17 Nisan 2015 Cuma

Elmayra

Sevgili Blog,

         Çok sesli, çok renkli, gök kuşağı tadındaki hayatımız kaldığı yerden seyrine devam ediyor. Dün akşam dersim var, bugün Efe' nin matematik sınavı, derse gidip gitmemek, Efe' yi ders çalıştırıp çalıştıramamak, 20:30 da evde olup o uyuyana kadar daha önceden hap yapmaya çalıştığım matematik konularını yutturmaya çalışmak arasında kalan ben... İç huzurum nerede bilinmez, uzun zaman önce kaybettim kendisini. Efe' nin basketbol kursundan alınma işlerini organize ederek, iş çıkışı trafiği eşliğinde okula gitmeye çalışıyorum, canım hiç gitmek istemiyor, başka yerlerde takılıp okula gitmiş numarası mı yapsam derken, aradığınız kişi telefona cevap vermiyor klişesi nedeniyle okula gidiyorum. Hoca gelmemiş, kimseye haber vermemiş, sanırsam o da gelip gelmemek arasında kalmış ve gelmemiş! Uykuda olan arkadaşımı uyandırıyorum, hasta ve raporlu bu aralar, yakında iyi olacak sorun yok. O bana yemek yapıyor, biraz daha otur erken diyor ama Efe' nin haplarını uyumadan önce yutturmam gerek endişesiyle eve dönüyorum. 
    Evde normalden fazla bir hareketlilik, komşunun oğlu gelmiş, kendine ait artık kullanmadığı, barfiks demirini bizim eve kurmaya çalışıyor. İşlem tamam, Efe sallanıyor, çocuk sallanıyor, hatta bel fıtığına rağmen babam da sallanıyor o demirde. Neyse herhangi bir kaza çıkmadan babam, salonda sürekli aynı yere yattığından hafif eğilen koltuğuna uzanıyor. Elmayra geliyor Tunalı Hilmi' deki akşam sefasını tamamladıktan sonra... Yaşasın Barfiks, ehh sporcu bir geçmişi olunca barfiks demirinin varlığına sevinebiliyor insan diyorum. Koridordayız çekil önümden diyor, ve uzaktan koşarak barfiks demirine tabir yerindeyse resmen zıplıyor.. Gözlerimin önünde gümmm Elmayra yerde, barfiks demiri üzerinde!!!
Büyük bir çığlık, babaaaaa babaaaaa. Dün fark ettim biz kesinlikle baba diye ağlıyoruz, istisnasız hepimiz. İçimizdeki baba sevgisi anne sevgisinden baskın galiba, annem duymasın... 
Sakin bir akşamüstü, gece 02:30 a kadar devam eden hastane maceralarıyla son buluyor. Ağrı eşiği çok düşüktür Elmayra' nın, hatta mimikleri de kuvvetlidir, büyük bir çığlıkla seni salona davet eder, televizyon düştü altında kaldı sanırsın, ki bu uzak bir ihtimal değildir olmuştur zamanında, aslında çığlığın nedeninin birinin bir diğeriyle sevgili olması ya da boşanması olduğunu öğrenirsin... Çığlıklar kuvvetli olunca bütün apartman bizim evde, 15 dakika içinde gelen ambulans, hastane seçimi vs vs vs... Ben Efe ile evdeyim bizimkiler ambulansla hastane yolunda, babam ambulansta, annem komşularla hastaneye gidecek, apartmanın kapalı garajının çıkışına bir araba park etmiş, apartman sakinlerinin hiç birinin arabası çıkamıyor dışarı, bunun üzerine kendi küçük, adı Hacı ama hacılıkla pek de alakası olmayan Hacı Amca bir aslana dönüşür, sokak uykusundan uyanır ama arabanın sahibi gelmez. Sonuç bir şekilde hastaneye ulaşılır, çok şükür kas zedelenmesinden başka bir şey çıkmaz Elmayra da, çokça da ağrı... 

Ben hala gülüyorummmmm, 

- Aaaa barfiks, çekil önümden, gümmm

- Tutaydım, açaydım gollarımı, gitme diyeydim modunda bir ben var bugün, çok şükür ucuz atlattık ki gülüyoruz bol bol :) 

Not: Ev kazalarına dikkat!

