24 Haziran 2010 Perşembe

İnsanların ağzı torba değil ki büzesin !


Yardımcımızla yollarımızı ayırmamız Nasrettin Hoca nın fıkrasını geçti... Kız yeni nişanlandı çeyiz hazırlıyor böyle bir zamanda olmaz, amannn düğünden önce söylemeyin o kadar beklediniz bir ay daha bekleyin, düğünden önce morali bozulmasın, izindeyken o yenisini bulursunuz döndüğünde söylersiniz, aaa yeni biri başlamış işe siz de ne gaddarsınız bi de düğününe gittiniz!!! Önceden alıştırsaydınız şok olacak şimdi!!! Özcan Abi ve ben çok zayıfız bu konuda özel eğitim şart... Daha söyleyemedik hadi hayırlısı... İzinden önceki gün gerekirse çeker giderim diye tehditkar konuşmuştu keşke tamam bizim için problem olmaz deseydik... Düğünden önce olmaz engeline takıldı cümlelerim...

Dedem buradaydı çok güzel patates cipsi yiyormuş yeni öğrendim :)

Sözlüğünde olmaz kelimesinin karşılığı bulunmayan hatta karşılığını bırak bu harflerin yanyana, altalta dizili olduğu kelimenin bile bulunmadığı Büyük Dayı ziyaretlerini sıklaştırdı geç saatlere kadar çalıştırıyor bizi. Geçen hafta Meşrep le aynı anda dağıldık :) Haftanın ilk günü bu kadar eğlenilebildiğini görmemiştim. Cuma cumartesi dağıtıp pazartesi zoraki döndükleri işlerinden mutsuz ayrılıp eve erken gidip, yine bir çalışma günü olan salı gününü beklediklerini sanırdım... Belki de bu çok eğlenen grup, öğrenciydi okullar kapandı, ortalamalar belli oldu üniversite son sınavına ramak kaldı...
Üniversite sınavı demişken geçen cumartesi matematikten sınava girdim gerçekten tam anlamıyla hüsrandı... Ne türev hatırlıyorum ne logaritma ne de hiç bir zaman tam olarak öğrenemediğim integral... Son dakikasına kadar oturdum üç beş soru yapacağım diye başımı ağrıttım... Etrafımdakilerden gereksiz yere kendine eziyet ettin tepkileri aldım bolca... Yeni bir bölüm hayallerimi kapattım ama yine de bu cumartesi olan edebiyat sınava gireceğim :) Belki de sınavdan önce beni gezdirme sözü olan sözünü tutmadı hala diye sınavım kötü geçti... Bahane mi arıyorum? Evet. Bahane görünene değil bilinmeyene...

Vizem çıktı :) Leyleği havada mı gördüm? Yok yok havada görmedim taktım koluma birlikte uçuyoruz :) Haftasonu Çeşme deyim :) Çarşamba günü Londra da dönüşte İstanbul da :) İşim yok mu benim? Var hem de çok çooook çalışmam lazım çooook modundayım...

14 Haziran 2010 Pazartesi

iyiyim :)

Bu haftasonuna kısmetmiş sıkılgan ruhumun beni terketmesi. Huzuru buldum bu cumartesi, sonunda çağrılarımı kabul etti, belki de bıktırdım kabul etmek zorunda kaldı :) Biraz geç kaldı, hiç şikayetim olmadı, yoğundu, yorgundu, çok uykusu vardı, belki biraz akşamdan kalmaydı ama iyi ki vardı. Keşke hep anlatsa ben dinlesem...

4 Haziran 2010 Cuma

Nerelerdesin ses ver diyenlere :)




