyede 6 da kalkıyoruz bundan sonra 8 de açalım telefonları diye buyurdu... Yaz saati uygulamasıymış bilmeyene :( ehh hangi patron çıkış saatine bakar ki... Ne zaman bitecek bu yoğunluk? Bu hafta bitecek, yok önümüzdeki hafta bitecek diye dua ederken buluyorum kendimi... Nerede eski günlerim sezon sezon Lost izlerdim ofiste :) Bu yoğun çalışma zımbırtıları dışında geçen haftasonu en son parti ne zamandı hatırlamadığım büyük bir kızlar partisi verdik evimizde. Kalori derdi duymadan yedi kız 2 büyük şişe tekila içti... Sonra sırlar döküldü yavaş yavaş. Kızların çoğu bu yaz evleniyor, perdeler, yatak odası takımı, günlük yemek takımları, misafir yemek takımları, tuzluklar, patates soğan sepetleri, banyo havluları, kimin düğününde kimin hangi elbiseyi giyeceği, düğünde olmazsa olmaz şarkılar derken gün bitti güneş doğdu ama konuşacaklar bitmedi.
Son zamanlarda, çalışmadığım ve açık mağaza bulabildiğim tüm zamanlarda alışveriş yaparken buluyorum kendimi. Bütün kıyafetlerim bol geliyor ve kızların gardrobuna uğruyorum sabahları... Biri bana dur desin istiyorum çünkü gördüğüm her şey benim olsun modundayım. Gerekli gereksiz ne varsa alıyorum. Ayakkabı ve çanta almaktan kendimi alıkoyamıyorum. Saçlarım beyazlamadan boyatmam diyen ben kendimi aynı hafta içinde iki kere kuaför koltuğunda buldum. Arkadaşlarım paket paket sarılırken bana gelenler gelirdi. Neyse yapacak bir şey yok sıkılırsam ki bu olasılık fazla yüksek eski halime dönmek yarım saat :) Son zamanlarda birini küstürdüm. Açık açık söylemedi problem yok dedi ama sanki problem varmış gibi ya da yoktur da yine ben abartıyorumdur...
Bir de eskilerden bir ses duyuyorum son zamanlarda ve niye bana huzur veriyor hala anlamış değilim...
Not: Yazıyı okuyunca ne çok buluyorum kendimi dediğimi farkettim. Derdim kendimi bir yerlerde unutmak, kaybetmek sonra yeniden aramak bulmak ya da bulamamak galiba...

1 Nisan 2010 Perşembe

Alice


Dün Alice i izledim. Uzun zamandır Alice e gitme fikrim kimseye cazip gelmiyordu. İzlediğimiz hem türkçe hem üç boyutlu olmayan bir versiyondu ama bayıldım gerçekten :) Jonny Deep i sevmeyen yoktur zaten... Sinema da filmden de çok fragman izlemeyi seviyorum. Ehh gittiğimiz çocuk filmi olunca fragmanlar da onlara göreydi ya da belki de tam anlamıyla bize göreydi :) En yakın zamanda Efe yi de götürmem gerekiyor. Bu ara Efe nin kendine göre büyük problemleri var. Çocuklar, bazen büyükler bile birbirlerine karşı nasıl bu kadar acımasız olabiliyorlar anlamıyorum. Serviste büyük sınıflar komik hafif argo bir şarkı söylüyorlarmış Efe ye... Servisle gitmek istemiyorum, hergün etüt olsa da onları hiç görmesem, babam beni karete kursuna gönderse, dayanamayıp montumu kafama geçirip ağladım... Bugün doğum günü. Anneme saçmalama diyerek yaptığım baskılar geliyor da aklıma iyi ki beni dinlememiş. Hayatımızın en büyük rengi oluverdi o yokken ne yapıyormuşuz canımız sıkılıyormuş herhalde diye düşünüyorum ve altı imkansız şey düşünüyorum


1- Gülen ve konuşabilen hatta bazen yok olabilen bir kedim olsun
2- Doğum günümde kar yağsın, ya da canım istediği zaman kar yağsa
3- Hassas bir "değer" tartım olsun
4- Ne istediğimi bilmek
5- Kimseyi kırmadığımdan emin olmak
6- Kendimi anlatmak zorunda kalmamak

