12 Ağustos 2010 Perşembe

üç nokta


Ohh beee depresyonumun sebebi bulundu... Kim demiş otuz yaş bunalımı diye :) sadece vitamin eksikliğiymiş :) Demir depolarım boşalmış, hiç D Vitaminim kalmamış gibi :) Leyleği havada görme modum devam ediyor, geçen haftasonu Bolu daydım, sevimli mi sevimli, güler yüzlü, huzurlu, minik bir prenses görüp geldim :) Sıcağa ve benim halsizliğime rağmen çok iyi vakit geçirdik. Tekrarlamak gerek düzenli olarak :) Zaten ben bu minik kızı özlerim sürekli görmek isterim...

Kim seviyor yazı? Keşke hep bahar ya da hep kış olsa :) Nefes bile alamıyorum sıcaktan. Bizim ofisimiz hiç sıcak olmazdı doğal klimalıydı ama bu yıl klima almak şart oldu, yarın takılıyor yaşasın :) 2008 yazı geliyor aklıma. Odamın elektriği anahtara bağlı değildi. Sabahtan klimayı açıp (biraz da kuşa zarar verebilmek adına) akşama kadar Sibirya ya dönen odama girip pikeme sarılıp keyifle uyurdum :) Uyuyamıyorum iki üç defa kalkıp kendimi duvara yapışmış buluyorum (hoş duvar bile soğuk olmuyor ama), temiz hava alabilmek için balkona koşuyorum...

Geceleri uzun uzun yazıyorum, sayfalarca, birbirinden alakasız ne kadar şey varsa yazıyorum, mantıklı cümlelere de ihtiyacım yok birbiri arkasına sıralanmış, bildiğim tüm kelimeleri de yazabilirim. Kullandığım defter bitsin diye uğraşıyorum yeni bir deftere ihtiyacım varmış gibi, parmaklarım tekrar nasır tutsun, elime bulaşan mürekkep iki gün geçmesin istiyorum. Yazdıklarım hayalle gerçek arasında gidip geliyor, masalımsı oluyor bazen anılarımı tazeliyorum unutmayayım istiyorum hiç bir ayrıntıyı, unutmayayım diye yazıyorum, önemli önemsiz şeyler hatırlıyorum dedemin arkadaşı Musa Dede, Arıcı Dede, Jet İmam olarak tanınırmış mesela Amasya da, sinema namaz zamanına denk gelirmiş, insanlar ve kendi yetişebilsin diye hızlı kıldırırmış namazı, sinemaya yetiştiren imam olarak da tanınırmış. Bu da nereden nasıl geldiyse aklıma bunun gibi sağdan soldan duyduğum garip hikayeler dolaşıyor aklımda onları yazıyorum... Merak ediyorum bir çok şeyi, merak ettiklerim üzerine hikayeler yazıp uyduruyorum... bir de bu üç nokta takıntıma takılıyorum. Neden üç noktayı çok seviyorum diye? Bu bitmemişlik nereye kadar diyorum.

Gerekli gereksiz ne olsa gözlerim doluyor (kesin D Vitaminden:). Ayşe yemekhaneye indim pek kimse yoktu senin gibi hassas kadınlar vardı sadece dedi. Neden benim gibi oluyorlar ya da ben onlar gibi? Yemeklerini beğenmeyip ağlamaya başladılar, kavun gördüler ona üzülüp ağladılar dedi... Durumumun özeti budur. Özcan Abi bugün saçların güzel olmamış dedi diye bir saat ağladım, susturamadım kendimi, garipleştim bu aralar göz yaşı deliğim büyüdü belki de... Ya da bu aralar göz yaşı hormonum fazla salgılanıyor, bir gariplik var ya çözemedim gitti. Cuma günü Kuşadasına gidiyorum, üç günlük bir tatil belki iyi gelir bu garip halime, belki düzeltir, tamir eder beni, eksik çivileri yerine takar. Ösys den boyumun ölçüsünü aldım benden geçmiş dedim :) Bir yüksek lisans programı kurtuluşum olabilir.


Hiç yorum yok: