17 Ekim 2014 Cuma

Üsküp Ohrid Skopje

Bir türlü fotoğrafları ekleyip yayımlayamadığım Makedonya gezisi bu güne kısmetmiş...

Nisan 2014

Merhaba, uzun zamandır güzel sakin bir tatile ihtiyacım var diye kıvranıyorum. Ofis fazlasıyla gergin, bir de üstüne Efe nin öğretmenleri, notları eklenince gerginliğim katı katı arttı. Yok efendim bizim çocuk çok sorumsuzmuş, her şeyini unutuyormuş, dikkat eksikliği varmış, bu dönem notları çok düşükmüş, sınıfa katılmıyormuş vs vs vs.... Neredeyse sınıfta bırakacaklar. Hoş onların sınıfta bırakma bırakmama kurul toplantısı beni bile korkutuyor çocuk ne yapsın... Uğraşıyorum hala tam toparlamış sayılmam Efe yi ama tüm bunlar ayrı bir tez konusu, geçelim lütfen...

Diğer bir yandan kendimi toparlamaya çalışıyorum. Benim de aklım dağınık, ona buna yetişmekten, yetişememekten, yapmalardan, ilgisizlikten, hastalıktan, ofisten, annemden, babamdan, kızlardan, organize etmekten, Efe den bir süre ayrı kalmam gerek... Ama özlerim ben Efe' yi 3 gün ayrılık yeter deyip çıktık üç arkadaş yola... Makedonya ya gidiyoruz.

Yurt içi uçak bileti fiyatına aldık biletlerimizi, Amerika milleri sağ olsun ben hiç bir şey ödemedim :) Minik bir araba kiraladık hava alanında, otomatik vites olmayınca Türkçe konuşan gps bana kaldı. Cebimizdeki 200 usd ile deste deste Makedon Dinarı aldık. Bütün yollar tek yön olunca ilk kalacağımız oteli bulmakta oldukça zorlandık. Kiril alfabesi sayesinde imkansızlaştı. İyi insanlar ülkesi derlermiş Makedonya ya gerçekten öyle. Adres sorduğumuz bir kasap, yanan sigarasını bırakıp, bilgisayarından sokağımızı bulup tarif etti, yanlış tarif etti ama olsun. Başımız dönmeye başlamışken bulduk bir şekilde, nasıl bulduk hatırlamıyorum. Merkeze çok yakın bir oteldi ilk gün arabaya ihtiyacımız yoktu. Temizdi, sahipleri, çalışanları gerçekten çok ilgiliydi, her konuda yardım ettiler, cep telefon numaralarını verdiler her konuda arayabilirsiniz dediler hatta siz mesaj atın biz sizi ararız bile dediler, sağ olsunlar. Üsküp çarşısında gezmeye başladık, üffff saatlerce yürüdük, sporsuz hayatım bu yürüyüşü çok daha zor hale getirdi. Kaleye çıktık, Türk çarşısını gezdik, nefis köfteler yedik. Hava kapalıydı yağmur yağınca ben ıslandım, Üsküp çorabı aldık bana. Satıcı hayır bunlar Türk çorabı, Türkiye' den geliyor dedi. Dil konusunda hiç bir sıkıntı yaşamadık, Türk çok, çoğu Makedon da az buçuk Türkçe biliyor. Bir hediyelik eşya dükkanında çok uzun vakit geçirdik, sahibi Arnavut du, çok iyi Türkçe konuşuyordu, Türk çayı söyledi bize, kendinden şekerli.  Mutlaka görmemiz gereken yerleri anlattı, haritalar çizdi, hatta hatıra magnet bile hediye etti. Yolunuz düşerse tekrar beklerim diyerek uğurladı bizi. Bütün gün yürüyünce akşam erkenden yattık. İkinci gün Matka Kanyonu ve Ohrid var. Kanyon mükemmeldi, sessiz, sakin ve huzur dolu. Tasvir konusunda kötü olduğumu söylemiş miydim? Buyurun fotoğraflar anlatsın :)


