3 Nisan 2015 Cuma

peki.

Offff ne çok anlamı varmış sadece dört harften oluşan peki nin. Aslında doğrusu pekiyi miş de zamanla kısaltılmış, ya da biz bu versiyonu sevmiş ve kullanıyormuşuz. 


Ne demekmiş peki? 

1. Pekiyi denilmek istenmemesi, aslında pek de iyi olmaması durumunda sarf edilen bir tür kabulleniş nidası. Aksi düşünüldüğü kanısı bırakması da cabası, mini mini kırgınlık içeren kelime.

2. Söylemeyi sevdiğim kelimeler listesinde en üst sıraları her koşulda zorlayan, umursamazlık abidesi kelime.

3. Her bir yerde durabilen, durduğu her yere yakışan kelime.

4. Hoşlanmadığınız ve istemediğiniz bir cevap aldığınızda ya karşıdakini çileden çıkarmak sarf edilen kısa, net bir sözcük... Vurguya ya da hangi cümlenin ardından geleceğine göre o pekinin içinde ne anlamlar gizlidir.. O anlamı çıkarttınız çıkarttınız yoksa diyalogda gelişen en son sözcük olarak kalır.

5. Karşındakinin söylediği gereksiz şeyleri bertaraf etmek ve konuyu bir an önce bitirmek için söylenen söz.

6. Yerine göre acayip sinir eden yerine göre de huzur veren kelime.

7. Dediğini anladım ama hoşuma gitmedi veya anlattığın şey beni ilgilendirmiyor gibi anlamlara da varılabilir.

8. Bir boyun eğme kabullenme durumu ya da "öyle olsun sen görürsün gününü" durumu.

9. Kabullenmiş gibi davranıyorum ama bundan hiç hoşlanmadım demenin kısaltması.

10. Söylediklerine dikkat ediyorum demektir.

11. Bazen de "aman bana ne, ne yaparsan yap" anlamına gelendir.

12. İsterseniz ''nasıl istersen öyle olsun.'', isterseniz ''bilyelerini de al git buradan.'', isterseniz ''seni öyle çok seviyorum ki'', isterseniz ''ben sana artık hiçbir şey demiyorum.'' demek isteyin. Tek bir ''peki'' size yeter. 

     Yukarıdakiler az çok bir anlam ifade ediyorlar bana ama 10 ve 12 numarayı da ilk defa duydum. Sadece bir kabullenme cümleciği ama söylerken yaptığın vurguya göre değişiyor milyon çeşit anlam kazanıyormuş. Ya söylemediyse sadece yazdıysa! Zaman zaman benim de kullanmışlığım vardır ama sevmem pekileri, tehlikelidir pekiler... Eksiktir bence peki, tamam değildir... Seni anlıyorum ama kabul etmiyorum dur belki de... Ya da sadece öylesine bir noktadır da sen virgül olmasını istersin belki de üç nokta olmasını...
     Zaten anlamamıştım, tüm yukarıdakileri okuyunca aklım biraz daha karıştı...

Fotoğrafın Kaynağı: http://www.adresimiz.com/sozler/resimli/peki_sozleri.html

2 Nisan 2015 Perşembe

yalnız bir opera

Sonraki 5 yılı henüz okuyamadım, şöyle bir başladım ama ofis yoğunluğundan, Efe' nin dersleri ve ödevlerinden, evdeki sıkıntılardan, benim ödevlerim, sınavlarım ve ben; her acıya, ağrıya iyi geldiğimden midir bilinmez, elimde tentürdiyot, pamuk geziyorum birinden bir diğerine, iyileştirmeye çalışıyorum herkesi... 
Anlayacağınız bahanem çok... Aşağıdaki, hayatımın her döneminde hep sevdiğim şiir ya da yazı ne derseniz. Eski defterleri açtıkça daha çok aklıma geliyor. Değişmiş zamanla sevdiğim sözler ama hala biliyorum büyük bir çoğunluğunu ezbere... Bu dönemde en çok sevdiğim cümleler maviye boyandı... 


