28 Mayıs 2010 Cuma

sinyal


Bugün uzun zamandır konuşmadığım bir arkadaşımı aradım. Yine hiç sesin çıkmıyor dediğimde sinyal gönderdim sana sinyal doğru yere gitmiş ki sen beni aradın dedi. Garip geldi ne ki bu sinyal mesaj mı attı, e-posta ya da güvercin mi gönderdi de ben göremedim :) Dün gece aklına gelmişim arayım demiş saat çok geç diye aramamış (ehh artık herkes öğrendi uyku saatim 10 olduğunu). Yakında bu sinyallerle e-posta bile gönderebileceğim dedi bu konuda ondan biraz ders almam gerek galiba... Bir iki saattir deniyorum ben de sinyal göndermeyi, olmuyor henüz telefonum çalmadı, gelen de olmadı... Yeterince isteyemiyorum ya da en iyisi kabul etmek benim süper güçlerim yok :)

21 Mayıs 2010 Cuma

Efe aşık olmuş :)


İki gün önce biraz hastalandı, ateşi çıktı... Yarın gitmezsin belki okula diyoruz. Kendi kendine konuşuyor yatakta;

- Tam da yarın seni seviyorum diyecektim. Nereden çıktı şimdi bu ateş? Herkesin gözler açılmış Efe ye bakıyor. Soru yağmuruna tutuyoruz. Kimmiş bu şanslı kız? Tabi şanslı kız bizim oğlumuz aşık oldu ya... Anlatıyor yavaş yavaş adı Deniz miş, yan sınıftaymış, sarışınmış, ona gül alacakmış, üst sınıflardan bir abi varmış (ne üst sınıf bir yaş var aralarında) onbeş kızı bir arada idare ediyormuş, ondan tavsiyeler alıyormuş. Onbeş kız!!! Bu abiden ders almak şartmış hatta gitsem bana da tavsiyelerde bulunur mu ki :) Abi demiş ki havadan bahset... Benim aşık yavrum hava ne kadar güzel di mi diye sormuş, Deniz tabi aşık olmayan taraf, her zaman daha mantıklı hayır hava çok kötü yağmurlu :( Bugün ise Efe nin morali çok bozuk, kalbi kırık. Söylemiş seni seviyorum diye, cesareti takdir edilecek düzeyde, ehhh çocuklar büyüklerden daha cesur oluyorlar. Ben henüz söyleyememişken ayrı evde yaşamak istiyorum diye Efe söyleyivermişti bir gün

- Baba düşünüyorum da ben artık ayrı bir eve çıksam ( 5 ya da 6 yaşında) Bir de motorum olur, arada annemi özlerim onu görmeye gelirim. Yemekçi tutarım kendime bir tane... Efe büyüdükçe çoğu erkeğin yetiştiriliş tarzını çözüyorum. Babam oğlum sen sakın aşık olma ama kızlar sana aşık olabilirler diyor. Bu egoyla büyüyen erkek sonra başımıza neler açıyor!!! Deniz herkesin karşısında iğrençsinnn demiş. Herkes Efe nin başına toplanmış. Bazıları gelip o seni çok seviyor ama arkadaş olarak demiş... Klasik hikayeler nasıl da düşmüş sekiz yaşındaki çocuların başına :) İlk aşkı Naz dı. Her gün okuldan Naz beni öpmedi, bugün de öpmedi, sabah saçlar yapılıyor, akşama bozuluyor Naz yine öpmedi beni... Baba yine aynı, konuşun Naz la oğlumu bir kere öpsün :)

Bir an önce eve gideyim bir kutu çikolatayla, kırılmış kalbi tamir etmek gerek :)

15 Mayıs 2010 Cumartesi

ne oluyor?