18 Mart 2010 Perşembe

izmir izmir izmir

Hafta sonu İzmir deydim :) Kuzenim evlendi düğün bahaneydi en önemlisi sevgili Yelda ve Ali yi görebilmekti. Ne kadar zaman geçmiş görüşmeyeli hesaplayamadık bile ama nerede kaldıysak oradan devam ettik. Cuma gecesi başlayıp ertesi gün sabaha kadar süren, bolca üşüdüğüm, yan koridorda oturan öksüren, hapşuran, horlayan ve ayakkabılarını çıkaran amcadan söylenen yol arkadaşımla ve ve o da bolca uyudu ama ben gözümü bile kırpmadan çokça cevapsız sorularla geçen bir yolculuk... Zaten pek de uyuyabilen tiplerden değilimdir yolculuklarda. Sabah Yelda cığım ve Ali ciğim karşıladır bizi otogar da . Onların o sevimli evlerinde yıkanmış kuru kayısılarla kahvaltıya başlayıp, kahvaltının süprizini Nutelle olarak (bir de Ali nin pişirdiği yulaflı ekmek var tabi) ilan edip, ayılabilmek adına güzel Türk kahvesi ve sayıyla, özenle tabaklarımıza koyulmuş çifte kavrulmuş lokumlarımızı yedik. Artuğ a 6 bana 2 tane:) Öğleden sonra Kordon daydık. Bayılıyorum İzmir e kimsenin kimseyi taktığı yok... İçmeyip de sarhoş olan tek bendim :) ehhh iki biraver üç kişiye hiç bir şey yapmaz!!! Akşam düğün var hazırlanıp gitmek gerek fönün etkisiyle resmen sendeliyorum bir kahve daha Ali nin karışımından içemedim ama Yelda cığımın hazırladığı kahve de işe yaradı :) Bodyguard misali iki kuzen kapıda karşılayıp salona götürdüler. Ben bir gelinin yanına gideyim, çocuklar hadi ablanızla gelinin yanına gidin... Ablanız lavobaya gidecek hadi eşlik edin. Ablanız dans edecek kavalye olun... Ablanız arkadaşının evine gidecek hadi bırakın:) Canım çok güzel olmuştu ve çok çok kalabalık bir düğündü. Ben dönene kadar onlar da alışveriş merkezlerini gezip hala tam olarak anlayamadığım yüksek bina espirisiyle geceyi bitirmişler :) Ertesi gün biz erken kalktık ev halkı uyuyor, bolca gürültü de yaptık ama uyanmadılar hadi çıkıp sahile inelim derken kalktılar. Ali zaten uyumuyormuş ki bizim kalkmamızı bekliyormuş :) Ali' nin yağlı bir börek diye adlandırdığı meşhur Boyoz lardan yedik :) İkinci gün hava rüzgarlıydı ve biz bile bir yıldır hiç gitmiyoruz dedikleri Karşıyaka daydık ve bence de Göztepe :) Ali montunu almamışsın yine:) Ali leri ziyaret etmek isteyen aile dostlarıyla pişti olduk gittiğimiz alışveriş merkezinde. Dönüş uçakla uçak saatine kadar da Forum dayız :) Ikea dan çok istediğim fular askısını da aldım :) Check- in e geç kalınca hepimiz farklı koltuklar da ve üçümüzde ortada döndük Ankara ya... Havaalanında da oradan oraya koşturan bilumum bütün kuyruklarda önümüze geçen tabiri abartmış olmam çirkef bir teyzemiz vardı :) Geçirdiğimiz her dakika için bir fotoğraf çektirdik sanki, olmadı bu tekrar çek, gözlerim kapalı çıkmış yavaş yavaş çek, aaa burada da bir fotoğraf çektirelim :) Eskilerden yenilerden, kazık atan dost bildiklerimizden, piknik keyiflerimizden, askerlik anılarından, Amerika da yaşanır yaşanmaz, bırakırlar bırakmazlar dan ve daha yakın olabilmekten konuştuk :) Keşke her hafta sonumuz böyle geçse. Onlar gelse biz gitsek :) Yakın zamanda gelin Artuğ göle götürecek bizi :) Yaza tekrar yeniden İzmir deyiz ve sonbahar da siz buradasınız :) ve son olarak her şey çok güzeldi iyi ki varsınız iyi ki Dilek i ve sayesinde sizi tanımışım sizi çok seviyorum...

P.S. Fotoğrafları istiyorum birini de buraya koymak gerek :)

3 Mart 2010 Çarşamba

sabah rutini :)


Bugün sabah Ayşe nin bir iş arkadaşının sabah rutinini dinledim... "Biz 15. katta oturuyoruz. Asansör her sabah istisnasız önce 11. katta durup sonra 15. kata çıkıyor... Asansörde günaydın dediklerim de hiç değişmiyor ve yolda gördüğüm hep bir yerlere koşturan yüzler aynı..." Ben de kendi sabah rutinimi düşündüm. Geceleri cep telefonumu nedense hep açık bırakıyorum ama sabah kalktığımda mesaj ya da arama bulamıyorum, bulamamak rutinim... Çoğu sabah Ayşe kapıdan bağırıyor saat 07:30 ken hadi kalk saat 8 oldu diye:) Yine geç kaldım oysa bu sabah erken kalkıp spora gidecektim!!! Sağ taraf duvar ve ben hep sol taraftan kalkıyorum, belki de sabahları bu nedenle çekilmez oluyorum bana göre problem yok da öyle olduğumu söylüyorlar:) Evden en erken Efe çıkıyor gece üstünü örtmeye çalıştığımda uyanıp sabah oldu sanıyor ne oluuurrr biraz daha uyuyayım diyor. Bazı sabahlar ki en çok o sabahları seviyorum öperek uyandırıyor beni okula sen gönderir misin bugün? Bazen kalkamıyorum yarın göndereyim seni diyorum, bazen kalkıyorum ve onunla bitmez bir kahvaltı yapma yapmama savaşına giriyoruz :) O yatağını topluyor hatta bazen benimkini bile ama ben çoğu zaman bu işi anneme bırakıyorum hala... Annem ütü yaptığı zaman kendi odamda giyinemiyorum her şey başkasının dolabından çıkıyor çünkü... Bizim asansörümüz mütemadiyen bozuk bu ara tek yaptığım spor da merdivenler galiba evden bir kere de çıkamıyorum çünkü mutlaka bir şey unutup geri dönüyorum... Her gün sabah Piyade sokaktan aşağı inerken yukarı doğru yürüyen aynı bankacıyı görmem, sokakta park yeri bulamamam ve çiçekçiyi vale olarak kullanmam, anahtarlarımı ofiste ya da evde unutup kapıda Nilüfer in gelmesini beklemem kök salıp çiçek açmam rutinim :) Ofise girebilmek için beklemek sinirlendirse de genelde beklemeyi seviyorum ben bu yüzdendir herhalde her yere erken gitmeye çalışmam. Kimse gelmeden bir bardak çay içmek gelecek olanları beklemek hoşuma gidiyor ama bu iyi bir şey mi bilmiyorum...

