29 Ağustos 2010 Pazar

Taşınıyor (uz)



Taşınan biz değiliz de eşyalarımız buradan Amasya ya taşındı... Henüz yenilerini almadık boş bir evde boya, sistre kokusuyla bir ay geçireceğiz. Annem o kadar kararsız ki henüz hiç bir şey alamadı. Bir gün babamla gezdiler, babam burnundan alevler fışkırtarak siz ilgilenin ben daha fazla dayanamayacağım neyi beğeniyorsanız beğenin ben gidip alıyım dedi. Genlerinde bulunan alışveriş sevmeme geri dönüşümü sandım annemle mobilya bakmaya çıkana kadar. Bir gün Siteler de Ayşe yle, bir gün önümüze gelen tüm mobilyacıya ve bir başka gün mobilya üzerine kurulu büyük bir alışveriş merkezine gittik. İki gün önce yine gazetede gördüğü bir kaç ilan peşinde gezdirdi beni... Ehhh artık bu kadar gezdik sen seç dedim. Daha ne kadar baktık ki dedi? Daha nereye bakabiliriz ki? İstanbul, Bursa, İtalya...? Dahası gezdiğimiz yerlerde hiç bir şey beğenmedi. İlk gezdiği yerde gördüklerini unutuyormuş, karar vereceği rengi görmesi gerekiyormuş, siz bize şu üç renkte mobilya takımı hazırlayın biz hangisini beğenirsek onu alalım, hatta eve getirdiği mobilyayı bile beğenmeyebilirmiş, geri gönderme garantisi de verin :) Babam haklı. Elmayra babamla annemi yalnız bırakmayalım böyle giderse babam cinnet geçirip annemi öldürür ben annesiz kalmak istemiyorummm der. Oturma grubu olarak her şey yatak olabilsin istiyor haklı misafir bol buna yaklaşımımız; oldu olacak üçerden altı ranza at yatakhane yapalım bir odayı, sen de rahat et biz de :) Benim aklıma gelen sizin de aklınıza gelmiştir eskilerini nasıl almıştık? Annem aaa hatırlamıyor musun neredeyse boşanıyorduk!!! Bana kalsa hiç farketmez özünde alacağımız bir üçlü koltuk, bir ikili, iki tekli, bir yemek masası ve sandalyeleri.... Bu işin daha halıları ve perdeleri var onları düşünmek bile istemiyorum. Annemin bir odaya beş tane halı alıp, getirip, serdirip hiç birini beğenmeyip geri gönderdiğini, kafasına göre halı bulamayınca ağladığını gördüm!!! Hiç normal değil. Hangimiz normaliz ki? Ben evin bu halini sevdim ne güzel hiç eşya yok, çok minimal. Salona bir halı ve bir kaç minder attık, duvarda televizyonumuz, perde olarak sadece güneşlik var, süslü, katmer katmer ne işe yaradığını anlamadığım, yıkanması için en az bir hafta, ütüsü için ayrı bir hafta uğraştığın, sen takamadığın için takılması için birilerini çağırdığın perdeler de yok :) Amasya daki evimizde mutfak ankastreymiş, ehhh komşuda pişen bize de düşer, yakında mutfak diye bir şey de kalmayacak evde :) Mutfağa bir antipatim yok, her şey pratik yerli yerinde yani ankastre olabilir... Annemle bu kadar uğraştıktan sonra kendi evim olsa ne hale gelirim bilmiyorum, ben de bu kadar kararsız olur muyum? Alışverişi annemle yapmayacağım kesin :) Bayramda Amasya daki evdeyiz mecburen... Umarım babam tatillerinizi burada geçirin diye tutturmaz yok yok kesin tutturur da umarım biz buna direnebiliriz :) Ev boşken serdim salona 1500 parçayı, annem dönmeden bitirmem gerek :) Ev dağınık, kafam karışık yazdıklarım da dağınık kalsın hiç uğraşmıyorum...
Geri dönüşüm konusunda aştım kendimi, Özcan Abi ye dur onu çöpe atma buraya at diyorum sürekli, çıldırmak üzere. Bir de Şekerbank' ın bir kampanyası var çocuklar için oyuncak, kitap, kalem vs topluyorlar. Eşyalar taşınırken Efe yle üç kutu oyuncak, kitap, kalem ayarladık bağışladık. Oyuncakları seçerken abla bunun tekerleğinin biri kırılmış bunu koymayalım ayıp olur, istersen kalemleri kalemliğime koyup öyle gönderelim benim başka kalemliklerim var hem kalemlik de lazım olur, benim çok çantam var onlardan birini de koyalım mı? Bu çocuğun paylaşımına bayılıyorum.
Bu diş doktorlarının 20 yaş diş düşmanlığı nereye kadar? Bunu çekelim iyi çekin bakalım, ağrımayan, bana hiç bir problemi olmayan, kendi halinde takılan, hatta diğerlerine göre baya sağlam olan dişimi çektiler. Bütün gün kanadı, dört beş saat geçmeyen uyuşma, üstüne şişme, ofiste volta atmama neden olma, bugün üçüncü gün olmasına rağmen hala ağrıyor... Niye çekin dedim ki? Mümkünse hepsini çekin de kurtulayım :) Öyle bir bastırmış ki çeneme hala ağzımı açamıyorum... Bu arada diş doktorunda elimi tutacak birini buldum sonunda, ağrıdan gecelerimi gündüze çeviren, artık kendi kendime uyguladığım antibiyotik tedavilerine cevap vermeyen diş, koltuktaki titremelerimi artırıyor, doktor ona vuracağımdan mı korktu bilinmez Mediha Hanım (asistanı) hanımefendinin elini tutar mısınız? Bütün tırnaklarımı geçirdim resmen, bulduğum ele :)

