11 Mart 2015 Çarşamba

Doksanlar olsun


Merhaba,

Merak edenler vardır belki, başladım okumaya yazdıklarımı, asıl şimdi nasıl kıyacağım hiç bilemiyorum... Annem, bana ver ben okuyayım sonra atarsın diyor :) 1993 yılından 1998 yılına uzun bir yolculuk. Yazım da pek çirkinmiş bazen zorlandım yazdıklarımı okumakta. 

Ne çok hayalim varmış, çocukların hayal gücü derya denizdir sözüne kanıt. Hiç duraksamadan pedal çevirmişim o hayalden öbürüne... Hayal ortağım, sınıf arkadaşım, site arkadaşım Esin. Kızdırmış zaman zaman beni, ben de onu kızdırmışım ama hep yanımda olmuş, her detaya her ayrıntıya sahip olmuş. En büyüğünden bir kütüphane açmak, roman yazmak, kimsesiz çocuklara yuva kurmak, bir gazetede yazı yazmak... Böyle devam ediyor işte, henüz hiç biri gerçekleşmedi.. Az kalsın unutuyordum beni en çok şaşırtan hayal; büyüyünce evlenip Amerika' da yaşamak.

1993 yılı ile başlıyoruz insan 7 sinde neyse 70 inde de o dur sözüne kanıtlar topladım. 11 yaşımda bile anne gibiymişim ben ya da ablaymışım işte tüm ablalar gibi belki biraz daha fazla. Büşra 4 yaşındayken sabahın köründe beni uyandırırmış sütünü ısıtayım diye... 

1994 yılında, babam 36 yaşındaymış o zamanlar. Ben ne çok eleştirmişim onu, hoş o zaman sinir olduğum şeylerde bırakın azalmayı artış var. Tespitler yerinde 12 yaşa rağmen. 

Ben ne çok okur ne çok müzik dinlermişim. Abba ile o zamanlar tanışmışım. Annem yeter artık gözlerin bozulacak yat dermiş ve ben bu cümleye sinir olurmuşum. Şimdi rolleri değişmişiz, geceleri elinde gazetesi, televizyon karşısında uyuya kalan o, onu yatması konusunda ikna eden ben.  Geceleri yatmadan önce yıldızlara bakar, her gece başka bir yıldız seçermişim kendime. En büyük derdim her sene başında karıştırılan sınıflarmış. Yazdan başlarmış stresi, Esin ile ayrılacak mıyım, o olacak mı sınıfta, kiminle oturacağım, yeni gelenler var mı, gibi gibi... Yazın favori dondurmam calippo imiş. O buzlu şeyi niye severmişim bilinmez. O zaman da çiçeklerden laleyi, renklerden maviyi, mevsimlerden sonbaharı severmişim. Sitenin bahçesinde japon elması savaşı yapar, site gazetesi çıkarmaya uğraşırmışız. Lastik oyunlarında Esin beni hep geçermiş, ben beceremezmişim belli bir yükseklikten sonrasını. O gidince çok üzülmüşüm, çok ağlamışım, yanlız hissetmişim kendimi, yalnız yazmayı bilmezmişim o zamanlar :) 

94 Kasım da dayım beyin kanaması geçirmiş askerde. Anneannemi ve dedemi ilk defa o zaman ağlarken görmüşüm. Hastane ziyaretine gitmişiz, uzaktan bir akraba çocuğu var hastaneye gelen, benden yaş olarak büyük ama minyon (minyon deyince aklıma hep piyon gelir, piyon gibiymiş işte), benim boyum o zaman da 1,65- 1,68 arasında, hastane girişinde ona kimlik sormuşlar, küçük bu alamayız içeri demişler de, bana kimlik sormamışlar. Kadın hala, iki üç yılda bir görürüm, benim oğlanı hastaneye almamışlardı da seni almışlardı der... 20 yıl geçmiş teyze üstünden sen neyin hesabını yapıyorsun ben anlamadım ki, küçükmüş senin oğlun işte, ufak tefekmiş ben de uzunmuşum ne var ki bunda... 

Ben çok küçükmüşüm de kelimelerim ne kadar büyükmüş... Aşık olmuşum, aşk sanmışım, o bana gülmüş ben kızarmışım, okulun bahçesinde bir kaç tur gezmişiz, sınıflarımız ayrılınca unutmuşuz birbirimizi. 