19 Şubat 2010 Cuma

seni ne kadar tanıyorum?


seni ne kadar tanıyorum?

Sıkıntıdan özellikle başparmağına manikür yaptığını, dudaklarını kanatana kadar ısırdığını ve kopartarak yara yaptığını biliyorum mesela... Ya da sabah kahvaltıdan önce çikolata yemeyi sevdiğini biliyorum. Böreği maydanozsuz, balığı rokasız bırakıp rakısız bırakmıyorsun :) İçinde irmik olan tüm tatlıları ya da tatlı ve yeni olan her şeyi denemeye açıksın... (Su muhallebisi varmış öğrendik ve suluymuş gerçekten:) Türk kahvesini, çayı şekersiz içip hayatı tam şekerli görmek istiyorsun. Alüminyum kaplarda gelen yemeklerde çelik çatal bıçak kullanamıyorsun... Arabada mutlaka emniyet kemeri takıp, alkol olunca kesinlikle sol tarafta oturmayıp sağda oturduğunda da yolu takip etmediğini, uzun yollarda canının sıkıldığını uykunun geldiğini biliyorum. Arabanın bagajında her zaman soda bulunduğunu ve torpidosunun bir ıslak mendil mezarlığı olduğunu berberin Cemal Abi yi ve orada yapılan menemen keyiflerini biliyorum. Aradığımda telefonumu açmıyorsan, ya önemli bir görüşmedesindir ya park ediyorsundur ya da elinde alışveriş paketleri vardır bilirim :) Saat kullanmıyorsun ama henüz görmediğim tesbih koleksiyonun var:) Kalemleri sevdiğini de biliyorum yakında zengin bir koleksiyon da onlardan olur. Uzun süredir hayatımızda aikido var ama izlemeye çağırmadığını biliyorum izleyeceğim gün gelemedi henüz... Her şeyin ve herkesin son kullanma tarihi yakınken bunun uzak kaldı bağlandın sen bu spora :) Bizim ofisin merdivenlerinden şikayet ediyorsun:) Lavanta kokulu bir kolonya peşinden gidebilirsin... Evet evet kesinlikle çok iyi koku alıyorsun yarım saat önce sürdüğüm ojenin bile:) Daha çok baharatlı kokuları sevdiğini de biliyorum. Bazen bir gün içinde birçok yerde olmayı bazen de hiç bir yerde olmamayı istiyorsun. Aslında sen de sıkıldın bu kız muhabbetinden de gökten düşmeyeceğine göre sağda solda duymayan kalmasın yalnız olduğumu diyorsun... İlk görüşte aşık olup zamanla olamamaktan korkarsın. Zaman ne gösterir bilmiyorum ama günün birinde sen çok seversin karşındaki idare eder, ya da o çok sever seni sen idare edersin bakarsın zamanla her şey eşitlenir ikiniz de idare edersiniz:) Şaka yapıyorum karamsar değilim bu konuda hiç bir konuda olmadım ikinizde çok seversiniz:) Elindeki tek ayakkabıya uyacak kadını ararsın inşallah bulursun yakın zamanda.
Temizlik titizlik hat safhada, ayakkabılar parlak, tozsuz, gömleklerin kolları çizgisiz olmalı, kola kutuları çatal bıçak gerekiyorsa bardak bile silinmeli... Sırf bu temizlik, titizlik için telefonunu paramparça ettin:) Çiçeklerden anlamayıp hatta onları gereksiz bulup (bir kutu çikolatayı tercih edip:) köpekleri ve kaplumbağaları seviyorsun:) Sıkılıyorsun bazen insanların dertlerini anlamaya çalışmaktan, düşünmekten ya da kendine de dert edinmekten koşup yorulduktan sonra hem serin hem sıcak bir yerde dinlenesin var... (bana da oluyor çoğu zaman) Çooook uzaklar olabilir bu yer ama geri dönmek kaydıyla çünkü sen kopamazsın buradan:) Ehhh bütün akrabaların burada… Sen yakınlarındayken (bir apartman kadar) anneannen de teyzen de mutlu. Çok sık hasta olmayıp olduğunda da herkes kadar belki herkesten biraz daha fazla nazlı olduğunu, lipomları kafana taktığını ama nedense doktora gitmekten korktuğunu biliyorum. Kuşağındaki diğer erkeklerden farkın Pes turnuvalarının sana göre olmaması. Futbolu sadece takım tutacak ve üç aşağı beş yukarı takip edecek kadar seviyorsun... Çok konuştuğun zaman eğlenceli konuşmayıp da sustuğun zaman tehlikeli olabilirsin. Dolar ın euro nun borsanın düşmesinin tek sebebi sensin:) Hala kumbaran var çocukluğundaki gibi... Yere kadar camları olan, manzarasının abartılı olmasına gerek olmayan, karın yağmurun yağmasını izleyeceğin bir teras hayalin var ve benim de :)Sen tek olduğun için mutlaka iki çoçuğun olmasını istersin ya da mutlu olun da çok da önemli olmaz çocuk sayısı ama yine de seversin çocukları ve eminim iyi bir baba olursun:) Kesinlikle ilki kız olmalı adı, değişmezse o zamana kadar tabi bilmiyorum o zaman hangi zaman Anatolya olsun istiyorsun... Etrafında birçok insan olsun ama bazen bulamadığın hala aradığın olsun istiyorsun sadece... İnatçılığın tutabilir zaman zaman, düz ve açık olacağım diye aklından geçeni anında söylemezsen rahat uyuyamazsın. Söyleyemiyorsan eğer o işte bir eksiklik vardır. Acımasızca eleştirebilir en küçük ayrıntıyı bile kaçırmazsın... Söz verirsen tutarsın biliyorum. Gerçekten ihtiyacı varsa dememe aldırmayıp para isteyen çocuklara para vermemi istemeyip sen gidip yemek alırsın onlara… Merhametli ve inançlı olduğunu, hep şükrettiğini sadece bir şey istediğini şimdiye kadar, onun da henüz olmadığını biliyorum ama ne olduğunu bilmiyorum…
Son olarak gökkuşağından fazla rengin var ama doğrudur belki de hiç tanışmamışızdır :) Kendine dikkat et, mutlu, huzurlu ve yanımda kal :)