YALNIZ BİR OPERA

ölü bir yılan gibi yatıyordu aramızda
yorgun, kirli ve umutsuz geçmişim
oysa bilmediğin bir şey vardı sevgilim
Ben sende bütün aşklarımı temize çektim

imrendiğin, öfkelendiğin
kızdığın ya da kıskandığın diyelim
yani yaşamışlık sandığın
Geçmişim
dile dökülmeyenin tenhalığında
kaçırılan bakışlarda
gündeliğin başıboş ayrıntılarında
zaman zaman geri tepip duruyordu. Ve elbet üzerinde durulmuyordu.
Sense kendini hala hayatımdaki herhangi biri sanıyordun, biraz daha
fazla sevdiğim, biraz daha önem verdiğim.

Başlangıçta doğruydu belki. Sıradan bir serüven, rastgele bir ilişki
gibi başlayıp, gün günden hayatıma yayılan, büyüyüp kök salan ,
benliğimi kavrayıp, varlığımı ele geçiren bir aşka bedellendin.
Ve hala bilmiyordun sevgilim
Ben sende bütün aşklarımı temize çektim
Anladığındaysa yapacak tek şey kalmıştı sana
Bütün kazananlar gibi
Terk ettin

Yaz başıydı gittiğinde. Ardından, senin için üç lirik parça
yazmaya karar vermiştim. Kimsesiz bir yazdı. Yoktun. Kimsesizdim.
Çıkılmış bir yolun ilk durağında bir mevsim bekledim durdum.
Çünkü ben aşkın bütün çağlarından geliyordum.

Sanırım lirik sözcüğü en çok yüzüne yakışıyordu
yüzündeki kuşkun kedere, gür kirpiklerinin altından
kısık lambalar gibi ışıyan gözlerine
çerçevesine sığmayan
munis, sokulgan, hüzünlü resimlerine
lirik sözcüğü en çok yüzüne yakışıyordu

      Yaz başıydı gittiğinde. Sersemletici bir rüzgar gibi geçmişti Mayıs. Seni bir şiire düşündükçe kanat gibi, tüy gibi, dokunmak gibi uçucu ve yumuşak şeyler geliyordu aklıma. Önceki şiirlerimde hiç kullanmadığım bu sözcük usulca düşüyordu bir kağıt aklığına, belki de ilk kez giriyordu yazdıklarıma, hayatıma.
      Yaz başıydı gittiğinde. Bir aşkın ilk günleriydi daha. Aşk mıydı, değil miydi? Bunu o günler kim bilebilirdi? "Eylül'de aynı yerde ve aynı insan olmamı isteyen" notunu buldum kapımda. Altına saat: 16.00 diye yazmıştın, ve saat 16.04' tü onu bulduğumda.
   
Daha o gün anlamalıydım bu ilişkinin yazgısını
Takvim tutmazlığını
Aramızda bir düşman gibi duran
Zaman' ı
Daha o gün anlamalıydım
Benim sana erken
Senin bana geç kaldığını

     Gittin. Koca bir yaz girdi aramıza. Yaz ve getirdikleri.
Döndüğünde eksik, noksan bir şeyler başlamıştı. Sanki yaz, birbirimizi görmediğimiz o üç ay, alıp götürmüştü bir şeyleri hayatımızdan, olmamıştı, eksik kalmıştı.
      Kırılmış bir şeyi onarır gibi başladık yarım kalmış arkadaşlığımıza. Adımlarımız tutuk, yüreğimiz çekingen, körler gibi tutunuyor, dilsizler gibi bakışıyorduk.
      Sanki ufacık birşey olsa birbirimizden kaçacaktık.

Foto romansız, trüksüz, hilesiz, klişesiz bir beraberlikti bizimki.
Zamanla gözlerimiz açıldı, dilimiz çözüldü güvenle ilerledik birbirimize.

Gittin.şimdi bir mevsim değil, koca bir hayat girdi aramıza. Biliyorum ne sen dönebilirsin artık, ne de ben kapıyı açabilirim sana.


