22 Ocak 2013 Salı

benim halaaa umudum var


            Bir uyusam altı ay uyanmasam modum devam ediyor... Algım dağınık, unutkanlık en büyük zirvesinde, mutluluk kim bilir nerede, huzur da en karanlık kuyuda... Hoş, bir kuyuya taş atmak huzura gönderilen mesajdan daha çok ses getiriyor bu aralar...

Pazar günü, son zamanlarda yaşadığım tüm günlerden güzel ve özeldi... Bir karar verdim uygulama konusunda zorluklar yaşasam da, umut etmeye devam edeceğim ve geçecek bu günler... Hepinizin bir garipliği var dedi yeni tanıdığım biri Aslı- Hale ve Hale üçlüsüne... seni tanımıyorum ama kesin sen de vardır bir gariplik. Hale hemen atladı - onun hala umudu var :) Evet benim hala umudum var...
 Cumartesi günü ofiste ne varsa atılacak poşet poşet doldurdum ve attım, ohhh ne büyük rahatlık atmak. Anlamadığım, dönem dönem yapıyorum bunu ama bu ofiste nasıl oluyor da atılacak bir şeylerin hep olması... Akşam aynı yoğunluk evde, eski zamanların ders çalışmaya başlamadan önce oda toplaması gibi, tüm odayı yeniden topladım, bütün gardırobu çamaşır makinesine attım, yeniden yerleştireceğim... Bir çok makine ütü yapacağım ama ütünün üzerimde garip bir etkisi var, ev işlerinden sadece ütü yapmayı seviyorum. Ne kadar çok eşyamız var, eşyasız bir yaşam istiyorum bu çöplükçü her şeyi bir anısı var diye saklayan halimle... Büyük bir yorgunlukla Pazar günü için planlar yaparak uyuyorum...

Sabah erken kalkıyoruz, annemin ayağı kırık, zaten zor olan hayat onun ayağının kırılmasıyla daha da zor bir hale geliyor. Aramızda kalsın annemin bu yatar haline özenmedim diyemeyeceğim. En az altı hafta ofise gidemeyeceğim düşüncesi cazip geliyor, kafamın üstünde yanan baloncukları da, sevdiklerim baban ofise bir yatak alır orada yatar kalkarsın bu sürede, diyerek tek tek söndürüyorlar. 

Kahvaltı ve ev toplama işlemleri bittikten sonra, dışarı atıyorum kendimi. En son ne zaman kuaföre gittim hatırlamıyorum, son bir kaç aydır kalem ve benzeri şeylerle yukarıda alelade toplanmış saçlarım açılıyor ve ben bir şekilde o koltukta oturmaktayım. Kuaförlerin geveze olanlarına tahammülüm yok eski zamanlardan bir yerdeyim, o da çok konuşuyor ama eskilerden, Elmayra nın saçı kesildiğinde ağladığından şimdi üniversiteden mezun olduğundan, benim üniversite zamanımda saçlarımın kırmızı oluşundan, paket paket sarılmalardan... Ne çok zamanımız varmış şimdi ne sabrım var ne de isteğim o koltukta saatler geçirmeye... Gerçi ne derlerse kabul edebilirim hiç düşünmeden buna saçlarına yeşil gölgeler atalım dahil. Neyse ki sadece keselim mi diyorlar kabul ediyorum... Kar yağdığı günler bile ayağımdan çıkarmadığım spor ayakkabılarımı çıkarıp, topuklu botlar giyiyorum ve her pazar olduğu gibi yurdun yolunu tutuyorum. Bahsettim mi bilmiyorum ama iyi ki hayatımda iyi ki var dediklerimden, böyle bir zamanda bile yüzümü güldürebilen, sevgisini hissettiğim bir arkadaşımın kız yurdu var... Her yerden 18-23 yaş arası bir kız çıkıyor, başlangıçta sevmiyorum bu durumu, onlar çok küçük ben ise ne kadar da büyümüşüm, daha dün onların durdukları yerdeydim, onların hayallerine, dertlerine ortaktım... 

Yeni filmler, müzikler bazen taktikler öğreniyorum kızlardan. Bu pazar örgü örmeyi öğrendim. Efe için bir atkı başladık, çıkış saatine kadar ben örgü ördüm, onlar benimle dalga geçtiler; Hale Abla öyle değil böyle tutacaksın, ama sen yanlış yapıyorsun ipi buradan geçireceksin, burası olmamış burayı sökeceğiz :(  Peki... Bol kahkahalar, çaylar, kahveler... Zaman zaman kıskanıyorlar bizi, biz dedirten yakınlığımızı, konuşmadan anlaşmamızı, her yaraya yara bantı yapıştırabilmemizi ve en çok da birbirimize olan güvenimizi... Çıkış saatinde Hale yeni bir puzzle almış, eve gidiyoruz puzzle yapmaya, puzzle yapmak Hale ye de bulaştı, Ersin bir parçayı bulamayınca sürekli eksik bu puzzle, kesin bir parçasını sakladınız diyor, Murat bozuk bu iyi yapamamışlar ya da bak biraz zorlayınca oluyor diyor, bitiyor puzzle tüm bu eğlenceyle. En çok da bitmiş puzzle ın üzerinde elimi gezdirmeyi seviyorum... 

Pazartesi umudum yine kırılıyor, bu biraz böyle gidecek galiba, umarım kısa sürer...