31 Aralık 2011 Cumartesi

sessizlik bitsin...






Yeni yılla, içine belki biri tarafından itilerek belki de isteyerek düştüğüm sessizlik kuyusundan çıkıyorum. Yeni yılla değil de takvim 31 Aralık ı gösterdiği için ilk cümle böyle düştü. Yoksa yanlış anlaşılmasın ortalıkta ne asasını oraya buraya değdirip mucizeler yaratan bir yeni yıl perisi, ne kötü huylu sarmaşıklarla sıkıca kavranmış seni, kılıcıyla kurtarmaya çalışan bir prens ne de kuyudan çıkman için saçlarını sarkıtan bir Rapunzel var :)

Başlangıçta hiç sevmedin sen bu sessizlik kuyusunu, panikledin, çıkmak için uğraştıkça daha derinlerde buldun başka başka sen leri...

Senden başka hiç kimse hiç bir şey yoktu ki kuyuda... Okunmak için bekleyen kitaplar, tüm düşüncelerden kurtaran sadece bir sonraki parçaya odaklayan puzzlelar, kafanın içinde dönen cümleleri boşaltan dolma kalemler, her türlü ruh haline uyan şarkılar, hayaller ya da arkadaşların, seni sevenler, senin çok sevdiklerin, çok özlediklerin de yoktu. Huzur hiç uğramamıştı içindeki karmaşaya. Yalnız ve sessizdin hiç olmadığın kadar. Kuyuya alıştıkça anlamadın, bilmedin yalnızlığın azaldı mı çoğaldı mı, yalnız mıydın gerçekten bu kuyuda belki de çok kalabalıktı da sen göremedin tanıdık yüzleri... Sadece dinledin içinden gelen sesleri ve bir dilek tuttun ya da bir Dilek senin elinden tuttu çıkmaya başladın sessizlik kuyusundan.

Bitti sessizlik, daha çok konuşmaya, daha çok sevmeye, daha çok paylaşmaya ve daha çok yazmaya başladın. Çıktın ya sen sessiklik kuyusundan kimse kıramaz seni, izin vermezsin artık, eskisi kadar belki de hep göründüğünden daha güçlüsündür artık. Eksik bir şeyler vardır yine, ama olsun değil mi ki hayat bu eksiklikleri tamamlamaya çalışarak bitecek olan...

Her ne kadar mucizeler yaratan bir yeni yıl perisi var olmasa da uzaktan, yakından sesini duyanlar olur , belki sen duymaya başlamışsındır kendi sesini dile dilediğin kadar yeni yıl mucizesi :)
  • Huzuru aramayı bıraktım uzun zaman önce artık o istesin yanımda olmayı :)
  • Dünya daki bütün şehirleri içine alan bir kar kürem olsun ama pul değil kar yağdırsın gerçekten
  • Yazılmış tüm kitapları okuyabilecek zamanım ve isteğim olsun
  • Bir fincan kahvem, yanında en çok sevdiklerimden en çok özlediklerimden biri olsun...
  • Daha mutlu, daha çok sesli bazen daha sessiz tam da istediğin istediğimiz gibi, hayalini kurduğun hayalini kurabildiğimiz bir yılın yılımız olsun :)

15 Temmuz 2011 Cuma

fill in the blanks

Son iki haftada üç düğün, iki kına gecesi, bir nikah ve bir bekarlığa veda...Anneannemin aynı gün içinde üç düğüne gittiğini hatırlıyorum, ne yapalım kızım mecbur gideceğiz derdi :) Ama ben artık düğüne gitmek istemiyorummm... Geçen perşembe Amasya da Burcu' nun kına gecesi, cumartesi günü de İstanbul da nikahı vardı. Amasya kısmı oldukça keyifli, eğlenceliydi de İstanbul için aynı şeyleri söyleyemeyeceğim. Hava çok bunaltıcı babam havadan daha bunaltıcıydı. Bütün huysuzluğu üzerindeydi. Ne yapsak, nereye gitsek, ne içsek, ne yesek hiç bir şeyi beğenmedi. İki gün boyunca beğendiği iki şey Burcu nun düğün pastası ve Bolu da yediği yemek :) Kaldığımız oteli de beğenmedi; ne kadar çok Arap varmış nereden bulmuşuz bu kadar çok Arap olan oteli, oysa hiç aklımıza gelmemişti otelinizde Arap turistler var mı diye sormak :) Ayrıca otelde kaldığımız gece düğün vardı neden düğün varmış, klimanın çıkardığı sesten hariç odalarda acayip bir ses daha varmış hiç uyuyamamış... O kadar sabırsız ki Büyükada ve erguvan ağaçları gözümün önünde kaldı ona kalsa hiç inmemeliyiz vapurdan bütün adaların önünden geçen bir tur bulup öylesine bakmalıyız...