      Şimdi biz neyiz biliyor musun?
      Akıp giden zamana göz kırpan yorgun yıldızlar gibiyiz.
      Birbirine uzanamayan
      Boşlukta iki yalnız yıldız gibi
      Acı çekiyor ve kendimize gömülüyoruz
      Bir zaman sonra batık bir aşktan geriye kalan iki enkaz olacağız yalnızca
      Kendi denizlerimizde sessiz sedasız boğulacağız
      Ne kalacak bizden?
      bir mektup, bir kart, birkaç satır ve benim su kırık dökük şiirim
      Sessizce alacak yerini nesnelerin dünyasında
      Ne kalacak geriye savrulmuş günlerimizden
      Bizden diyorum, ikimizden
      Ne kalacak?

      Şimdi biz neyiz biliyor musun?
      Yıkıntılar arasında yakınlarını arayan öksüz savaş çocukları
       gibiyiz. Umut ve korkunun hiçbir anlam taşımadığı bir dünyada bir
       şey bulduğunda neyi, ne yapacağını bilemeyen çocuklar gibi.
      Artık hiçbir duygusunu anlamayan çocuklar gibi
      Ve elbet biz de bu aşkla büyüyecek
      Her şeyi bir başka aşka erteleyeceğiz

      kış başlıyor sevgilim
      hoşnutsuzluğumun kışı başlıyor
      bir yaz daha geçti hiçbir şey anlamadan
      oysa yapacak ne çok şey vardı
      ve ne kadar az zaman  
      kış başlıyor sevgilim
      iyi bak kendine
      gözlerindeki usul şefkati
      teslim etme kimseye, hiçbir şeye
      upuzun bir kış başlıyor sevgilim
      ayrılığımızın kışı başlıyor
      Giriyoruz kara ve soğuk bir mevsime.

     
      Kitaplara sarılmak, dostlarla konuşmak, yazıya oturup sonu
gelmeyen cümleler kurmak, camdan dışarı bakıp puslu şarkılar mırıldanmak...

      Böyle zamanlarda her şey birbirinin yerini alır
      çünkü her şey bir o kadar anlamsızdır
      içinizdeki ıssızlığı doldurmaz hiçbir oyun
      para etmez kendinizi avutmak için bulduğunuz numaralar
      Bir aşkı yaşatan ayrıntıları nereye saklayacağınızı bilemezsiniz
      çıplak bir yara gibi sızlar paylaştığınız anlar, eşyalar
      gözünüzün önünde durur birlikte yarattığınız alışkanlıklar
      korkarsınız sözcüklerden, sessizlikten de; bakamazsınız aynalara,
      çağrışımlarla ödeşemezsiniz
      dışarıda hayat düşmandır size
      içeride odalara sığamazken siz, kendiniz
      Bir ayrılığın ilk günleridir daha
      Her şey asılı kalmıştır bitkisel bir yalnızlıkla

      Gün boyu hiçbir şey yapmadan oturup
      kulak verdiğiniz saatin tiktakları
      kaplar tekin olmayan göğünüzü
      geçici bir dinginlik, düzmece bir erinç
      suyu boşalmış bir havuz, fişten çekilmiş bir alet kadar tehlikesiz
      bakınıp dururken duvarlara
      boş bir çuval gibi, çalmayan bir org gibi, plastik bir çiçek, unutulmuş bir oyuncak, eski       bir çerçeve gibi, hani, unutsam eşyanın gürültüsünü, nesnelerin dünyasında kendime           bir yer bulsam, dediğimiz zamanlar gibi
      kendimizin içinden yeni bir kendimiz çıkarmaya zorlandığımız anlar gibi
      yeni bir iklime, yeni bir kente, bir tutukluluk haline, bir trafik
      kazasına, başımıza gelmiş bir felakete, işkenceye çekilmeye, ameliyata alınmaya
      kendimizi hazırlar gibi
      yani dayanmak ve katlanmak için silkelerken bütün benliğimizi
      ama öyle sessiz baktığımız duvarlar gibi olmaya çalışırken,
      ve kazanmış görünürken derinliğimizi
      Ne zaman ki, yeniden canlanır bağışlamasız belleğimizde
      bir anın, yalnızca bir anın bütün bir hayatı kapladığı anlar
      o tiktaklar kadar önemsiz kalır şimdi
      hayatımıza verdiğimiz bütün anlamlar
      denemeseniz de, bilirsiniz
      hiç yakın olmamışsınızdır intihara bu kadar
   