12 Şubat 2010 Cuma

sevgililer günü


Ösys ye başvurmak için üniversite diplomam yetmiyormuş illa lise diplomamı bulmam gerekiyormuş. Ehhh hiç bir işim kolay olmamıştır bir sürü sıra bekledikten sonra elim boş dönüyorum. Bugün mezun olduğum okulda yapabildim başvurumu. Benim mezun olduğum fen lisesi artık olmadığından hiç bir kayıt yokmuş bütün dosyalarımızı göndermişler nereye gönderdilerse... Neyse diploma notumun yazdığı bir kağıt hazırlayarak yaptık başvuruyu tabi bir aksilik çıkmasın diye de dua ederek... Hala okulda varlığını sürdüren bir kaç hoca vardı gözleri dolarak sarıldılar bana, toplanın bir gün bizi de çağırın dediler. Hatırlanıyor ve hala seviliyor olmak güzel :)
Sevgililer Günü geliyormuş, gelmiş...
Kalp simgelerinden hiç hoşlanmıyorum. Hiç bir aksesuarımda da yoktur. Kelebek, yıldız ya da çiçektir tercihim. Niye bilmiyorum!!! Neredeyse çeyrek asırdır sevgililer gününde aradığım tek biri var. Canım Ayşegül ümün doğum günü... Her aradığımda da neden ben yıllardır bugün tek seni arıyorum diye sızlanırım :) Gerçi komik gelir sevgililer günü kutlamak özel günleri sevmeme rağmen. Çok şükür pazar gününe denk geliyor da oraya buraya giden çiçekleri görmek zorunda kalmıyorum.
Eren geldi az önce bana sevgililer günü hediyesi almış ve diyor ki keşke çöpsüz üzümler günü de olsa :) Keşke...

8 Şubat 2010 Pazartesi

müzikli yıllar :)

Sevgili Blog,

Çooook uzaklarda olan bir arkadaşım beni özlemiş ve ben de onu ve eski zamanlarımızı çok özlediğimi farkettim. 11 yaşımda dershaneye gitmeye başladım. Uzun servis yolculukları yaptım anadolu lisesi ne demek bilmezken. Herkes hatırlar Sertab ın çıkış şarkısı O' yee yi... Seni o şarkıyla uzun servis yolculukları sırasında tanıdım. Yolculuklarımız Yonca Evcimik ve Sertab şarkılarıyla ve tabi ki servis şoförünün ısrarları üzerine sanat müziği eşliğinde geçiyordu. Ortaokul zamanı babam eve yakın olan bir koleje yaptırdı kaydımı sınıfa girdiğimde güzel sesli servis arkadaşım karşımdaydı :) Belki hayatlarımızdaki ilk kaybı o yıl verdik. Pelin in annesinin evinden gözlerimiz yaşlı ve ellerimizde onun silgi kolleksiyonundan birer parçayla ayrıldık. Senin olduğun yerde aktivite eksik olmazdı, her özel güne bir programımız vardı. Dans çalışmamız var diye kaytarabildiğimiz kadar kaytarırdık derslerden. Dans çalışmamızın büyük çoğunluğu müzik dinlemekle ve sohbet etmekle geçerdi. Hazırladığımız oyunlarda hiç benzemesem de Safinaz yaptın beni :) İlk derslerde sen hep uyudun ve bulaştırdın bu uyuma işini herkese... İlk kez sirke gittiğimde de sen vardın. Ne çok eğlenmiştik o gün... Sonunda sen bana sarılıp iyi şanslar dilemiştin. O yöne doğru kaymamıştı aklım da hatırladım işte birden nedensiz. Sessiz sinema oyunlarımızda sen uzunca bir süre Tango ve Cash anlattın ben uzunca bir süre anlayamadım :) Saatlerce özel birine özel bir hediye alabilmek adına gezdik durduk. Sonunda cam şişede içinde not olan bir anahtarlık aldık nedense içine bir şeyler yazacak cesareti bulamamıştım. Asıl değil de fotokopi olan biri beni çok kırdığında saatlerce telefonda konuştuk içimi rahatlattın, ağlamalarımı dinledin :) Tüm boş saatlerde ya da dersi boş hale getirebilmek için harcadığımız tüm zamanlarda şarkıların vardı. My All dan sıkıldık. Emma Shaplin e bayıldık :) Bir şarkıyı senden dinledikten sonra başkalarından dinlemek kesinlikle keyif vermedi. Bizim evi sesinle dolduran yalnızlık senfonisi hala kulağımda... Keşke kaydetseymişim diyorum ama bir ara yapalım kaydedelim ben de canım sıkıldıkça dinleyeyim :) Şimdi çoook uzaklarda konserin var ve ben gelemiyorum seni dinleyebilme şansım yok ama en yakın zamanda ne kadar yakın bir zaman bilmiyorum ama konser için davetiyemi bekliyorum tabi gelebileceğim bir şehirde ülkede olması gerek :) Ben de seni özledim cevap yazayım dedim mesajına abarttım galiba cevap yazma işini... evet evet yaz çabucak gelsin sen de gel sohbetimize kaldığımız yerden devam edelim ya da yine bir bad castle ve seğmenler parkı yapalım:)