Nedense , anlayamadığım bir savunma mekanizmasıyla her huysuzluğunun sonunu bir hastane acilinde geçiriyoruz. Ya migreni tutar, ya şekeri düşer ya tansiyonu yükselir bu böyle devam eder. Ya da öylesine içi bunalmıştır ki sen korkma diye acile gitmez, günün 16 saatini beğenmediği bir otel odasında geçirip acile gitme hakkını seyahat sonrasına saklı tutar :)

Yeni görevim gidenlerin bıraktığı boşlukları doldurmak, pek başarılı olduğum söylenemez ama uğraşıyorum. Hep benmişim sanki boşluk dolduran şimdi bana bir ben gerek hayatımdaki boşlukları doldurması için.

7 Haziran 2011 Salı

Keşke büyümeseydik


Hiç bir şeyden haberimiz olmadan, anlamadan, bilmeden yaşamaya devam edebilseydik. Derdimiz bir topun peşinde saatlerce koşmak, saklananı bulmak, en uzun ağaca tırmanmak, en güzel resmi çizmek, uçurtmamızı gönderebildiğimiz en yukarıya göndermek, en güzel kardan adamı yapmak ya da dışarı çıkamadığımız yağmurlu günlerde sıkılmak olsaydı...

O kadar çok derdi, acısı olan var ki etrafımda, gücümün yetmediği, elimden hiç bir şeyin gelmediği, ellerinden tutup düştükleri yerden kaldıramadığım... Ne zormuş büyümek, keşke uyumadan önce bu kadar çabuk büyümeyi hayal etmeseydik. Hayal etmesek büyümezdik belki, büyüklerin dünyasına katılmadan mutlu mutlu yaşardık. Keşke hepimiz, Peter Pan ile  Neverland' da olsaydık :) Efe ye aldığım ilk kitap ve hala en sevdiğim masal ...

Bu kadar sorunun içinde güzel olan; gözümü kapattığımda bir yüz görmek ve bu nedenden uyuyamamak...

27 Mayıs 2011 Cuma

Alt tarafı bir şarkı!!!





Düğün sezonu geçen pazar açıldı. Herkesin o güne dair hiç yoksa bir hayali vardır. Gelinlik böyle olsun, yok kır düğünü olsun, yüzlerce davetli gelsin, nikah şahidim şu olsun, konfetilerim kuş tüyünden, nikah şekerlerim pamuktan olsun, ya da gariptir ama dansöz çıksın isteyen bile vardır; benim tek hayalim o şarkıydı o da çalındı... Evlenen geçmiş zamanların en yakın arkadaşı, o kadar çok geçmiş ki neden konuşmadığımızı bile tam olarak hatırlamıyorum. Hatırlıyorum aslında da hatırlamamayı seçtim. Konuşmadığın birinin düğününe neden gidersin? Çünkü o senin aynı zamanda komşun, konuşmasan da komşun olduğu, annelerinin ve babalarının arkadaş olduğu gerçeğini değiştiremeyip bu mutlu gününe katılmak zorundasındır. İlk dans müziğiyle gözlerim dolmaya başladı ya alt tarafı bir şarkı yenisini bulursun olur biter, kandırma kendini çok üzüldün, ne yapalım önce giden yol alır :) Eh bu durumda şarkıyı herkese duyurmanın zamanı gelmiştir :) Shania Twain- You' re still the one

29 Nisan 2011 Cuma

bahar gelmiş :)