Bana Zamandan söz ediyorlar
Gelip size Zamandan söz ederler

Yaraları nasıl sardığından, ya da her şeye nasıl iyi geldiğinden. Zamanla ilgili bütün atasözleri gündeme gelir yeniden. Hepsini bilirsiniz zaten, bir ise yaramadığını bildiğiniz gibi. Dahası onlar da bilirler. Ama yine de güç verir bazı sözler, sözcükler, öyle düşünürler.
      Bittiğine kendini inandırmak, ayrılığın gerçeğine katlanmak, sırtınızdaki hançeri çıkartmak, yüreğinizin unuttuğunuz yerleriyle yeniden
karşılaşmak kolay değildir elbet. Kolay değildir bunlarla baş etmek,
uğruna içinizi öldürmek. Zaman alır.
      Zaman
      Alır sizden bunların yükünü
      O boşluk dolar elbet, yaralar kabuk bağlar, sızılar diner, acılar dibe çöker. Hayatta sevinilecek şeyler yeniden fark edilir. Bir yerlerden bulunup yeni mutluluklar edinilir.
      O boşluk doldu sanırsınız
      Oysa o boşluğu dolduran eksilmenizdir

      gün gelir bir gün
      başka bir mevsim, başka bir takvim, başka bir ilişkide
      o eski ağrı
      ansızın geri teper.
      Dilerim geri teper. Yoksa gerçekten
      Bitmişsinizdir.

      Zamanla  yerleşir yaşadıkların, yeniden konumlanır, çoğalır, anlamları
      önemi kavranır. Bir zamanlar anlamadan yaşadığın şey, çok sonra değerini 
      kazanır. Yokluğu derin  ve sürekli bir sızı halini alır.

      Oysa yapacak hiçbir şey kalmamıştır artık
      Mutluluk geçip gitmiştir yanınızdan
      Herşeye iyi gelen Zaman sizi kanatır


      ölmüş saadeti karşılaştır yaşayan mutsuzlukla
      günlerin dökümünü yap
      benim senden, senin benden habersiz alıp verdiklerini
      kim bilebilir ikimizden başka?
      sözcüklerin ve sessizliklerin yeri iyi ayarlanmış
      bir ilişkiyi, duyguların birliğini, bir aşkı beraberlik haline getiren
      kendiliğindenliği
      yani günlerimiz aydınlıkken kaçırdığımız her şeyi
      bir düşün
      emek ve aşkla güzelleştirilmiş bir dünya
      şimdi ağır ağır batıyor ve yokluğa karışıyor orada
      ölmüş saadeti karşılaştır yaşayan mutsuzlukla
      Bunlar da bir ise yaramadıysa
      Demek yangında kurtarılacak hiçbir şey kalmamış aramızda


      Bu şiire başladığımda nerde,
      şimdi nerdeyim?
      solgun yollardan geçtim. Bakışımlı mevsimlerden
      ikindi yağmurlarını bekleyen
      yaz sonu hüzünlerinden
      gün günden puslu pencerelere benzeyen gözlerim
      geçti her çağın bitki örtüsünden
      oysa şimdi içimin yıkanmış taşlığından
      bakarken dünyaya
      yangınlarda bayındır kentler gibiyim:
      çiçek adlarını ezberlemekten geldim
      eski şarkıları, sarhoşların ve suçluların
      unuttuklarını hatırlamaktan
      uzak uzak yolları tarif etmekten
      haydutluktan ve melankoliden
      giderken ya da dönerken atlanan eşiklerden
      Duyarlığın gece mekteplerinden geldim
      Bütünlemeli çocuklarla geçti
      gençliğimin rüzgara verdiğim yılları
      dokunmaların ve içdökmelerin vaktinden geldim.

