13 Şubat 2014 Perşembe

9:45


Ben onu depresyon sanmıştım. Ahh sen ne menem bir şeymişsin D vitamini... Yine diplerde yine yerlerde...İçtiğim ikinci günden itibaren çok daha enerjik, çok daha mutlu hatta çok daha gevezeyim. Dalga geçiyorlar ne içtin sen diye sadece D vitamini diyorum inanmıyorlar. 

Her ne ise bugün yoklama yapmaya karar verdim. Hala var mı düzenli 10 okuyucum yoksa onlar da terk mi ettiler beni, bazen Turuncu Gezegen ciğimle karşılıklı konuşuyormuşum hissine kapılıyorum... Orada mısınız? Bir ses bir görüntü verseniz arada sırada varlığınızı hissetsem, şizofren olmadığımı ispatlayacağım kendime.

Yaşımız ilerliyormuş, gözlerimiz daha az görüyormuş, kulaklarımız daha az duyuyormuş, daha fazla korkuyormuşuz, eskisi gibi zevk almıyormuşuz, bize neler oluyormuş... Ne kaldı ki bizden? Bizden geriye bir siz kaldınız... Ehh siz biliyorsunuz kim olduğunuzu isim vermeyeyim tek tek :) Erkekler evlenme konusunda kızlardan daha başarılılar. Hayatta evlenemez dediklerim, hatta hayatta evlenmem diyenler bile evlendiler. Geriye biz kaldık dostlar... Hadi bizi geçin de o her genç kadının hayali, olmuyorsa olmuyor onun da yok bir kız arkadaşı.... Ne ararsan var ki onda: Yemek mi en alasından; hem de hiç söylenmeden yapar. Hoş zaten biz kızlar için yemeğin tadının ne önemi var ki iki yumurta kırsın, gülen yüzlü bir makarna koysun tabağa yemek yapıyor kervanına girer o erkek ve yemek yapabiliyor olması bizim için büyük bir hayranlıktır. Yemek yapabilen kızlar yüzlerini buruşturuyor eminim, ben yapamıyorum ne yapayım kesinlikle yapabilen biriyle evlenmeliyim ya da anneme komşu olmalıyım... Temizlik de yapar ütü de, en güzel tatil fikirleri onun aklından çıkar, bütün hareketli partilerde, beyaz gecelerde ve konserlerde en önde o vardır. Başın mı ağrıyor ara bir çaresini bulur o :) Hiç bir özel gün atlanmaz mı? Doğum günü, kadınlar günü, yılbaşı, arkadaşlık günü, dostluk günü, mavi sevenler günü, uzun zamandır görüşmedik günü, sizi çok özledim günü, öylesine içimden geldi günü o bize çiçek alır. İyi ki var. 13 Ocak doğum günü; başka şehirde olduğu için telefonda kutluyorum doğum gününü nasıl olsa hafta sonu gelecek. Yeri gelmişken söyleyeyim aramızdaki en yaşlı o :) 

-Doğduğun gün kutlu olsun dostum.
- Biliyor musun üzülüyorum artık doğum günlerinde, yaşlanıyoruz diye...  
- Kem küm boş ver genciz hala kim demiş orta yaşlarımıza geldik diye ki ben dedim :) (P.S: Aslı der ki nasıl yani 50 değil mi orta yaş? Ooooo 100/ 2 yaptığında bulduğun sonuç o; ortalama ömür 73 müş, yolun yarısına beş- altı adım kalmış kalmamış orta yaş sayılırız; biliyorum Aslı bir de hissettiğin yaş var, senin hissettiğin 18-20 ama gerçekleri ve kaz ayaklarını da bir kenara atmamak gerek.)
- Ama sonra düşünüyorum şunun şurasında 6-7 ay sonra siz de benim olduğum yaşta olacaksınız :)
- !!!
- Sonra üzülüyorum yalnızlığıma, aklıma siz geliyorsunuz, onlar da yalnız deyip seviniyorum :)
-!!! (Biz buna körler sağırlar birbirini ağırlar diyoruz canım.)

Ben seni çok seviyorum. Yarın 14 Şubat ve ben bu Valentine Kabusuna sinir oluyorum, her yerin kıpkırmızı ve kalp ve balonlu olmasına tahammül edemiyorum ama senden gelen çiçekleri seviyorum. Biliyorum yarın bana yine çiçek göndereceksin, teşekkür ederim her zamanki gibi çok tatlısın :) (Frezya olabilir ya da lale )

Liseden bir kaç arkadaşımla görüşüyorum, evliler ve bebekleri var. Onlar bana özeniyor ben onlara :) Ama çaktırmıyorum. 
- Sen ne zaman evlenmeyi düşünüyorsun? Var mı biri?
- Hımm yok. Aslında bu durumdan rahatsız değilim ben. Mutluyum. Benim, benim gibi çok arkadaşım var onlarla çok eğleniyorum, zaman kalmıyor evlenmeye, siz de sıkıldığınızda bize takılın, zor bir hayatınız var değişiklik olur diyerek bir güzel havamı atıyorum :) 

Birileri bazen çok takıyor kafasına bu durumu, toplum baskısı da var hani yok değil. Utanmasalar ben evleneyim diye kurban kesecek bir grup var. Aaaa bu arada unutuyordum Efe de aksi yönde dualar ediyor tabi...Hal böyle olunca dualar yukarıda çakışıyor ve ben durduğum yerde durmaya devam ediyorum... Yılbaşı gecesi dilek feneri yakıp uçurduk gökyüzüne. Efe için de vardı bir fener. Zahmetli olan uçurma işi bittikten sonra soruyorum
- Ne diledin çocuğum?
- Hımmm ben mi, sevimli sevimli gülerek Hale Ablam hiç evlenmesin diye dilek tuttum :)
- Teşekkür ederim!!! 

Bizden birileri de çok takıyor kafasına bazen bu durumu. 45- 50 dakikalık uzun konuşmalar yapıyorum ona. İyiyiz biz böyle diyorum. Birilerinin annesi ya da eşi olmadan da devam edebiliyor hayat. Anne olmazsın da teyze olursun, hala olursun, koordinatör olursun üzme kendini hayattaki tüm rolleri oynayamayız tüm ünvanları alamayız değil mi? Evlilik böyle bir şeydir şöyle bir şeydir derken biri dinlese beni, kaç kere evlenip ayrıldığımı sorar kesin... Evlilik bir çizgi sanki o çizgiyi geçtiğinde sana bir şeyler oluyor. Sonuç; haklısın ya evlenip ne yapacağız, biz böyle mutluyuz, yaşasın özgürlük diyerek  kapatılır telefon :) (Merak etme bu kadar evlenen olduğuna göre güzel kısımları da vardır bu işin, onlardan evlenince bahsedeceğim :)

Zaman bize ne gösterir bilemiyorum. Kim önce terk eder grubu... Oluruna bırakalım mı her şeyi? Günü yaşayalım rakamlar büyüse de kutlayalım doğum günlerini, keselim pastaları, üfleyelim mumları. Kardan adam yapalım yine, tatil planları yapalım, pasaportlarda kaldı boş sayfalar hadi gidelim bir yerlere :)

Seviyorum bizi...


Yazının Başlığı: Uyanamıyorum... Bir ay boyunca ofise geldiğim saat 9:45 olunca adımı 9: 45 olarak değiştiriyorlar. 

P.S: Yoklama kağıdına imza atmayı unutmayın.