Depresyonum kapının önünde git dememi bekliyormuş. Ah ne hoş... Ne çabuk bahar gelmiş, bir yılı ne kadar da hızlı tüketiyormuşuz. Yazmayla ilgili büyük bir problemim var, uzun zaman olmuş günlüğüme tek kelime bile yazmayalı, ne zormuş bir cümle bile kuramamak, belki de artık zamanı gelmiştir. Bu sürede neyi farkettim, beklentilerimi sıfıra yaklaştırdığımı öyle ki artık en yakınlarımdan bile hiç bir şey beklemiyorum. Kendime dair en büyük farkındalık! Ne mutlu bana :)

Geçen hafta; Ayşe en sıkıntılı zamanını yaşarken, ben uzun zamandır eğlenmediğim kadar eğlendim :) Üzerimde büyük bir aptallık yüzümde de o çok sevdiğim şaşkın gülümseme :)

Ayşe nin evlenmek istediğini babama söyleyemeyip bu görevi bana bırakmasından sonra evde soğuk rüzgarlar esiyor. İlk kamyonundan vazgeçemeyip, bir depoda sanat eseri misali sergileyen adamdan, kızının evlenmesine bir çırpıda izin vermesi beklenilemez zaten. Hele ki damat adayı onun memleket takıntısının tavan yaptığı yerdense bu iş çok zor olacak. Herkes salonda toplandı, Hale sözü aldı başladı anlatmaya. Söz memlekete gelinceye kadar gayet sakindi babam. Annem en sinirli, stresli zamanında bile kahkahalar atar. Babamın içinden alevler fışkırırken, annem başladı kahkahalara, bir ev dolusu güldü, herkesin sinirleri bozuldu. Babam konuşmanın ortasında hızlıca kalktı gitti, geri dönecek diye bekledik ta ki yatağa yatıp duvarı izlediğini görene kadar. Boğazına bir şey takıldı neredeyse boğuluyordu (bunu uykusuzluğuna verdi, uykusuzluğun sebebi= Ayşe nin evlenmek istemesi), anneme anlatıyorum haa haaa haaa öyle mi diyor?

Ofis her geçen gün daha da yoğunlaşıyor, o büyüyor biz büyüyemiyor muyuz? Ekap personeli oldum son zamanlarda, ekap dan nefret eder haldeyim her gün yeni bir ihale bulup evet buna girmeliyiz, büyük ve güzel bir iş :) Güne günaydın yerine, bugün ekap da ne varmış sesiyle başlamak; günler süren uzun, yorucu, az uykulu çalışmalar sonucu alınmış en iyi derece dün gelen dördüncülük. Zira diğerleri daha kötüydü altıncılık, onbirincilik hatta sonunculuk ve hatta o kadar hazırlanıp, sabahki ihaleye girip boyumuzun ölçüsünü aldıktan sonra üç dosyayla yok ya bu insanlar çıldırmış olmalı diyerek kalan ihalelere girmeden geri dönüşlerimiz var. Aylar önce oluşturduğum internet şifremin iki gün önce eksik olduğunu farkeden 444 lü hatlara şifremi kısaltmışsınız nasıl böyle bir şey yaparsınız diye arayan bir ben var bu aralar. Bizim şifrelerimiz hep altı hanelidir siz yedi hane yazmış olabilirsiniz ama o zaten kabul etmiyordur son rakamı!!! Aylardır fazladan tuşlanan, hatta şimdiki zamanda bile el alışkanlığıyla fazla tuşlanmaya devam eden rakam :) Son zamanlarda yaptığım en büyük birinci salaklık :) İkincisi Elvan' nın enjekte edilsin diye verdiği vitaminleri kırıp içmem :) Hadi hayırlısı...