- Ağrı kesici alın.
- Kaç saatte bir alayım? Altı saat iyi mi?
- Ne yaptınız leblebi mi bu 12 saatte bir yeter :)

Bir haftadır yastığımı arıyorum, nereye kaldırdılarsa bulamıyorum, onsuz rahat uyuyamıyorum, boynum tutuluyor, yüksek yastıktan hiç hoşlanmıyorum, yastığım kağıttan biraz kalın :) Tam da geceleri üşüyorum artık derken hava yeniden ısınmaya başladı :( Aklıma ne geldi, gece üşüyüp kendine yorgan alıp, ablasına almayan, sabah onu pikenin içinde kaybolmuş, tortop olmuş ısınmaya çalışırken bulan, üzerindeki yorganı ablasının üstüne yataktan kalkarken atan Ebru ve yorganın ısıtma gücüyle genleşen Burcu :)

21 Ağustos 2010 Cumartesi

çilek :)


16. şubat 2006 : Kışın en soğuk zamanında, ben nihayet içimde yenemediğim bir yaz olduğunu öğrendim... Bir yerlerde buldum bunu niye yazmışım hatırlayamadım.




Ada çok güzeldi, halamın Yoncaköy deki yazlığına gittik Ayşe yle, ömrümün sonuna kadar orada yaşıyabilirim. İşim yakın olsa da sabah akşam deniz kenarında bir yazlık evde kalıyor olsam. Halamın arkadaşları Muhabbet Teyze ve Tülay Teyze vardı. Bir insana ismi bu kadar mı yakışır? Adı Muhabbet diye mi çok konuşuyor ya da çok konuştuğu için mi adı Muhabbet bilemedim. Üç gün boyunca anlattı da anlattı. Oğlu Cevat tan, gelini Berna dan, ona eziyet eden vefat eden hiç bir zaman hakkını helal etmeyeceği eşinden, çektiği sıkıntılardan, Elazığ dan... Offf ne çok konuştu, bir de sürekli yedi :) Hep konuşup hiç dinlemiyordu, aslında soru da sormuyor sadece anlatıyordu. Senin onu dinleyip dinlemediğin de önemli değildi onun anlatması yetiyordu böylelikle rahatlıkla dinliyormuş numarası yapabilirdin. Tülay Teyze, namı değer atom karınca, kanserden vefat eden kızı ve yine kanserden erken giden, doğumumdan bir gün önce dayımı sarhoş edip, hadi hastaneye şimdi gidelim diye tutturan, ortalığı karıştıran ve geceleri ona şiir okuyan eşi...


İlk gün ayağıma kestane battı aslında annem bulurdu onları her yaz, bu yaz bana kısmetmiş, halam Amerika dan ithal yaşlı bir doktor buldu, o çıkardı büyüteciyle tek tek kestane dikenlerini, tam 14 tane :) Kitaplığımda okuyamadıklarım bölümünde sürünen kitaplardan birini bitirdim:)

Dün doğumgünümdü ve ben yine iki gün önceden kutlamalara başlamıştım :) Elmayra çilekli pasta yapmış bana, bu kız kime benzemiş bize benzememiş acayip güzel yemek yapıyor, bulgur pilavı annemin yaptığından daha da güzel oluyor, fırında sebzeli tavuklar, köfteler, çeşit çeşit çorbalar, belki bir gün bana da bulaşır! dün de Ayşe çilekli pasta yaptırmıştı... Zeynep pastayı değil çilekleri sevdi :) Bana hiç yüz vermedi yine ama ben yokken beni seviyormuş biliyorum. Çok şanslıyım beni seven, önemseyen bir sürü arkadaşım, dostum, kuzenlerim, kardeşlerim var :) İyi ki varlar... Gelemeyenler de telefonla ortak oldular gecemize :) Söğüt ve Domaniç den kırmızı güller geldi afiyetle yedim hepsini kimseye vermedim :) ve Dilekom dan rengarenk çilekler geldi... Bu doğumgünü bol çilekliydi :) Artık dikili ağacım var :) Canım arkadaşım fidan diktirmiş benim adıma...
Aramasını beklediğim biri daha vardı unuttu ama bu yıl zaten unutma yılıydı biliyordum unutacağını... Kendime huzurun hep yanımda olacağı ve başlangıcı bol bir yıl diliyorum :)