1 Şubat 2010 Pazartesi

elmalı kurabiye


Sevgili Blog,
Benim mutfakla aram hiç yoktur. Babaannem elinde ben olanların yemekleri güzel olur der. Mutfak konusunda güvendiğim tek şey elimdeki ben!!! :) Bundan iki üç yıl önce özel biri için elmalı kurabiye yapmışlığım var o kadar. Ofistekileri kobay olarak kullanmıştım merak etmeyin herkes yaşıyor. Hazır çorbayı ben yaptım diye, annemin yaptığı pastaları yine ben yaptım diye insanlara yedirmişliğim vardır. En kötüsü tarif istedikleri zaman ki kıvırmalarım oluyor. Kek yapmayı biliyorsun değil mi bildiğin kek işte onu yapıyorsun sonra arasına ve üzerine pasta kreması koyuyorsun. Eee krema yapmasını da biliyorsundur böyle işte kolay bir şey yaparsın sen de diyerek... Dün akşam da bildiğim tek şeyi unutmuş muyum deneyim diyerek elmalı kurabiye yaptım. Şekilleri çok güzel olmadı (fotoğraftakiler benim kurabiyelerim değil tabi ki)ama yine de ofisteki kobaylarıma yediririm diyerek aldım bir tabak yanıma. Babam bir kaç hafta önce arabamla kaza yapmıştı arabayı ancak bugün sabah servise bırakabildim. Tabi elmalı kurabiyelerim de arabada kalmış. Ehh arayıp söyledim serviste benimle ilgilenen Esra Hanım a arabada kurabiye unutmuşum, ben yapmıştım yerseniz mutlu olurum diye... (söylemedim ikinci deneme olduğunu:) Bir kaç saat sonra da aradılar ellerinize sağlık, çok güzel olmuş arabanızın işlemleri de bir hafta sürer diye.
Öğleden sonra Aslım geldi. Bu yıl yeniden sınava girmeye ve eğer mümkün olursa psikoloji okumaya karar verdim. Babama kalsa inşaat mühendisliği okumalıyım!!! İnsanın arkasını toplayan, sınav başvurularını, tarihlerini hatırlatan bir dostunun olması süper. Aslım ösys başvuru kitapçığı almış gelmiş. Ayın 12 sine kadar başvurumu yapmış olmam gerekiyormuş. Bugün, facebook kullanan ama artık bu hesabı kapatmak gerekir diye düşünen biri olarak sırf eğlence olsun diye Aslı ya facebook hesabı açtım. Aslı bu kültürden kendisini uzun bir süre uzak tutmayı başarabilmişti ona facebook u tanıtırken baya bir eğlendim, eğlendik, bol bol güldük :) Konu Aslı' yken ya da Aslı varken gülmemek mümkün değil galiba. Aslı aslına döndü artık ve ben bu duruma çok seviniyorum :)

30 Ocak 2010 Cumartesi

sinema :)



Salı günlerini sinema günü ilan edip iki haftadır her salı yeni bir film izliyoruz. Filmleri Ayşe seçiyor bu haftaki film seçimi bana ait olacak çünkü iki filmi de beğenmedim. İlki Sherlock Holmes. Çocukluğumda okurdum Sherlock Holmes Hikayelerini merakla ve heyacanla gittim. İngiltere havasını fazla abartılı buldum öyle ki izlediğim filmin korsan olma ihtimalini bile düşündürdü, anlamayanlar olabilir diye bol bol açıklamalar içeriyor (hani yanlış anlaşılmasın çok zekiyim ben hepsini anladım demiyorum ama açıklamalar abartılı olmuş) ve ikincisinin çekileceğinin sinyalini dizi modunda bu kadar açık vermeleri de çok hoş olmamış. İkinci film Ejder Kapanı. Film fragmanını bile izlemeden gittim. Dexter izleyen var mıdır bilmiyorum ama benim bir kaç bölüm izlemişliğim var. Bu da filmin senaryosunun nereden geldiğini anlatıyor. Zaten kanlı, cesetli, işkenceli filmleri de pek sevmem. Duygusallığın olmadığı film, film olmaz deyip Matrix in sonuna bir öpüşme sahnesi konulabiliyorsa bu filme de konulur :) Filmde uçma sahnesinden de önce en gereksiz bulduğum sahne... Her şeye rağmen sinemaya gidip o yoğun patlamış mısır kokusuna inat film izlemeyi seviyorum. Bu arada bir de evde film izledim. Sandra Bullock u çok seviyorum. İzlemediğim filmi kalmamıştır diye düşünüyordum bir tane varmış. Proposal. Gerçekten eğlenerek izledim filmi. Eh buradan sevdiğim film tarzı da ortaya çıkmıştır. Ama dedim ya film ayırmam Recep İvedik ve türevleri hariç tüm filmleri izleyebilirim.