Bazen kızıyorum anneme çoğu konuda yaptığı genellemelerden çok fazla açık konuşmasından. Konu ben olunca daha sert olabiliyor. Bugün sabah yüksek sesli bir tartışma yaşadık olmamış ve belki de olma olasılığı onun gözünde olmayan bana göre hala umudun olduğu bir konu üzerine... Böyle olunca da o üzülmesin benim üzüldüğüme diyerek saklambaç oynuyoruz :) Ben saklıyorum onlar buluyor ya da bazen ben anlatıyorum duymak istemediklerini. Kızıyorlar zaman zaman ve muhtemelen biz sana demiştik replikleriyle karşılaşacağım ama koruma içgücüsü işte keşke biraz da bende kendi kendimi koruma içgüdüsü olsaydı... Bu aralar bana ne oluyor deyip duruyorum kendi sınav başvurumu unutmuşum neyse ki ösym iki gün daha uzatmış başvuruları, annemin sınav başvurusunu unutmamışım ama sınav tarihini unutmuşum. Balık hafızalı oldum. Her şeyi not alıyorum ama yine de bir şeyleri hep kaçırıyorum. Yapmam dediklerimi yapar oldum... Anneler günü hediyemi dolaylı yoldan kendime aldım galiba. Ona da benimle birlikte iki aylık zorunlu bir diyet paketi aldım. Bu konuda motivasyonum düştü biraz onun beni motive etmesi gerek :) Bir aydır uğramadığım hatta kaçtığım desem daha doğru olur diyetisyenim çöpe dönmüş benim vermem gereken kiloları o vermiş sanki...
Geçen hafta sebep bir gömlek miydi, yoksa bir ayakkabı mı tam olarak hatırlamıyorum ama kızlarla birbirimize girdik. Tartışmaya herkes dahil oldu. Kardeş olmanın en güzel yanı bu galiba ne kadar kızarsan kız, ne söylersen söyle öğleden sonraya hiç bir şey kalmıyor. Bir bakmışsın hepsini unutmuşsun, seni güldüren ya da mutsuz eden ya da yorum beklediğin ne varsa telefona ya da gidip kardeşine sarılıyorsun. Akşam sinemaya ya da alışverişe gitmek için plan yapabiliyorsun. Dün neredeyse gördüğüm bütün beyaz gömlekleri alacaktım bu ara beyaz takıntım var sağolsunlar engellediler gösterdiğim her beyaz gömleğe burun kıvırarak. Son zamanlarda babam fazla duygusal herkese küsüyor Efe dahil buna... Kırıp geçiyor sonra günah çıkarsın diye buradan tepsi tepsi baklavalar gönderiyoruz şantiyeye... Her zaman sabırsızdır da bu aralar biraz daha fazla galiba. İspanya vizesi için ilk başvuruyu kendisinin yapması gerekiyormuş. Bir saat beklemiş kulaklarından ateşler fışkırarak geldi neredeyse dosyaları atıp gelecektim diye, ehhh bizim doğumlarımız dahil hiç bir şeyi beklememiş ki :) Pek sık da görüşemiyoruz zaten bir akşam geliyor, ben her zamanki gibi Efe yi uyutmaya çalışıyorum o beni uyutuyor sabah kalktığımda gitmiş oluyor... Efe sünnet oldu. Hiç sıkıntı çıkarmadı, ağlamadı... Ama dondurulmuş pizzadan zehirlendi. Bütün geceyi, ertesi gün akşama kadar hastanede geçirdik. Sürekli serum aldı. Şimdi iyi ama hemen solan rengi düzeldi :)
Acaba ne gelmiş diye bakarken cep telefonuma gelen banka, kredi kartı mesajlarından, turkcell mesajlarından, mağazaların indirim mesajlarından ya da adıma gelen güzel çiçeğin geçen hafta kavga ettiğim sigortacıdan gelmesinden hoşlanmıyorum. Karışık bir cümle oldu toparlayamadım...
Bu ara herkeste bir Mevlana aşkıdır gidiyor anlamadım niye...

5 Mayıs 2010 Çarşamba

oradan buradan


Sevgili Blog,




Bugün sabah Nilüfer yok, evine beyaz eşyaları gelecekmiş izin verdik. Ben de güzel bir kahvaltı hazırlayayım derken mutfakla aramın iyi olmadığını tekrar tekrar kabullendim. Yumurta almıştım ofise gelirken yarısını yolda kırdım, bir kaçını çatlatmışım, haşlamaya kalkınca çatlak olanlar köpük köpük köpürdüler, taşıp taşıp mutfakta bir gaz kokusuna sebep oldular (oysa Nilüfer herkes kaç dakika istiyorsa ona göre yapabiliyordu hepsini bir kerede) kızarttığım ekmekler yandı, çaydanlığın sapı çok ısınmış o da elimi yaktı... Beceriksizliğim bir başladı mı devamı geliyor... Offf bir kahvaltı bile hazırlayamıyorummmmm.

