28 Nisan 2010 Çarşamba

-1 + 3 = 4



Sevgili Blog,





Uzun zaman olmuş kimseyi ders çalıştırmayalı... Dün Ayşe, dört saat Zeynep i ders çalıştırdı. Başlıktan da anlaşılacağı gibi konu matematikmiş. Bu arada Zeynep Lise 2 öğrencisi ehhh matematikle de nedense çoğu öğrencinin arası kötüdür ama sanki Zeynep bu grupta en vahim durumda!!! Sabırsızdır Ayşe, ağlatmış kızı bol bol... Akşam eve geldiğinde hala sinirlenerek -1 + 3= 4 diyordu :) a - 1= 0 denklemini anlatabilseymiş polinom ve fonksiyon anlacakmış!!! Babam bir gün Efe yi matematik çalıştırıyor, salondan garip bir gürültü havası tartışma kokusu geliyor... Gidip bakıyorum ne oldu Efe dememle Efe nin ağlayarak bana sarılması aynı dakika da oluyor. Ne matematikmiş, matematikten göz yaşı dökmeyen yok galiba... Babamı ingilizce çalıştırdığım zamanlar geldi aklıma. Neden anlamadık babam bir gün sabah kalkıp rüyasında görmüş gibi ben ingilizce öğreneceğim diyor. Türkçe bilmeyen bir ingiliz öğretmeni var ve dersler ofiste veriliyor... Evde ödevlerine yardım etmemi ve daha fazla anlatmamı bekliyor husband lar wife lar birbirine giriyor neyse ki kısa sürdü, babamı ağlatamayacağımdan ben ağlayacaktım neredeyse :) Bir de benim direksiyon derslerim var babam ağlatarak araba kullanmayı öğretiyor, şimdilerde Hale nin direksiyonu iyi diyene çünkü o direksiyonda Hale nin gözyaşları var diyor bundan büyük bir haz alarak :)

Yazı puntolarım çok büyükmüş, gözlerim mi bozuk evet bozuk 1,5 miyopum var ama hiç bir şey kullanmıyorum alıştım görememeye ve küçülttüm artık puntoları :) Son zamanlarda bir gün çok cesur bir gün çok korkak olarak gidip geliyorum. Bazen ben değil mişim gibi sanki bir film izliyormuşum gibi geliyor... İnandıramıyorum ama sıkıldığımdan değil elimde mutlaka bir şeyler olmalı diye origami yapıyorum en çok da elimde kalem olmasını seviyorum. Aksalar da ya da yazarken dağılsa da hala dolmakalem kullanıyorum, seviyorum dolmakalemleri ve tahta kurşun kalemleri :)

Bu ara büyük dayım takılıyor bizim ofiste sayesinde kelime öğreniyorum. Pertafsız. Pervasız, patavatsız gibi bir şey geliyor aklıma büyüteçmiş bilmeyene...

Biri düştüğünde niye güler mişiz? Beyin önce düşme olayını algılayıp komik bulup sonra düşenin kim olduğunu algılarmış o zaman gülüp eğlendikten sonra ahh canım deyip yardımına koşarmışız.
Orkidem hala yaşıyor, boyu uzuyor 6 tane açmış çiçeği 5 tane tomurcuğu var :)

21 Nisan 2010 Çarşamba

:)


Offf offff yakın zamanda bir diş doktoruna gitmem şart, 20 yaş dişlerim artık rahatsız ediyorlar ama çok korkuyorum niye bu korku kocaman kızsın diyorlar ama o koltuğa oturduğum anda başlıyorum titremeye, Amerikan filmlerindeki gibi ben o koltukta otururken birinin elimi tutması şart ya da genel anestezi :)

Pazar günü Bolu ya gidemedim ama Dilek i ne kadar uzun zamandır görmemişim ne çok özlemişim. Özel ve güzel bir pazar geçirdik. Çok uzun zamandır türkü bara gidesim vardı tamam dedi gidelim :), türkü bilir miyim, türkü sever miyim onu bile bilmiyorum ama nedense gitmek istiyorum gidip de dinlediğim zaman karar verecektim ama bu türkücüler gece 24 den sonra çıkıyorlarmış ve sen o saatte çoktan bal kabağına dönersin dedi, doğru dönerim :(

Son olarak alakasız paragraflar zincirine bir tane daha ekleyeyim; Bonny Food u keşfettim, çiçek almayı gereksiz bulan erkeklere duyrulur, mesajlı kurabiyeleri, balonları, meyve ve kurabiye sepetleri de var, tanıdığım herkese göndermek herkesi bonny food la mutlu etmek çok eğlenceli :)