28 Ocak 2010 Perşembe

gökyüzünden konfeti yağıyor :)


Eskiden kar yağmasını okullar tatil olsun diye isterdim. Şimdilerde öyle bir faydası olmuyor hatta gelmek zorunda olduğum iş gelişlerini daha zahmetli hale getiriyor ama yine de çok seviyorum. Ofis ve ev birbirlerine yakın olduğundan yolun büyük bir kısmını yürüdüm. Bizim sokak trafikten felç olmuş. Her ne kadar ofistekiler karda arabayla gelmeyi profesyonellik olarak adlandırsa da arabasız geldiğime tekrar tekrar sevindim :) Bizim asistan her zamanki gibi geç geldi. Ehhh bu kez kar var haklı sebebi. Yaklaşık dört yıldır bizimle çalışıyor toplasan 2-3 ayı geçmez zamanında geldiği. Her güne de bir bahanesi vardır. Onun otobüs, dolmuş maceralarını uzun uzun, anı anına anlatmasından sıkıldığımdan sormuyorum artık neden geç geldiğini. Arada sırada o başlıyor anlatmaya geç geldim ama uyuya kaldım sanmayın bizim otobüsü korsanlar kaçırdıya varan hikayelerini... Bir de sürekli hastadır. Özcan Abi bu kızı alanın hastanesinin olması şart, 365 günün 65 günü sağlam geri kalan günler hasta diyor. Nilüfer in gaflarından örnekler vereyim. Bir telefon bağlıyor:
- Hale Hanım sizi SANDAL Hanım diye biri arıyor
- Yok canım öyle isim olur mu?
- Valla ben de anlamadım ama SANDAL diyor iki kez sordum.
Arayan Handan Hanım dır.
Ya da biz ziyarete gelen makine firmalarını mühendisler olmayınca broşürlerini alıp geri göndeririz.
Kapı çalar Nilüfer ŞİNASİ MAK dan geliyorlarmış ne yapayım.
- O de ne ya aman neyse al broşürünü gönder
Gelenin broşürü falan yoktur çünkü o Finansbank tan gelir :)
- Nilüfer kombi kaçta yanıyor?
-6 da düşüreyim mi?
- Eh daha fazla üşümemizi istiyorsan düşür bakalım diyoruz ve gerçekten daha çok üşümeye başlıyoruz 3 e almış çünkü :)
Bu aralar nişanlı ve mutlu ve daha fazla Leyla. Kargolar yanlış adreslere, fakslar yanlış numaralara...
Kar tekrar başladı akşam kuzenlerle evin önündeki parkta kartopu oynamayı planlıyorum umarım kabul edilir bu isteğim :)

26 Ocak 2010 Salı

duvar

Ben çiçeklerden fazla anlamam. Gülleri fazla güzel, narin göründükleri için sevmem. Adı adıma benzediğinden favorim laleler ve çok güzel koktukları için nergisler. Ama onlar da her mevsim olmuyorlar malisef. Neyse sevgili kardeşim, benim o kadar bana niye çiçek gelmiyorrr yazımın üzerine çiçek göndermiş ofise doğumgünümde. Cam bir vazoda beyaz yeşil yapraklı bir çiçek. Arayıp teşekkür ediyorum ve sormayı da unutmuyorum kardeşim biliyor musun bu gelen çiçeğin adı ne? Sessizce ve çiçekten anlamayan birine çiçek gönderdiğine pişman olmuş gibi onlar orkide :) Evet ben biliyordum zaten bu çiçeği! ve çok sevdim. Neyse, Ekim sonuna kadar yaşadı orkidem. Bir kaç haftadır tekrar açmaya çalışıyorlar bir kaç tane tomurcuk var yeniden açmalarını bekliyorum sabırsızlıkla. Özcan Abi de bayıldı bu duruma eşine bir kere çiçek alıp bütün yıl almamayı düşünüyor :)
Benim duvarlarım yok sanıyordum ama göremediğim bir inşaat alanı varmış içimde. Yeni yeni duvarlar örmeye başlamışım sessizce. Sanki biriktirmişim de tek tek taşları şimdilerde üstüste koyuyormuşum gibi. Keskin çizgileri, girilmez kapıları olanlardan olmadım da korktum hep bir şeylerden. Yeni yeni büyüyorum ve anlıyorum korkularımı çoğu zaman da kendimin abarttığımı... Şimdi toplumun duvarlarından bahseden bir kitap okumaya başladım. Leyla Navaro- İki Boy Ufak Pabuç. Aslında blog yazanlardan aldığım bir öneriydi Leyla Navaro. Tavsiye edilen bu kitap değildi de kitap arkasını okuyunca büyük bir merak uyandırdı. Kitap arkası diyor ki...
... ve Külkedisi kaçarken, pabucu ayağından fırladı. Ertesi gün Prens, ayağı bu pabuca sığacak genç kızı aramaya koyuldu. Ülkenin tüm kızları, Prens tarafından beğenilmek için, ayaklarını daha ufak hale getirme çabasına giriştiler.
İşte o gün bu gündür kadınlar, ayaklarını, erkekler tarafından belirlenmiş kalıplara sıkıştırmaya çalışır, böyle yaparak erkeğin " Prensesi" olacaklarını düşler dururlar. Zaman geçtikçe topallamalarının sebeplerini sürekli kendi eksikliklerinde arayarak... ve "Pabuç" un ne denli geçerli olduğunu hiç sorgulamadan...
Erkekler ise ellerindeki " ayakkabıya" (veya düşlerindeki kalıba) "ayağını" (kendini) sıkıştıracak kadını arar; "ayağı sıkışmış" bir kadının ne denli gerçek, ne kadar huzurlu, mutlu olup, mutlu edebileceğini bile sorgulamadan...
Ve birlikte yalınayak yaşayabilmenin özgür keyfinden habersizce...