16 Şubat 2011 Çarşamba

özledim

Diyemeyeceğimden değil de bu itirafın kimseye iyi gelmeyeceğini bildiğimden sustum. Belki de bunun işleri daha da zorlaştıracağından korkuyorum. Birini özlemek ne kadar da zor. Özlemek kolay da özlediğini kendine bile söyleyememekmiş zor olan. Kimse beklemezken senin onu özlediğini sen özlersin ne de olsa zamanının bir çok kısmı sana değil de ona ait olmuştur. Günlerin onunla doluymuş, ne çok şey varmış paylaştığınız belki sadece sen paylaşmışsın. Başın ağrısa bir koşu yanına gelecekmiş gibi inanmışsın varlığına. İçtiğin su kadar alışmışsındır da sen ona, artık olmadığını, zamanın değiştiğini kabullenmek zor geliyordur. Başlangıçta seni düşündüğünden, hatırladığından ya da anladığından eminsindir ama zamanla düşer kendine olan güvenin. Onun da umurunda değildir bu durum umurunda olsa senin yapamadığını o yapar diye beklersin. Ufak tefek şeyler hatırlatır onu sana hoş onlara da ihtiyacın yoktur; burnun sızlar, geçecek dersin zamanla ve gözlerinin dolmayacağı zamanın gelmesini beklersin, elbet gelecek o gün...

9 Şubat 2011 Çarşamba

bir, iki, üç tıp...

Büyük bir sessizlik var içimde, hiç kimse bana bir şey sormasın, konuşmayım hep susayım istiyorum. Üzerime bir tabela asayım kimse benden hiç bir şey istemesin ve artık güvenmemeyi öğreneyim... Neyin var? İyiyim, hiç bir şeyim yok. Belki de her şeyi olduğu düşünülen birine göre fazlaca eksiğim bu aralar... Hiç bir şey yapmıyorum, değişiklik yok alıştım bu rutine, aynı insanlar, aynı cümleler, aynı sıkıntılar, sırayla birinden bir diğerine geçiyor...

Özcan Abi hala arabasını satmaya çalışıyor ben bile ezberledim arabasının özelliklerini neye gerekse... Alt kattaki Yüksel Amca hala geliyor ziyaretimize ve hala bizim ofisin tapusunun ona ait olduğunu söylüyor, ofisten aşağıya elektrik kablosu çekip arabasının aküsünü şarj edip edemeyeceğimi soruyor. Ben anlamam diyorum olsun öğrenin benim bir kedim vardı ben ona her şeyi öğretmiştim siz de öğrenin!!! Bir de beş dakika da bir gelen işler nasıl sorusu var... Yüksel Amca doksan yaşına yaklaştı son altı aydır alzheimer hastası ve artık evden çıkınca evin yolunu tekrar bulamıyor. Geçenlerdeki beş saatlik kayboluşuyla baya bir korkuttu hepimizi. Efe hala çok soru soruyor ve soruların bir sonu gelmiyor sürekli şimdi ne yapacaksın, söylüyorum peki ondan sonra ne yapacaksın peki onu yaptıktan sonra ne yapacaksın... Asıl cevap hiç bir şey yapmaya niyetimin olmaması. Sonra soruyor sen küçükken yaptığın en büyük yaramazlık neydi? Hımm nasıl cevap verilir teşvik etmemek adına ben yaramazlık yapmazdım diyesim geliyor ama bunun yalan olduğunu benden önce o biliyor. Çok gevezeymişim ben çok konuşur insanları çıldırtana kadar soru sorarmışım diyorum. Ben sana benziyorum o zaman deyip daha da çok konuşmaya başlıyor... Abla bir şey sorabilir miyim diye başlayan cümlelerden korkuyorum. Olala bermuda şeytan üçgeninden, dinazorlardan, ejderhalardan, en yüksek binadan, en büyük gölden... Google cevap konusunda benden çok daha başarılı oysa :) Dayım ve kızları geldi Efe çok mutlu, uyuma ve okula gitme konusunda problemler çıkartıyor. Kızların anneleri evden ayrılalı üç yıl oldu neredeyse. Dayım tarıyor saçlarını, banyolarını dayım yaptırıyor pileli okul eteklerini sevmeyerek yine dayım ütülüyor. Dün yine Semih Bey deydik. Mütemadiyen refakatçi olduğum için artık hatırlıyor beni. Kimbilir belki bir gün ben de kapısını çalanlardan olurum...

6 Ocak 2011 Perşembe

...




Ruh emiciler ruhumu emmiş gibi, yeryüzünde hiç mutluluk, huzur kalmamış gibi... Büyük bir patronus büyüsüne ihtiyacım var, kurtarabilir belki beni...