18 Mart 2010 Perşembe

izmir izmir izmir

Hafta sonu İzmir deydim :) Kuzenim evlendi düğün bahaneydi en önemlisi sevgili Yelda ve Ali yi görebilmekti. Ne kadar zaman geçmiş görüşmeyeli hesaplayamadık bile ama nerede kaldıysak oradan devam ettik. Cuma gecesi başlayıp ertesi gün sabaha kadar süren, bolca üşüdüğüm, yan koridorda oturan öksüren, hapşuran, horlayan ve ayakkabılarını çıkaran amcadan söylenen yol arkadaşımla ve ve o da bolca uyudu ama ben gözümü bile kırpmadan çokça cevapsız sorularla geçen bir yolculuk... Zaten pek de uyuyabilen tiplerden değilimdir yolculuklarda. Sabah Yelda cığım ve Ali ciğim karşıladır bizi otogar da . Onların o sevimli evlerinde yıkanmış kuru kayısılarla kahvaltıya başlayıp, kahvaltının süprizini Nutelle olarak (bir de Ali nin pişirdiği yulaflı ekmek var tabi) ilan edip, ayılabilmek adına güzel Türk kahvesi ve sayıyla, özenle tabaklarımıza koyulmuş çifte kavrulmuş lokumlarımızı yedik. Artuğ a 6 bana 2 tane:) Öğleden sonra Kordon daydık. Bayılıyorum İzmir e kimsenin kimseyi taktığı yok... İçmeyip de sarhoş olan tek bendim :) ehhh iki biraver üç kişiye hiç bir şey yapmaz!!! Akşam düğün var hazırlanıp gitmek gerek fönün etkisiyle resmen sendeliyorum bir kahve daha Ali nin karışımından içemedim ama Yelda cığımın hazırladığı kahve de işe yaradı :) Bodyguard misali iki kuzen kapıda karşılayıp salona götürdüler. Ben bir gelinin yanına gideyim, çocuklar hadi ablanızla gelinin yanına gidin... Ablanız lavobaya gidecek hadi eşlik edin. Ablanız dans edecek kavalye olun... Ablanız arkadaşının evine gidecek hadi bırakın:) Canım çok güzel olmuştu ve çok çok kalabalık bir düğündü. Ben dönene kadar onlar da alışveriş merkezlerini gezip hala tam olarak anlayamadığım yüksek bina espirisiyle geceyi bitirmişler :) Ertesi gün biz erken kalktık ev halkı uyuyor, bolca gürültü de yaptık ama uyanmadılar hadi çıkıp sahile inelim derken kalktılar. Ali zaten uyumuyormuş ki bizim kalkmamızı bekliyormuş :) Ali' nin yağlı bir börek diye adlandırdığı meşhur Boyoz lardan yedik :) İkinci gün hava rüzgarlıydı ve biz bile bir yıldır hiç gitmiyoruz dedikleri Karşıyaka daydık ve bence de Göztepe :) Ali montunu almamışsın yine:) Ali leri ziyaret etmek isteyen aile dostlarıyla pişti olduk gittiğimiz alışveriş merkezinde. Dönüş uçakla uçak saatine kadar da Forum dayız :) Ikea dan çok istediğim fular askısını da aldım :) Check- in e geç kalınca hepimiz farklı koltuklar da ve üçümüzde ortada döndük Ankara ya... Havaalanında da oradan oraya koşturan bilumum bütün kuyruklarda önümüze geçen tabiri abartmış olmam çirkef bir teyzemiz vardı :) Geçirdiğimiz her dakika için bir fotoğraf çektirdik sanki, olmadı bu tekrar çek, gözlerim kapalı çıkmış yavaş yavaş çek, aaa burada da bir fotoğraf çektirelim :) Eskilerden yenilerden, kazık atan dost bildiklerimizden, piknik keyiflerimizden, askerlik anılarından, Amerika da yaşanır yaşanmaz, bırakırlar bırakmazlar dan ve daha yakın olabilmekten konuştuk :) Keşke her hafta sonumuz böyle geçse. Onlar gelse biz gitsek :) Yakın zamanda gelin Artuğ göle götürecek bizi :) Yaza tekrar yeniden İzmir deyiz ve sonbahar da siz buradasınız :) ve son olarak her şey çok güzeldi iyi ki varsınız iyi ki Dilek i ve sayesinde sizi tanımışım sizi çok seviyorum...

P.S. Fotoğrafları istiyorum birini de buraya koymak gerek :)

3 Mart 2010 Çarşamba

sabah rutini :)


Bugün sabah Ayşe nin bir iş arkadaşının sabah rutinini dinledim... "Biz 15. katta oturuyoruz. Asansör her sabah istisnasız önce 11. katta durup sonra 15. kata çıkıyor... Asansörde günaydın dediklerim de hiç değişmiyor ve yolda gördüğüm hep bir yerlere koşturan yüzler aynı..." Ben de kendi sabah rutinimi düşündüm. Geceleri cep telefonumu nedense hep açık bırakıyorum ama sabah kalktığımda mesaj ya da arama bulamıyorum, bulamamak rutinim... Çoğu sabah Ayşe kapıdan bağırıyor saat 07:30 ken hadi kalk saat 8 oldu diye:) Yine geç kaldım oysa bu sabah erken kalkıp spora gidecektim!!! Sağ taraf duvar ve ben hep sol taraftan kalkıyorum, belki de sabahları bu nedenle çekilmez oluyorum bana göre problem yok da öyle olduğumu söylüyorlar:) Evden en erken Efe çıkıyor gece üstünü örtmeye çalıştığımda uyanıp sabah oldu sanıyor ne oluuurrr biraz daha uyuyayım diyor. Bazı sabahlar ki en çok o sabahları seviyorum öperek uyandırıyor beni okula sen gönderir misin bugün? Bazen kalkamıyorum yarın göndereyim seni diyorum, bazen kalkıyorum ve onunla bitmez bir kahvaltı yapma yapmama savaşına giriyoruz :) O yatağını topluyor hatta bazen benimkini bile ama ben çoğu zaman bu işi anneme bırakıyorum hala... Annem ütü yaptığı zaman kendi odamda giyinemiyorum her şey başkasının dolabından çıkıyor çünkü... Bizim asansörümüz mütemadiyen bozuk bu ara tek yaptığım spor da merdivenler galiba evden bir kere de çıkamıyorum çünkü mutlaka bir şey unutup geri dönüyorum... Her gün sabah Piyade sokaktan aşağı inerken yukarı doğru yürüyen aynı bankacıyı görmem, sokakta park yeri bulamamam ve çiçekçiyi vale olarak kullanmam, anahtarlarımı ofiste ya da evde unutup kapıda Nilüfer in gelmesini beklemem kök salıp çiçek açmam rutinim :) Ofise girebilmek için beklemek sinirlendirse de genelde beklemeyi seviyorum ben bu yüzdendir herhalde her yere erken gitmeye çalışmam. Kimse gelmeden bir bardak çay içmek gelecek olanları beklemek hoşuma gidiyor ama bu iyi bir şey mi bilmiyorum...