12 Ağustos 2010 Perşembe

üç nokta


Ohh beee depresyonumun sebebi bulundu... Kim demiş otuz yaş bunalımı diye :) sadece vitamin eksikliğiymiş :) Demir depolarım boşalmış, hiç D Vitaminim kalmamış gibi :) Leyleği havada görme modum devam ediyor, geçen haftasonu Bolu daydım, sevimli mi sevimli, güler yüzlü, huzurlu, minik bir prenses görüp geldim :) Sıcağa ve benim halsizliğime rağmen çok iyi vakit geçirdik. Tekrarlamak gerek düzenli olarak :) Zaten ben bu minik kızı özlerim sürekli görmek isterim...

Kim seviyor yazı? Keşke hep bahar ya da hep kış olsa :) Nefes bile alamıyorum sıcaktan. Bizim ofisimiz hiç sıcak olmazdı doğal klimalıydı ama bu yıl klima almak şart oldu, yarın takılıyor yaşasın :) 2008 yazı geliyor aklıma. Odamın elektriği anahtara bağlı değildi. Sabahtan klimayı açıp (biraz da kuşa zarar verebilmek adına) akşama kadar Sibirya ya dönen odama girip pikeme sarılıp keyifle uyurdum :) Uyuyamıyorum iki üç defa kalkıp kendimi duvara yapışmış buluyorum (hoş duvar bile soğuk olmuyor ama), temiz hava alabilmek için balkona koşuyorum...

Geceleri uzun uzun yazıyorum, sayfalarca, birbirinden alakasız ne kadar şey varsa yazıyorum, mantıklı cümlelere de ihtiyacım yok birbiri arkasına sıralanmış, bildiğim tüm kelimeleri de yazabilirim. Kullandığım defter bitsin diye uğraşıyorum yeni bir deftere ihtiyacım varmış gibi, parmaklarım tekrar nasır tutsun, elime bulaşan mürekkep iki gün geçmesin istiyorum. Yazdıklarım hayalle gerçek arasında gidip geliyor, masalımsı oluyor bazen anılarımı tazeliyorum unutmayayım istiyorum hiç bir ayrıntıyı, unutmayayım diye yazıyorum, önemli önemsiz şeyler hatırlıyorum dedemin arkadaşı Musa Dede, Arıcı Dede, Jet İmam olarak tanınırmış mesela Amasya da, sinema namaz zamanına denk gelirmiş, insanlar ve kendi yetişebilsin diye hızlı kıldırırmış namazı, sinemaya yetiştiren imam olarak da tanınırmış. Bu da nereden nasıl geldiyse aklıma bunun gibi sağdan soldan duyduğum garip hikayeler dolaşıyor aklımda onları yazıyorum... Merak ediyorum bir çok şeyi, merak ettiklerim üzerine hikayeler yazıp uyduruyorum... bir de bu üç nokta takıntıma takılıyorum. Neden üç noktayı çok seviyorum diye? Bu bitmemişlik nereye kadar diyorum.

Gerekli gereksiz ne olsa gözlerim doluyor (kesin D Vitaminden:). Ayşe yemekhaneye indim pek kimse yoktu senin gibi hassas kadınlar vardı sadece dedi. Neden benim gibi oluyorlar ya da ben onlar gibi? Yemeklerini beğenmeyip ağlamaya başladılar, kavun gördüler ona üzülüp ağladılar dedi... Durumumun özeti budur. Özcan Abi bugün saçların güzel olmamış dedi diye bir saat ağladım, susturamadım kendimi, garipleştim bu aralar göz yaşı deliğim büyüdü belki de... Ya da bu aralar göz yaşı hormonum fazla salgılanıyor, bir gariplik var ya çözemedim gitti. Cuma günü Kuşadasına gidiyorum, üç günlük bir tatil belki iyi gelir bu garip halime, belki düzeltir, tamir eder beni, eksik çivileri yerine takar. Ösys den boyumun ölçüsünü aldım benden geçmiş dedim :) Bir yüksek lisans programı kurtuluşum olabilir.