16 Nisan 2010 Cuma

hiç


Hiç bir şey yapamamaktan yakınıyorum sürekli bir yerlere gidesim var ama toparlanıp da gideceğim yok. Birinin beni itmesi, kolumdan tutup hadi gidiyoruz demesi gerek... Mesela bu Pazar sabah erkenden kalkıp Bolu ya gidesim var :) Kahvaltı yapıp, sevimli bir şeyler görüp dönesim var... İstanbul da Ece zamanıymış Ece bir yaşına girdi, 23 Nisan da üç günlük bir İstanbul çıkartması hiç fena olmaz :) Üye olduğum spor klubünün hafta sonu için Ürgüp gezisi var hiç görmedim, gitsem balona binsem süper olurdu... Annemle Efe Fethiye ye gidiyorlar geçen bahar gittiğimiz organik yaşam köyüne onlara takılasım var :) Hiç futbol maçı izlemedim yakın zamanda büyük kalabalık bir futbol maçı izlemek istiyorum. Hiçlerim çoktu benim, hiçlerimin olmasını seviyordum hatta, şimdilerde yavaş yavaş yok etmeye başladım onları... Bildiklerimden ve çocukluğumdan itibaren takıntı haline getirdiklerimden sadece vanilyalı dondurma dışında hiç bir dondurmanın tadını bilmediğim kalmış galiba... Yeni yeni hiçler bulmalıyım kendime kalmamışlar...

12 Nisan 2010 Pazartesi

uyuyamıyorum...

Bir haftadır sürekli kabus görüyorum. Erkenden uyuyorum ama geceleri sürekli uyanıp gezinip gezinip tekrar yatıyorum sonra tekrar uyanıyorum... Etki bırakan kabuslarım biraz korkutucular ama yazmadan da yapamadım. Anneannem kötü rüyalarını suya anlat derdi suyla akıp gitsin. Suya anlattım gördüğüm herkese de anlatıyorum etkili oluyor galiba dün çok rahat uyudum hiç uyanmadan gördüğüm rüyaları da hatırlamıyorum:)

Kabus 1: Bir adres arıyorum ne aradığımı da bilmiyorum ama arabayla öyle bir kayboluyorum ki bir türlü yolumu bulamıyorum. Bütün yollarım tuğlalı binalara çıkıyor her yerde inşaat var sanki... Tanıdıklarımı arıyorum beni bulup alsınlar olduğum yerden diye kimse bulamıyor beni yolumu da bulamıyorum uzun arayışlardan sonra arabayı bir kenara çekip bekliyorum uyanmayı...

Kabus 2: Süper bir otele tatile gitmişim. Tarihi yerleri de var gittiğim yerin dağ tepe dolaşıyorum ve bu kez de her yerde yılanlar çıkmaya başlıyor karşıma... Bazıları renki ve sevimli konuşuyorlar da onları takip ediyorum bazıları sevimli değil onlar beni takip ediyorlar kaçıyorum koşuyorum uyanıyorum...

Kabus 3: Ümitköy de bir arkadaşımla buluşacağım hava güzelken kar kağmaya başlıyor. Kar yağmasını her zaman severim yine mutlu oluyorum güneş varken pırıl pırıl düşüyor kar taneleri... Uykum geliyor uyudum uyuyacağım direksiyon başında kenara çekemiyorum arabamı kuzenim fark ediyor kendi arabasını bırakıp yanıma geliyor. Birden yağmur, dolu küçük küçük çakıl taşları yağmaya başlıyor gökyüzünden... Sular yükseliyor kuzenin arabası su altında kalıyor... Vazgeçiyorum Ümitköy e gitmekten bu korkak halimi anlayan arkadaşım tamam ben gelirim diyor... Eve geçiyorum onun eve gelmesini bekliyorum, geldiğini görüp uyanıyorum...

Haftasonu Tarık ve Didem in evindeydik... Bol kahkahalı, kalabalık, keyifli bir doğum günü kutlaması yaptık :) Didem mutfak olayını aşmış gerçekten yemekler baya başarılıydı ve benden hızlı çay içebilen birini gördüm :) Pazar günü YGS vardı... Nasıl bir tesadüftür anlamadım ama Didemle aynı okulda aynı sınıfta sınava girdik :) Sınavdan sonra güzel bir kahvaltı yapıp bana cep telefonu baktık henüz alamadım. Birinin nazarı değmiş telefonuma suya da hükmü varmış öyle dedi... Arayanların sesi bir kuyudan geliyormuş gibi çıkıyor...