Yollar çok güzel, kiril alfabesi dışında, sinyalizasyon biraz zayıftı. Köylerden geçtik birinde cami, diğerinde kilise var. Akşamüstü güzeller güzeli Ohrid deyiz. Bu oteli bulurken de biraz zorlandık. Bisikletli adamlar var 2 Euro karşılığında otelin önüne kadar eşlik ediyorlar sana.. Göl çok büyük ve çok temiz deniz gibi. Odamız göl manzaralı. Dedim ya iyi insanlar ülkesi bu otelin sahibi de çok tatlı, Türkçe ve İngilizce bilmiyor ama anlattı göstererek bilmemiz gereken her şeyi, gitmemiz gereken yerleri. Gece hayatı için tek gecemiz var yorgunluğa rağmen devam, minik bir gazinoya girdik, sonrasında canlı müzik olan bir yere. Ezgiler ne kadar tanıdık, tek kelimesinden bir şey anlamadık ama sanki her an Türkçe devam edecek gibiydi şarkılar. Otel sahibinin kızı Jovanna Türk okuluna gidiyormuş, ana dili gibi Türkçe konuşuyor, onunla konuştuk telefonda. Son gün harika bir şehir turu yaptırdı bize, sanki uzun zamandır tanışıyormuşuz gibiydi, bütün gün anlattı bize Ohrid i, ne güzel şehir... Sakin sevimli insanlar dolu yine... Ne kadar plan yaparsan yap dönüş yolu hep heyecanlı oluyor, eyvah uçağı kaçıracağız hadi daha hızlı, neredeyiz biz, şimdiye kadar varmış olmamız gerekiyordu, kesin yanlış yoldayız, offf bir de benzin almamız gerekecek... Tam vaktinde hava alanındaydık. Ohrid küresi aldı koleksiyonda yerini :)











13 Şubat 2014 Perşembe

9:45


Ben onu depresyon sanmıştım. Ahh sen ne menem bir şeymişsin D vitamini... Yine diplerde yine yerlerde...İçtiğim ikinci günden itibaren çok daha enerjik, çok daha mutlu hatta çok daha gevezeyim. Dalga geçiyorlar ne içtin sen diye sadece D vitamini diyorum inanmıyorlar. 

Her ne ise bugün yoklama yapmaya karar verdim. Hala var mı düzenli 10 okuyucum yoksa onlar da terk mi ettiler beni, bazen Turuncu Gezegen ciğimle karşılıklı konuşuyormuşum hissine kapılıyorum... Orada mısınız? Bir ses bir görüntü verseniz arada sırada varlığınızı hissetsem, şizofren olmadığımı ispatlayacağım kendime.

Yaşımız ilerliyormuş, gözlerimiz daha az görüyormuş, kulaklarımız daha az duyuyormuş, daha fazla korkuyormuşuz, eskisi gibi zevk almıyormuşuz, bize neler oluyormuş... Ne kaldı ki bizden? Bizden geriye bir siz kaldınız... Ehh siz biliyorsunuz kim olduğunuzu isim vermeyeyim tek tek :) Erkekler evlenme konusunda kızlardan daha başarılılar. Hayatta evlenemez dediklerim, hatta hayatta evlenmem diyenler bile evlendiler. Geriye biz kaldık dostlar... Hadi bizi geçin de o her genç kadının hayali, olmuyorsa olmuyor onun da yok bir kız arkadaşı.... Ne ararsan var ki onda: Yemek mi en alasından; hem de hiç söylenmeden yapar. Hoş zaten biz kızlar için yemeğin tadının ne önemi var ki iki yumurta kırsın, gülen yüzlü bir makarna koysun tabağa yemek yapıyor kervanına girer o erkek ve yemek yapabiliyor olması bizim için büyük bir hayranlıktır. Yemek yapabilen kızlar yüzlerini buruşturuyor eminim, ben yapamıyorum ne yapayım kesinlikle yapabilen biriyle evlenmeliyim ya da anneme komşu olmalıyım... Temizlik de yapar ütü de, en güzel tatil fikirleri onun aklından çıkar, bütün hareketli partilerde, beyaz gecelerde ve konserlerde en önde o vardır. Başın mı ağrıyor ara bir çaresini bulur o :) Hiç bir özel gün atlanmaz mı? Doğum günü, kadınlar günü, yılbaşı, arkadaşlık günü, dostluk günü, mavi sevenler günü, uzun zamandır görüşmedik günü, sizi çok özledim günü, öylesine içimden geldi günü o bize çiçek alır. İyi ki var. 13 Ocak doğum günü; başka şehirde olduğu için telefonda kutluyorum doğum gününü nasıl olsa hafta sonu gelecek. Yeri gelmişken söyleyeyim aramızdaki en yaşlı o :) 