Mezuniyette ilk üçe girmek için çok çalışmışım, dördüncü olunca baya ağlamışım. Bilgi yarışmasında yedekmişim. Sonraki yıllarda bu ineklikten eser kalmadı duyurulur. Orta okul yıllığımda var olmayan gamzelerimden bahsetmiş arkadaşlarım hep, komik, acaba beni bir başkasıyla mı karıştırdılar ya da o zaman vardı da şimdi mi yok :)


97 Kasım da babam geç gelmiş eve, annem ağlamış, babam üzgünmüş, onları mutsuz görünce ben ağlamışım, nedenini öğrenememişim. Sonra da unutmuşum, dizi film tadında bir sonraki sayfalarda neler var diye merak uyandırıyor ama çocukluk işte, soruların cevabı, hikayelerin devamı yok. Anneme sordum neydi ki o dedim, hayatımızdaki önemli tarihleri düşündük, hiç biri tutmadı. Kimse hatırlamadığına göre önemli değilmiş, çocuk aklı abartmış, korkmuş işte...

97 Aralık da Fizik dersinden özel ders almışız. Küçük tiyatroya gitmişiz, o ilk defa elimi tutmuş, gülünecek yerlere çok gülmüş, ben gülüyor muyum diye kontrol etmiş. Otobüsle dönerken başını omzuma yaslamış, uyumuş, bir yerlerim acımış, uyuşmuş ama durum bozulmasın diye kıpırdamamışım... Üç gün sürmüş ve sonra kabuklarımıza çekilmişiz, o başkasına aşık olmuş, ben zaten ona hiç aşık olmamışım, bıdı bıdı bıdı...  

Partiler, balolar, dans gösterileri, ne güzel yıllarmış da biz niye bu kadar hızlı büyümek istemişiz... 

Lisede her akşam uzun telefon konuşmalarım olurdu, onları yazmışım en ince ayrıntılarıyla. Biri ararmış, falancaya aşık, bir diğeri ararmış o da aynı kıza aşık, kız benim yakın arkadaşım, hiç görüşmüyoruz şimdi, çok da yakın değilmişiz. Dert tasa ne varsa dinlermişim ben yine, akıllar verir yönlendirmeler yaparmışım, öyle yap böyle yap... Yok yok ben kıza hiç bir şey anlatmazdım o da zaten bir başkasına aşık... Evet doğrudur 21 kişilik sınıfta kim kimden hoşlanıyor, kime aşık, hakkında ne düşünüyor ben bilirdim, tüm sırlar bende saklı :) 

Çok uzattım, sonraki 5 yılda görüşmek üzere...

1 Mart 2015 Pazar

1 Mart

Çocukluğuna tanık, gençliğine ortak bir arkadaşının olması mükemmel bir şeymiş. Alışamamışım Ankara ya, hala hiç arkadaşım yok ama yalnız değilim kardeşlerim var :) Her gün 6. kattaki evimizin önündeki çocuk parkını gözetliyorum biri gelse de hemen koşup arkadaş olsam :) Salıncakta sallanan, upuzun siyah saçlarını kıskandığım bir kız görür gözlerim evet bu kızla arkadaş olabilirim :) Bir tuttum bir daha bırakmadım 1991 yazından beri... Aynı okula gidip, farklı zamanlarda aynı insana aşık olup, senin yanında değil de bir başkasının yanında oturdu diye en iyi arkadaşın olmaktan o an için çıkardığın, bu durumu günlüğüne yazıp belki bir kaç gün acısını çekip ama yine de kısa sürede unuttuğun, Kral Tv nin Top 10 listesini sanki dünyayı kurtaracak adamların listesiymiş gibi heyecanla beklediğin, Karanfil sokaktan hep aynı tarz tokayı aldığın, hazırlıkta farklı sınıflarda olup ingilizce öğretmenlerini kiminki daha iyi diye yarıştırdığın, Demet Hoca ya hayran olup her gün ne taktı ne giydi diye takip ettiğin canımmm arkadaşım, hayattaki en eski arkadaşım, 24 yıl olmuş bence bir gün belirleyip gümüş yılımızı kutlamalıyız :)  Çok uzun zamandır beraber mum üflemiyoruz ama yakın zamanda birimizin doğumgününde buluşmalıyız :) seviyorum seni kutlu olsun doğum günün, mutlu huzurlu ve yanımda kal :)