22 Ocak 2010 Cuma

kahve evi


Sevgili Blog,

Bu hitabı sevdim ben böyle yazmaya devam edeyim. Lise zamanımdan Kızılay da çok sevdiğim hatta belki de tek bildiğim Kahve evim kapanmış simit sarayı olmuş. Okul bittikten sonra da tek başıma da olsa ara ara uğradım kahve evime, herkese ve her şeye olduğu gibi mekanlara da bağlılığım tam. İçeri girdiğinizde kahve kokusunun hakimiyetine teslim olurdunuz. Meşrutiyet caddesinde sevimli bir yerdi, esmer toz şekerlerin bulunduğu ahşap evden şekerliklerle oynamayı içinde sondaj yapmayı da severdim. Çok ağlamışlığım ya da çok ağlayan dinlemişliğim var kahve evinde. Garsonları da çok kibardı ağlayana kağıt mendil yetiştirirlerdi hemen (: Belki de cafe açma hayalim ilk orada başladı. Evet günün birinde burası benim olsun ya da böyle bir yerim olsun dediğimi bile hatırlıyorum. Eskiden daha büyük hayallerim daha renkli rüyalarım vardı sanki... Şimdi rüyalarımda çek senet görüyorum onu da hatırlamıyorum da dinleyenler anlatıyor. Geceleri çok konuşurmuşum ben dinleyip dinleyip sabah anlatıyorlar. Ama sorulara cevap vermiyormuşum bu duruma sevindiğimi gizleyemem. Efe de konuşuyor uykusunda ama ne dediğini anlamıyorum, diş gıcırdatıyor ve bu yaşta horluyor... Bunlara rağmen oda arkadaşımdan hiç şikayetçi değilim ama o babam olmadığında annemle uyuyup beni terk ediyor :)
Yarın uyandığımda her yer bembeyaz olacak...

18 Ocak 2010 Pazartesi

eskiler yeniler

Sevgili Blog,

Bugün hava çok güzeldi öyle güzeldi ki saçma bir bahane uydurup dışarı attım kendimi :) Tam benlik bir hava Ankara nın donduran ayazı yok, hafif bir güneş üzerinde mont olmasa bile üşümezsin bu havada. Aylak aylak fazla da uzaklaşmadan dolandım durdum, uzun zamandır bu kadar sorumsuz gezmemiştim sanki, canım hiç ofise dönmek istemedi :)
Geçenlerde kardeşlerle toplanıp şarkılarda yanlış anladığımız sözleri döktük ortaya baya eğlendik. Mesela Bedri Rahmi Eyuboğlu şiirinin birinci kısmından yapılan Karadut şarkısının bizim Ercan Abi ye yazıldığını sanıyormuş Ayşe! Şöyle ki dilim Ercan, bizim Ercaaannnn, dişim Ercannnn... Ya da benim uzunca bir süre Sezen Aksu' nun Hadi Bakalım şarkısında Yerimiz mi dar yoksa yerimiz mi dar "Ne Var" demesini "Nebahaaat" olarak anlamam ve her seferinde nerden çıktı şimdi kim bu Nebaahaat demem!!! Ya da Tut ki karnım acıktı anneme küstüm deki "Tutki" nin bir dadı olarak hayal edilişi ve Sezen Aksu' nun şarkısında Tutki adındaki dadısına seslenişi!!! Bu liste uzun da böyle yazınca o kadar da eğlenceli olmadı bizden dinlemeniz gerek...
Uzunca bir süredir anneme sana araba kullanmasını öğreteceğim diye söz veriyorum. Hadi bir deneyelim diye boş bir pazar yeri bulduk ve annem geçti direksiyonun başına. Annemin pratikte çok şeye ihtiyacı olduğunu biliyordum ama teoride de baya bir şeyler okuması şartmış. Araba kullanma kılavuzu gibi bir şeyler. Neyse anne bu gaz bu fren hadi gaza bas tamam yeter şimdi bir duralım. Eee ama duramıyoruz annem ayağını frene basıp basıp geri çekiyor. Anne bassana diye bass bass bağırıyorum o da basıyorum durmuyor bu araba diye bağırıyor ama onun ayağını pedalın üstünde tutması gerektiğinden bile haberi yok. Bu arada ben hep anne merak etme çabuk öğrenirsin bu otomatik araba yapacağın fazla bir şey yok diyorum. Sonra şimdi vitesi geri alalım dedim. Annem yaaa niye vites değiştiriyorum hani bu araba otomatikti dedi (ses komutuyla çalışan bir araba gerek anneme o bağıracak " GERİ" diye araba da gidecek:) ve ben anneme araba kullanma öğretme işini profesyonellere bıraktım.
İki Pazar dır çalışıyorum hiç sevmedim bu pazar günleri çalışma olayını umarım devamı gelmez. Bazen babam istifa edeyim diye baskı mı uyguluyor diye düşünmüyor değilim. Aaa bu arada babam eve yeni adetler getirmeye başladı. Çok geziyormuşuz ve hiç gezemiyor taklidi yapıyormuşuz!!! Bir ajanda tutacakmış yazacakmış hangi gün eve geldiğimizi hangi gün gelmediğimizi üçümüz için ayrı ayrı liste tutacakmış. Bu arada bu yeni sistem öss yi andırıyor. Şöyle ki 3 şehiriçi gezisi 1 şehirdışı gezisini engeller & 3 aile ziyareti 1 şehiriçi gezisini götürür gibi... Böyle bu aralar dışarı çıkabilmemiz matematiğe bağlandı :)

