26 Temmuz 2010 Pazartesi

saçmalıyorum...

Saçmalama dönemine girdim. Böyle bir dönem varmış hep vardı da varlığını tam anlamıyla kabul etmediğimden göremiyordum o kadar... Saçmalamaya bir başlamadı mı önüne geçemiyorum kar topunun büyüyüp büyüyüp toplayacağı kadar karı toplayıp da bir yerde gücü, hızı azalıp yavaş yavaş kendiliğinden durana kadar devam ediyor saçmalamam... Saçmalıyorum, aklıma ilk gelen gerekli çoğu zaman gereksiz ne varsa yazıyorum... Saçmaladığımı anlayınca da can sıkıntısı başlıyor, başıma sürekli güneş geçiyor gibi... Pazar pazar bu güneşte, kırk saatin sadece ikisini uyuyarak geçirmiş olmama rağmen ne işim var benim dışarıda? Doğru, sendeleyene kadar kendime eziyet edip, saçmaladım. Niye olduğunu anlamadığım gereksiz alınganlıklar, ufak tefek nedensiz kırgınlıklar... Kafamdaki çivi sayısı eksilmiş gibi, bir kaç çivi çakarsam gerekli bölümlere sorun kalmayacak gibi...

22 Temmuz 2010 Perşembe

şapkadan tavşan çıktı :)




Çürüğe ayrıldım duyrulur. Uzun zamandır halsizlik üzerime yapışmış bir türlü bırakmıyordu. Tansiyonum sürekli düşük zaten düşüktür de (p.s: tansiyonu düşük olanların ömrü uzun olurmuş :) bu aralar 8 e 4, 7 ye 3,5 bayık bayık geziyorum... En iyisi kan sayımlarına baktırmak bir doktora gitmek dedim. Aldım randevumu dahiliye bölümünden, doktorum şapkadan tavşan çıkarır misali boğazınızda bir şey var bunu hiç gösterdiniz mi? hımmm evet benim bademciklerim yok onun yerine bir şey şişti sanmıştım göstereyim... İyi huylu, temiz kalpli bir tümörüm varmış. Almaları gerekmiş büyüyebilirmiş... Dün akşam halsizliğimin üzerine gideyim diye ofisten eve yürüdüm. Sabah kalktım ayağım şişmiş, üzerine basamıyorum, ağır aksak sürünerek yürüyorum. Zamanında eskiden ne zaman hiç bilmiyorum kırılmış meğersem bir kemik sonra kendi kendine kaynamış başka bir yerlere, şimdi onun üzerine bir şey yapışmış o yapıyormuş ağrıyı. Yapacak bir şey yok buz koy bu kremi sür üç haftaya iyileşirsin... Dişim zaten ne zamandır ağrıyor, gözlerim polenden dolayı alerjik, şişip kızarıyor... Annem tatilde nazlanacak, mızmızlanacak bir kurban bulmalıyım :)

17 Temmuz 2010 Cumartesi

Bath :)


Nereden başlasam anlatmaya bilemedim... En güzeli cezveden başlamak :) Canım arkadaşımın buradan tek isteği Türk kahvesi ve cezve olmuştu. Annem aldı her şeyi kahve fincanlarına kadar bu arada gitmeden önce ne kadar iş varsa bitirmeye çalışıyorum gece onlarda onbirlerde çıkıyorum ofisten. Bavul hazırlama işlemi de son geceye kalınca kahve, çifte kavrulmuş lokum kahve fincanları derken cezveyi bavula koymadığım havaalanında aklıma geliyor bavulu verdikten sonra... Sordum güvenlik görevlisine el bagajımda cezve olur mu diye olur dediler... Havaalanından bir bakır cezve aldım olmuyormuş meğer... Ehhh küçük bavullar da satıyorlarmış bir de küçük bavul alıp içine yegane kıymetli bakır cezvemi koyup tekrar bavul teslim ettim :) Kahveyi tencerede yapacak değildik ya... Pencere kenarı mı isterdiniz? Evet evet lütfen hiç Atatürk havaalanına inmedim deniz üzerinden inişini ve kalkışını görmek süper olur... İnişi gördüm de Londra uçağında benim pencere kenarı acil çıkış kapısına denk gelmiş... Başlangıçta çok üzüldüm hiç bir şey göremeden gideceğim diye ama sonra şükrettim iyi ki acil çıkış kapısı diye bir güzel ayaklarımı uzatarak gittim çok rahattı dönüşte de acil çıkış kapısı lütfennn :) Uzun bir otobüs yolculuğunun ardından sevimli, huzur dolu, bol ağaçlı tek renk Bath daydım :) Şehrin ortasından Avon Nehri geçiyor ve ben Bath a aşık oluyorum... Esin nin evin bahçesinde süper bir kahvaltı Jessica ve Uju ile tanışma sonra şehri tanıma :) Babam Esin le konuşuyor hımmm kızımı sana emanet ettim aman elini bırakma kime gerek kaçırırlar falan emanetine iyi bakacağım sözleri :)  Yorgunluktan güzelim parklarda bahçelerde uyuklamaya başladım :) Kim demiş İngilizler soğuk olur diye gayet sıcak kanlıydılar ve anormal derecede kibarlar ben çarpıyorum onlar özür diliyor. En çok kullandığım iki kelime Sorry- Thank you :) Alışveriş merkezi sevmiyorum ya Bath da cadde vardı... Her yerde sepetler içinde rengarenk çiçekler :) Yeşile bu kadar hasret olduğumu orada farkettim.... Aaaaa ne kadar büyük ağaç şu çiçeklerin güzelliğine bak burada da büyük ağaçlar var orman ne güzelmiş, çıldırmış gibiydim çiçek tohumlarından anneme de getirdim bakalım çiçeklerim burada güzel açacaklar mı? 21: 30 da yürüyüşe çıkıp, dalından kiraz toplayıp, 22:30 da güneşi batırıp, saçmalamayın bu saatte ne yürüyüşü sorularına cevap verip eve dönmek mükemmeldi :) Bir gün klasik İngiliz kahvaltısı yapalım dedik. O tabaktaki her şeyi yersen ertesi güne kadar acıkmazsın galiba :) Saat 23 de bütün publar kapanıyor açık bir kaç yer var sadece son gece gittiğimiz Yunan barı onlardan biriydi :) Opaaaaa :) Orada kaldım sanki yaaa biraz daha kalalım dönmeyelim :) Nehir kenarına yerleşmişler mutfakları bize çok yakın ya yemek çok güzeldi... Aaaa o kadar yemek yedirdim ilk defa bu kadar içten yemek çok güzeldi duyuyorum... Aslında bol baharatlı Hint yemeklerini ve Fas yemeğini de çok sevdim :) Kırmızı otobüslerle yapılan minik şehir turu, nehir kıyısından yürümek, havalanan balonlara bakmak bir ay sonraki balon festivalini kaçırıyor olmak, bir kaç hafta önceki Eric Clapton konserini kaçırmak, mis kokulu sabunlar, yağlar, sokakta gerçekten başarılı, dinlendirici müzik yapanlar, zayıf güvercin beslemek, çiçeğe, böceğe, dondurucu markete, trafiğin sağdan akışına, otobüs şoförünün her işi tek başına yapıyor oluşuna şaşırmak, martı sesleri, martı seslerini çok iyi taklit eden ve ileride iyi bir sanatçı olacağına kanaat getirdiğimiz bebek oooo ne çok yazmışım burada tak diye ara vereyim sonra devam edeyim :)