Buralardayım aslında ama hiç de buralarda olmak istemiyorum :) Ruhum bedenimi çoktan terk etmiş durumda... Beynimi düşünmemeye programlamak ve bu programın kalıcı olmasını istiyorum. Kimseyi düşünmek, kimsenin kaprisini çekmek, herhangi biri için hiç bir şey yapmak istemiyorum... Bunlar depresyon belirtileri mi? Galiba... Bu aralar sadece işe gidiyorum ve düşündüğüm tek şey iş gibi... bir de boş zamanlarımda bölüm bölüm House M.D. izliyorum :) Yasemin cim evleniyor 26 Haziran da, düğün Çeşme de ona gidebilme planları yapıyorum gerçi sağolsun o, en ufak ayrıntıya kadar planlamış, organizasyonu yapmış da ben kendime uygun olan bir seçeneği tercih etmeye çalışıyorum. İngiltere vizesi için evrak toplamaya çalışıyorum aslında onu da yapmıyorum da evrak toplayabilmek için güç topluyorum sadece... Sabahları daha zor uyanıyorum, bazen duş almaya bile halim olmuyor, öğleden sonra geçiyor uyuşukluğum... Spor yapmıyorum, annem üçer beşer kilo veriyor ve bu durumu kıskanıyorum galiba :)

Bu ruh haline alışmalı mıyım ya da bu uyuşuk, sıkılgan ruh halinin gidip yenisinin geleceğine mi inanmalıyım bilemedim. Ama hep olumlu düşünmüşümdür bu kadar yazdığım olumsuzluk üstüne bile bu haftasonu terk etsin hiç bir halini sevmediğim yeni ruh halim :)

1 Haziran 2010 Salı

Eyy huzur!!!













Nerelerdesin? Yine yoksun. Ne kadar çabalasam da sana ulaşmayı başaramıyorum, kıramıyorum kabuğunu, çıkaramıyorum seni lambadan, çıkmak istemiyorsun ya o ayrı ... İşte tamam yakaladım dediğim an kayboluyorsun. Yok mu ki hep yanımda olacağına inanacağım bir zaman? Ne kadar açık, ne kadar misafir sever olsam da bir şeyler eksik kalıyor. İstediğim misafirlik de değil de sen de biliyorsun, anlıyorsun da kalamıyorsun işte; hep yapacağın işler, gideceğin başka yerler oluyor. Belki de hiç aklına gelmiyorum hiç merak etmiyorsun, çabucak unutuyorsun özlemiyorsun beni, o kadar küçüğüm ki görmüyorsun ... Bazen olmayacak yerlerde arıyorum seni, bulamayınca nedensiz üzülüyorum yine yanlış kapıları çaldım diye bile bile kapıların yanlış olduğunu. Yalandan sözler uyduruyorum tutmanı beklediğim onu yapacaktın, bunu yapacaktın diye madde madde sıralıyorum, uzun uzun yazıyorum bir yerden kandırırım seni diye. Hepsini çürütüp ben bu kadar söz vermiş olamam, tutamam, bunları sıraya koyamam, önce hangisini yapayım derken karışıp hiçbirini yapamam diyorsun. Okuyorum okuduğum kitaplarda ya da izlediğim filmlerde ya da dinlediğim şarkılarda belki çıkarsın karşıma diye... Geziyorum bir yerlerde karşılaşırız diye senin hiç çıkmadığını unutarak umuyorum yine de karşılaşmayı, bekliyorum aynı anda ineceğimiz zamanı... Biliyorsun en çok ne zaman sana ihtiyacım olduğunu o zaman geliyorsun sadece gereksiz çağrılara cevap vermiyorsun belki de... Alıştırmak istemiyorsun varlığına nasıl yaptıysa bunca zaman şimdi de yapsın ne yapıyorsa diyorsun, ne karar veriyorsa versin kendi başına, üzülecekse üzülsün diyorsun belki de... Geldiğinde bayram oluyor sanki küçük dünyamda, ne dert kalıyor ne düşünecek herhangi bir şey, duvara bakarken güldüğümü yakalıyorlar... Herkes merak ediyor seni, tanıştırayım istiyorum, bahsetmezsen kimseye benden problem olmaz diyorsun bilmiyorsun ki aslında herkes tanıyor seni benim anlattığım kadar sadece varlığına inandırmam zor oluyor görmedikleri için. Her çağrıyı gördüğüne, önem derecesine göre sıraladığına ve her ağrıya iyi geldiğine inanmışım... Keşke okuyabilsen yazdıklarımı. Ne değişecek ki okuyabilsen bavullarını toplayıp kalmaya mı karar vereceksin ya da gel mi diyeceksin ama yine de biliyorum bildiğini...
Bunlar masal uydurup uydurup yazıyorum asıl bilmemiz gereken niye sana ihtiyacım olduğu di mi? Bilmiyorum ki keşke bilebilsem...