9 Ocak 2010 Cumartesi

sıkıldım

Son zamanların en büyük toplantısı yapılıyor içeride ve ben çok sıkıldım. Sıkıntıdan yazdığım yorumları kaldırmaya çalıştım ama daha kötü oldu anladım her şeyi silemiyorsun izi kalıyor mutlaka... Keşke yanımda bir kitap bulunsaydı bizim karşı komşunun attığı kitaplardan bahsetmiş miydim bilmiyorum... Bahsetmedim herhalde evlerinde yer olmadığı için koli koli bir dolu kitabı kapının önüne koymuşlar ve kapıcının atmasını bekliyorlar. Yeni çıkan kitaplar bile vardı hepsini aldım bizim ofise Tnt nin bi hizmeti var arıyorsun bir gün belirleyip gelip kapından alıyorlar sonra ihtiyacı olanlara düzenleyip dağıtıyorlar. Neyse kendime ayırdığım orjinal bir Harry Potter kitabı vardı bağışlamadıklarımın içinde... Onu okumaya başladım şimdi aslında sürüklemeye çalışıyor kitap da benim ingilizcem bu aralar süreklenmeye gelmiyor galiba... Evde aile boyu herkesin elinde bir Harry Potter. Efe nin favorisi Sırlar Odası aylardır ilk 50 sayfayı okuyor. Ayşe seriyi tamamladı. Şeker Portakından sonra o tadı başka hiç bir kitapta bulamadım diyerek okuma hayatına ara vermişti Harry Potter dan 7 kitap okuyarak Amerika yı keşfetti :) (Eminim kızacaktır bana :)Ben de Efe gibi uzun süre ilk 50 sayfayı okuyacağım herhalde.

4 Ocak 2010 Pazartesi

(U)mutlu Yıllar =)

Sonunda yazabiliyorum. Özel günleri seviyorum, sevmeyenleri sevmiyorum ama sırf bu bayramlar ve sene sonu sene başı nedeniyle iş telefonumun sürekli çalmasını, günlük işlem hacmimin katı katı artmasını hiç sevmiyorum. Yeni yıl yaklaştığından beri nefes tutarak bir oraya bir buraya yaprak misali savrulan halimiz henüz yere konamadı. Rüzgarla birlikte dalgalanmaya devam ediyoruz...
31 Aralık ta son vergi ödeme şanssızlığını saymazsam bütün işlerim yolunda gitti. Son görevim Efe için özel sipariş ultra flash adında mavi uzaktan kumandalı az gürültülü bir yarış arabası almaktı. Ya o kadar insanın ne işi olur Panora da... Erken saatlerde evinizde oturup annenizin, eşinizin hazırladığı özel yemeklere başlamış olmanız gerekliydi... Zor bela kendimi bir kuaföre attım ki o sırayı beklesem yeni yıla kuaförde girebilirdim. Neyse ki şanslıydım dedim ya tanımadığım bir dolu insan sırasını bana verdi ve 20 dakikada çıkabildim. Babanın bir saat süren yılbaşı konferansını dinledikten sonra Yaşamkent' e doğru yola koyuldum. Canım arkadaşım Yasemin nin evindeydim :) Yeni evine taşınalı daha iki gün olmasına rağmen bizi davet etti ve keyifli bir yılbaşı akşamı geçirdim. Uyumak üzere yola çıktığımda saat dörttü. Kuzenler uyumamış beni bekliyorlar biraz da onlarla takılıp yatağa... Tuttuğum dileği hatırlayamıyorum ama iyi bir şey ve genel bir şeydir herhalde...
31 Aralık iyiydi de ertesi gün biraz kırgın geçti. Çok fena üşütmüşüm ve aldığım milli piyango biletlerine amorti bile çıkmamış şanslı olduğumu düşünmüştüm oysa... Öyle olduğumu düşünmeye devam edeyim bari belki bir işe yarar.
Dün Erenciğimle görüştük. Diyet, spor ve bilumum terk eden erkek arkadaş muhabbeti yapıp hoşça vakit geçirdik.
Son olarak herkesin dileği gerçek olsun diyorum ama bazen de ya dilekler çakışırsa diye de korkmuyor değilim. O zaman da daha çok isteyenin ki gerçek olsun diyorum. Herkese mutlu sağlıklı güzel yıllar.