8 Nisan 2010 Perşembe

son zamanlarda


Sabah 9 akşam 9 çalışırken patron biz şantiyede 6 da kalkıyoruz bundan sonra 8 de açalım telefonları diye buyurdu... Yaz saati uygulamasıymış bilmeyene :( ehh hangi patron çıkış saatine bakar ki... Ne zaman bitecek bu yoğunluk? Bu hafta bitecek, yok önümüzdeki hafta bitecek diye dua ederken buluyorum kendimi... Nerede eski günlerim sezon sezon Lost izlerdim ofiste :) Bu yoğun çalışma zımbırtıları dışında geçen haftasonu en son parti ne zamandı hatırlamadığım büyük bir kızlar partisi verdik evimizde. Kalori derdi duymadan yedi kız 2 büyük şişe tekila içti... Sonra sırlar döküldü yavaş yavaş. Kızların çoğu bu yaz evleniyor, perdeler, yatak odası takımı, günlük yemek takımları, misafir yemek takımları, tuzluklar, patates soğan sepetleri, banyo havluları, kimin düğününde kimin hangi elbiseyi giyeceği, düğünde olmazsa olmaz şarkılar derken gün bitti güneş doğdu ama konuşacaklar bitmedi.
Son zamanlarda, çalışmadığım ve açık mağaza bulabildiğim tüm zamanlarda alışveriş yaparken buluyorum kendimi. Bütün kıyafetlerim bol geliyor ve kızların gardrobuna uğruyorum sabahları... Biri bana dur desin istiyorum çünkü gördüğüm her şey benim olsun modundayım. Gerekli gereksiz ne varsa alıyorum. Ayakkabı ve çanta almaktan kendimi alıkoyamıyorum. Saçlarım beyazlamadan boyatmam diyen ben kendimi aynı hafta içinde iki kere kuaför koltuğunda buldum. Arkadaşlarım paket paket sarılırken bana gelenler gelirdi. Neyse yapacak bir şey yok sıkılırsam ki bu olasılık fazla yüksek eski halime dönmek yarım saat :) Son zamanlarda birini küstürdüm. Açık açık söylemedi problem yok dedi ama sanki problem varmış gibi ya da yoktur da yine ben abartıyorumdur...
Bir de eskilerden bir ses duyuyorum son zamanlarda ve niye bana huzur veriyor hala anlamış değilim...
Not: Yazıyı okuyunca ne çok buluyorum kendimi dediğimi farkettim. Derdim kendimi bir yerlerde unutmak, kaybetmek sonra yeniden aramak bulmak ya da bulamamak galiba...

1 Nisan 2010 Perşembe

Alice


Dün Alice i izledim. Uzun zamandır Alice e gitme fikrim kimseye cazip gelmiyordu. İzlediğimiz hem türkçe hem üç boyutlu olmayan bir versiyondu ama bayıldım gerçekten :) Jonny Deep i sevmeyen yoktur zaten... Sinema da filmden de çok fragman izlemeyi seviyorum. Ehh gittiğimiz çocuk filmi olunca fragmanlar da onlara göreydi ya da belki de tam anlamıyla bize göreydi :) En yakın zamanda Efe yi de götürmem gerekiyor. Bu ara Efe nin kendine göre büyük problemleri var. Çocuklar, bazen büyükler bile birbirlerine karşı nasıl bu kadar acımasız olabiliyorlar anlamıyorum. Serviste büyük sınıflar komik hafif argo bir şarkı söylüyorlarmış Efe ye... Servisle gitmek istemiyorum, hergün etüt olsa da onları hiç görmesem, babam beni karete kursuna gönderse, dayanamayıp montumu kafama geçirip ağladım... Bugün doğum günü. Anneme saçmalama diyerek yaptığım baskılar geliyor da aklıma iyi ki beni dinlememiş. Hayatımızın en büyük rengi oluverdi o yokken ne yapıyormuşuz canımız sıkılıyormuş herhalde diye düşünüyorum ve altı imkansız şey düşünüyorum


1- Gülen ve konuşabilen hatta bazen yok olabilen bir kedim olsun
2- Doğum günümde kar yağsın, ya da canım istediği zaman kar yağsa
3- Hassas bir "değer" tartım olsun
4- Ne istediğimi bilmek
5- Kimseyi kırmadığımdan emin olmak
6- Kendimi anlatmak zorunda kalmamak