-Doğduğun gün kutlu olsun dostum.
- Biliyor musun üzülüyorum artık doğum günlerinde, yaşlanıyoruz diye...  
- Kem küm boş ver genciz hala kim demiş orta yaşlarımıza geldik diye ki ben dedim :) (P.S: Aslı der ki nasıl yani 50 değil mi orta yaş? Ooooo 100/ 2 yaptığında bulduğun sonuç o; ortalama ömür 73 müş, yolun yarısına beş- altı adım kalmış kalmamış orta yaş sayılırız; biliyorum Aslı bir de hissettiğin yaş var, senin hissettiğin 18-20 ama gerçekleri ve kaz ayaklarını da bir kenara atmamak gerek.)
- Ama sonra düşünüyorum şunun şurasında 6-7 ay sonra siz de benim olduğum yaşta olacaksınız :)
- !!!
- Sonra üzülüyorum yalnızlığıma, aklıma siz geliyorsunuz, onlar da yalnız deyip seviniyorum :)
-!!! (Biz buna körler sağırlar birbirini ağırlar diyoruz canım.)

Ben seni çok seviyorum. Yarın 14 Şubat ve ben bu Valentine Kabusuna sinir oluyorum, her yerin kıpkırmızı ve kalp ve balonlu olmasına tahammül edemiyorum ama senden gelen çiçekleri seviyorum. Biliyorum yarın bana yine çiçek göndereceksin, teşekkür ederim her zamanki gibi çok tatlısın :) (Frezya olabilir ya da lale )

Liseden bir kaç arkadaşımla görüşüyorum, evliler ve bebekleri var. Onlar bana özeniyor ben onlara :) Ama çaktırmıyorum. 
- Sen ne zaman evlenmeyi düşünüyorsun? Var mı biri?
- Hımm yok. Aslında bu durumdan rahatsız değilim ben. Mutluyum. Benim, benim gibi çok arkadaşım var onlarla çok eğleniyorum, zaman kalmıyor evlenmeye, siz de sıkıldığınızda bize takılın, zor bir hayatınız var değişiklik olur diyerek bir güzel havamı atıyorum :) 

Birileri bazen çok takıyor kafasına bu durumu, toplum baskısı da var hani yok değil. Utanmasalar ben evleneyim diye kurban kesecek bir grup var. Aaaa bu arada unutuyordum Efe de aksi yönde dualar ediyor tabi...Hal böyle olunca dualar yukarıda çakışıyor ve ben durduğum yerde durmaya devam ediyorum... Yılbaşı gecesi dilek feneri yakıp uçurduk gökyüzüne. Efe için de vardı bir fener. Zahmetli olan uçurma işi bittikten sonra soruyorum
- Ne diledin çocuğum?
- Hımmm ben mi, sevimli sevimli gülerek Hale Ablam hiç evlenmesin diye dilek tuttum :)
- Teşekkür ederim!!! 

Bizden birileri de çok takıyor kafasına bazen bu durumu. 45- 50 dakikalık uzun konuşmalar yapıyorum ona. İyiyiz biz böyle diyorum. Birilerinin annesi ya da eşi olmadan da devam edebiliyor hayat. Anne olmazsın da teyze olursun, hala olursun, koordinatör olursun üzme kendini hayattaki tüm rolleri oynayamayız tüm ünvanları alamayız değil mi? Evlilik böyle bir şeydir şöyle bir şeydir derken biri dinlese beni, kaç kere evlenip ayrıldığımı sorar kesin... Evlilik bir çizgi sanki o çizgiyi geçtiğinde sana bir şeyler oluyor. Sonuç; haklısın ya evlenip ne yapacağız, biz böyle mutluyuz, yaşasın özgürlük diyerek  kapatılır telefon :) (Merak etme bu kadar evlenen olduğuna göre güzel kısımları da vardır bu işin, onlardan evlenince bahsedeceğim :)

Zaman bize ne gösterir bilemiyorum. Kim önce terk eder grubu... Oluruna bırakalım mı her şeyi? Günü yaşayalım rakamlar büyüse de kutlayalım doğum günlerini, keselim pastaları, üfleyelim mumları. Kardan adam yapalım yine, tatil planları yapalım, pasaportlarda kaldı boş sayfalar hadi gidelim bir yerlere :)

Seviyorum bizi...


Yazının Başlığı: Uyanamıyorum... Bir ay boyunca ofise geldiğim saat 9:45 olunca adımı 9: 45 olarak değiştiriyorlar. 

P.S: Yoklama kağıdına imza atmayı unutmayın.