      Bu şiire başladığımda nerde,
      şimdi nerdeyim?
      yaram vardı. bir de sözcükler
      sonra vaat edilmiş topraklar gibi
      sayfalar ve günler
      ışık istiyordu yalnızlığım
      Kötülükler imparatorluğunda bir tek şiir yazmayı biliyordum
      İlerledikçe... Kaybolup gittin bu şiirin derinliklerinde
      Aşk ve Acı usul usul eriyen bir kandil gibi söndü
      daha şiir bitmeden. Karardı dizeler.
      Aşk... Bitti. Soldu şiir.
      Büyük bir şaşkınlık kaldı o fırtınalı günlerden


      Daha önce de başka şiirlerde konaklamıştım
      Ağır sınavlar vermiştim değişen ruh iklimlerinde
      Aşk yalnız bir operadır, biliyordum: Operada bir gece
      uyudum, hiç uyanmadım.
      barbarların seyrettiği trapezlerden geçtim
      her adımda boynumdan bir fular düşüyordu
      el kadar gökyüzü mendil kadar ufuk
      birlikte çıkılan yolların yazgısıdır:
      eksiliyorduk
      mataramda tuzlu suyla, oteller kentinden geldim
      her otelde biraz eksilip, biraz artarak
      yani çoğalarak
      tahvil ve senetlerini intiharla değiştirenlerin
      birahaneler ve bankalar üzerine kurulu hayatlarında
      ağır ve acı tanıklıklardan
      geçerek geldim. Terli ve kirliydim.
      Sonra tımarhanelerde tımar edilen ruhum
      maskeler ve çiçekler biriktiriyordu
      linç edilerek öldürülenlerin hayat hikayelerini de...
      korsan yazıları, kara şiirleri, gizli kitapları
      ve açık hayatları seviyordu.
      Buraya gelirken
      uzun uzak yollar için her menzilde at değiştirdim
      atlarla birlikte terledim yolları ve geceleri
      ödünç almadım hiç kimseden hiçbir şeyi
      çıplak ve sahici yaşayıp çıplak ve sahici ölmek için
      panayır yerleri... panayır yerleri...
      ölü kelebekler... ölü kelebekler...
      sonra dünyanın bütün sinemalarında bütün filmleri seyrettim.
      Adım onların adının yanına yazılmasın diye
      acı çekecek yerlerimi yok etmeden
      acıyla baş etmeyi öğrendim.
      Yoksa bu kadar konuşabilir miydim?
     
      ipek yollarında kuzey yıldızı
      aşkın kuzey yıldızı
      sanırsın durduğun yerde
      ya da yol üstündedir
      oysa çocukluktan kalma gökyüzünde hileli zar
      ölü yanardağlar, ölü yıldızlar
      ve toy yaşın bilmediği hesap: ışık hızı

      Aşkın bir yolu vardır
      Her yaşta başka türlü geçilen

      Aşkın bir yolu vardır
      Her yaşta biraz gecikilen
      gökyüzünde yalnız bir yıldız arar gözler
      gözlerim
      aşkın kuzey yıldızıdır bu
      yazları daha iyi görülen
      Ben, öteki, bir diğeri ona doğru ilerler
      ilerlerim
      zamanla anlarsın bu bir yanılsama
      ölü şairlerin imgelerinden kalma
      Sen de değilsin. O da değil
      Kuzey yıldızı daha uzakta
      yeniden yollara düşerler
      düşerim
      bir şiir yaşatır her şeyi yaşamın anlamı solduğunda
      ben yoluma devam ederim. Bitmemiş bir şiirin ortasında
      Darmadağınık imgeler, sözcükler ve kafiyeler
      yaşamsa yerli yerinde
      yerli yerinde her şey

      şimdi her şey doludizgin ve çoğul
      şimdi her şey kesintisiz ve sürekli bir devrim gibi
      şimdi her şey yeniden
      yüreğim, o eski aşk kalesi
      yepyeni bir mazi yarattı sözcüklerin gücünden


      Dönüp ardıma bakıyorum
      Yoksun sen
      Ey sanat! Her şeyi hayata dönüştüren


Murathan MUNGAN