Bundan bir kaç ay önce babam ofise televizyon almamızı istemişti. Gidip almak, aldığının beğenilmemesi, kırk tane kusur bulunması, kesinlikle hem daha ucuz hem daha iyi alternatiflerden bahsedilmesi oluşacak sinir bozucu, can sıkıcı, hatta aaaaaaa siz alsaydınız diye içten çığlıklar attıran durum nedeniyle bu olayı askıda tutuyorum. Bugün fenerbahçenin kupa maçı var. Özcan Abi koyu mu koyu bir taraftar hatta ondan holigan bile olurmuş, öyle fantazileri var ki yanlış karar veren hakemlere ve kötü top oynayan futbolculara ... Neyse televizyonu hemen alalım yarın maçı izleyelim dedi. Dün akşam, teknolojik bir markete gittik, bize bir tane bu televizyondan, bir tane çanak anten, bir dekoder, duvara asacağız bir de askı neredeyse bize bir de bunu kurabileceğimiz salon verin diyecekti :) Dün akşam 21 sularında alışverişimiz bitti bu kadar eziyetin üstüne bize yemek ısmarladı yorgunluğumuz hafifledi, tabi tüm bu kurulum işlemlerinin bugün 15 itibariyle bitmesi gerekmekteydi. Henüz gelmeyen televizyonumuzun çanak anteni için bir antenci bulduk ulus semalarından. Hayatımda ben çok şanslıyım, bütün işlerim düzgün gider, Palio almaya karar verdiğim an önümden camında ilan olan bir Palio geçti ve onu aldım hem de çok uygun bir fiyata der, bu hikayeler bitmez, ne istediysem önüme gelir, yanımdan geçer diyen biriyle tanışmamıştım bugün ki antenci Cevdet Ustayı tanıyana kadar... Ne güzel bir insanın kendini hep şanslı görmesi oysa genelde insanlar vayyy çok şanslısın denildiğinde bile kabul etmezler o an ki şanslı durumlarını bile yok yok değilimdir derler... Pozitif, sevimli, eğlenceli, hafif çatlak biriydi Cevdet Usta... Çanak anten kurulumu tamamlandı ama aramalar sonuç vermiyor bizim televizyon gelmiyor, saat ilerliyor, her kapı sesine televizyoncu mu diye koşuyor, hüsrana uğruyoruz... Onur la birlikte televizyon da geldi maç başlamak üzereyken kurulum tamamlandı. Meyveler, çaylar, dondurmalar hazırlandı maç izledi üç fanatik bizim ofiste, ikisi sahte trabzonsporluydu, Özcan Abi tek kaldı ve tek savaşmak zorunda kaldı kupayı alamayınca... Ha bunu da hiç anlamam kupayı alınca ne olacaktı ki sanki bize verecekler alıp evimize götüreceğiz, canımız istediğinde seveceğiz, parlatacağız, evimize gelen misafirlerimize göstereceğiz işte bizim Türkiye Kupamız diyeceğiz :) Onur babamı İspanya ya götürüyormuş ben de geleyim dedim, olmaz dedi ve kimseye söyleme gizli dedi, kimseye söylemedim sadece buraya yazıyorum annem duymasın :)

Başka ne oldu leyleği havada gördüm :) Geçen hafta Kesik Köprü de bu hafta Şentepe de gecekondudan bozma bir kuzu çevirmecide ve yine bu hafta sinema da aynı zamanda Ümitköy de Mutlukent denilen bir yerde. Sanki Ankara da değilmişim başka bir yerdeymişim gibiydi, ne güzel yer, kesinlikle orada yaşamak istiyorum, her evin kendi bahçesi ve daha büyük ortak bahçeleri, bahçelerde tahtadan bankları, büyük büyük ağaçları, ağaçların tepesine köpeklerden kaçıp sığınan siyah kedileri, ağacın altında bekleyen yine siyah köpekleri, müzik okulları, keman ve flüt sesleri var :) Adı Mutlukent ve inanın insan orada sadece mutlu olur :) Mutlukent fotoğrafı bulamadım, şimdi isminden şüphelendim yanlış mı hatırlıyorum diye, bir daha ki gidişime mutlaka bir fotoğraf çekeceğim.

Puntolarım çok küçülmüş küçültün diyen bu kadar da küçültün demek istememiş biraz büyütelim :)