16 Şubat 2011 Çarşamba

özledim

Diyemeyeceğimden değil de bu itirafın kimseye iyi gelmeyeceğini bildiğimden sustum. Belki de bunun işleri daha da zorlaştıracağından korkuyorum. Birini özlemek ne kadar da zor. Özlemek kolay da özlediğini kendine bile söyleyememekmiş zor olan. Kimse beklemezken senin onu özlediğini sen özlersin ne de olsa zamanının bir çok kısmı sana değil de ona ait olmuştur. Günlerin onunla doluymuş, ne çok şey varmış paylaştığınız belki sadece sen paylaşmışsın. Başın ağrısa bir koşu yanına gelecekmiş gibi inanmışsın varlığına. İçtiğin su kadar alışmışsındır da sen ona, artık olmadığını, zamanın değiştiğini kabullenmek zor geliyordur. Başlangıçta seni düşündüğünden, hatırladığından ya da anladığından eminsindir ama zamanla düşer kendine olan güvenin. Onun da umurunda değildir bu durum umurunda olsa senin yapamadığını o yapar diye beklersin. Ufak tefek şeyler hatırlatır onu sana hoş onlara da ihtiyacın yoktur; burnun sızlar, geçecek dersin zamanla ve gözlerinin dolmayacağı zamanın gelmesini beklersin, elbet gelecek o gün...

9 Şubat 2011 Çarşamba

bir, iki, üç tıp...

Büyük bir sessizlik var içimde, hiç kimse bana bir şey sormasın, konuşmayım hep susayım istiyorum. Üzerime bir tabela asayım kimse benden hiç bir şey istemesin ve artık güvenmemeyi öğreneyim... Neyin var? İyiyim, hiç bir şeyim yok. Belki de her şeyi olduğu düşünülen birine göre fazlaca eksiğim bu aralar... Hiç bir şey yapmıyorum, değişiklik yok alıştım bu rutine, aynı insanlar, aynı cümleler, aynı sıkıntılar, sırayla birinden bir diğerine geçiyor...

Özcan Abi hala arabasını satmaya çalışıyor ben bile ezberledim arabasının özelliklerini neye gerekse... Alt kattaki Yüksel Amca hala geliyor ziyaretimize ve hala bizim ofisin tapusunun ona ait olduğunu söylüyor, ofisten aşağıya elektrik kablosu çekip arabasının aküsünü şarj edip edemeyeceğimi soruyor. Ben anlamam diyorum olsun öğrenin benim bir kedim vardı ben ona her şeyi öğretmiştim siz de öğrenin!!! Bir de beş dakika da bir gelen işler nasıl sorusu var... Yüksel Amca doksan yaşına yaklaştı son altı aydır alzheimer hastası ve artık evden çıkınca evin yolunu tekrar bulamıyor. Geçenlerdeki beş saatlik kayboluşuyla baya bir korkuttu hepimizi. Efe hala çok soru soruyor ve soruların bir sonu gelmiyor sürekli şimdi ne yapacaksın, söylüyorum peki ondan sonra ne yapacaksın peki onu yaptıktan sonra ne yapacaksın... Asıl cevap hiç bir şey yapmaya niyetimin olmaması. Sonra soruyor sen küçükken yaptığın en büyük yaramazlık neydi? Hımm nasıl cevap verilir teşvik etmemek adına ben yaramazlık yapmazdım diyesim geliyor ama bunun yalan olduğunu benden önce o biliyor. Çok gevezeymişim ben çok konuşur insanları çıldırtana kadar soru sorarmışım diyorum. Ben sana benziyorum o zaman deyip daha da çok konuşmaya başlıyor... Abla bir şey sorabilir miyim diye başlayan cümlelerden korkuyorum. Olala bermuda şeytan üçgeninden, dinazorlardan, ejderhalardan, en yüksek binadan, en büyük gölden... Google cevap konusunda benden çok daha başarılı oysa :) Dayım ve kızları geldi Efe çok mutlu, uyuma ve okula gitme konusunda problemler çıkartıyor. Kızların anneleri evden ayrılalı üç yıl oldu neredeyse. Dayım tarıyor saçlarını, banyolarını dayım yaptırıyor pileli okul eteklerini sevmeyerek yine dayım ütülüyor. Dün yine Semih Bey deydik. Mütemadiyen refakatçi olduğum için artık hatırlıyor beni. Kimbilir belki bir gün ben de kapısını çalanlardan olurum...