23 Temmuz 2015 Perşembe

Tehlikenin Farkında Mısın?


Eyvah babam grip oldu. Normalde de çok ilgi bekler ama hastaysa vayyy haline, ayrı bir nazlıdır hastayken. 97 de bademcik ameliyatı olmuştu, bir hafta bütün ev babamın askerleriydik. Konuşamıyordu da sürekli evde parmak şıklatması, yastığımı düzeltin, suyumu getirin, kumandayı uzatın, üzerimi örtün anlamlarında farklı tonlamalarda parmak şıklatmaları. Bayramda klimadan grip olmuş. Düzenli olarak doktor kontrolüne giden ama doktorların dediklerini yapmayan hastalardan babam. 

Salı gecesi, saat 24 oldu olacak, 

- Ben uyuyamıyorum nöbetçi eczane bulup bana burun spreyi alsana
- Emredersin komutanım, derhal. 

Parmak arası terliklerimle yollardayım, parmak arası terlik kesinlikle tatil havası yaratıyor bende. Aldım getirdim hem mentollü hem normal, sadece bir kez sıktı.  

Dün gece, saat 23 civarında

- Ben iyi olamıyorum, vitaminsiz kaldım galiba, bana bir yerlerden kivi, elma alsana
- Tamam alayım. 
- Şekerim yükselmez değil mi? 
- Almayım istersen
- Yok canım sen git al ben az az yerim. 


Çok şükür grip ve şeker hastalığının yanında başka bir hastalığı yok. Şeker hastalarını da anlamam mümkün değil. Sonradan olan şeker hastaları bir doktor edası ile, onu yeme, bunu ye, şu şekeri çok artırıyor yanında mutlaka bundan iç, ben şu saatten sonra hiç bir şey yeyip içmiyorum diye birbirlerine tavsiyelerde bulunup kendileri bu saydıklarına hiç uymuyorlar. Etrafınızda şeker hastası varsa fark etmişsinizdir. Babam bu kalıba bir numaralı örnek. Ha bir de ne yeyip yemediklerini sayıyorlar. Kahvaltıda şunları yedim ölçeyim bakalım ne çıkmış, öğlen bir şey yemedim bakayım ne kadar düşmüş! Akşam evde aylardır pilav yemiyorum diyen baba bir tabak tereyağlı pirinç pilavını midesine indirir pembe bir yalandır o sen bilirsin daha iki gün önce aylardır makarna yemedim diyerek bir tabak makarnayı yemiştir çünkü. Yemek konusunda babamın tasvir yeteneği oldukça fazla, ballandıra ballandıra uzun uzun bir havuç dilimi anlatır, ne zamandır yiyemiyorum gidip bir tane alsana der, kutunun yarısını yeyip sabaha kadar uyuyamaz yükselen şekeri nedeniyle. Annemle tartışır, annemi bize şikayet eder, anneniz hiç benim şekerime göre yemek yapmıyor, şekerim de düşmüyor. Ahhh baba şeker gibisin de susuyoruz. Bir oturuşta bir karpuz yiyebilir, oysa sadece 3 üçgen dilim yemeli yanında bir kase yoğurtla. Odadan beni çağırır;

- Hale ya ben ne yedim ki bu şeker bu kadar yükseldi yine, bacaklarım da ağrıyor...
- Kaşık kaşık hengel yedin baba, dur dedik durmadın. 

(Hengel: Yöresel hamurlu bir şey, açık mantı gibi, annem de güzel yapar hani, ama gerçekten ayda yılda bir falan, bizim damat seviyor diye :)  

Babamın takviminde grip geliyor 1 hafta, grip oldum çok kötüyüm 2 hafta, iyileştim iyileşiyorum 1 hafta, toplamda 4 hafta sürüyor. Hadi bakalım hayırlısı, aman yanlış anlaşılmasın şikayetçi falan değilim babamın grip olmasından, bakarım ben ona, her daim refakatçiyim, gece eczaneye de giderim, açık manavda ararım, severimmm ben onu fazlasıyla, anlatıyorum sadece size, okuyan diğer kardeşleri uyarıyorum, ilgilensinler diye :)

20 Temmuz 2015 Pazartesi

Bayram Havası



Bu bayram Elmayra ile memleket havası alalım dedik bizimkiler deniz kenarındayken biz bağlarda, bahçelerde, yaylalarda olalım.
Her ne kadar babam yaptırırken kızmış olsam da seviyorum köydeki evi, terasında oturup yıldızları izlemeyi, sabah erken saatte uyanıp kuş sesleriyle kitap okumayı. Bizi görünce sevinen bir çok akrabamız var. Annemin akrabaları anneme, babamın akrabaları babama benzetiyor beni. Sonuç annemle babam birbirine benziyor galiba, bir yerde okumuştum uzun yıllar beraber olan çiftler zamanla tip olarak birbirine benzermiş, ya da uzun yıllar beraber olacak olanlar birbirine benzermiş, bunun gibi bir şeydi, kafam karıştı, hatırlamıyorum. Herkes sırayla nasılsın, annen baban nasıl, Efe nasıl, Ayşe nasıl diye soruyor, sabırla hepsine ayrı ayrı aynı cevabı veriyorsun. Bir de oğlan olacakmışsın sen diyen bir grup var, merak etmeyin babam beni büyük oğluymuş gibi yetiştirdi zaten! Sohbetlerin geri kalanı da ne zaman evleneceksin, evlenmiyor musun yok mu bir aday diye geçiyor. Büyük bir beceri ile konuyu değiştirip onların meyve ağaçlarına getiriyorum, yaşasın bu yıl meyve çokmuş, havada kirazlar, erikler, elmalar dolaşıyor. Amcamlarda ayrı bir telaş bayramın üçüncü günü ortanca oğullarına kız isteyecekler Adana' dan, küçük oğlanda daha büyük bir telaş çabuk gelin Adana' dan dönüşte benimkini isteyeceğiz. Bu ne acele, hadi hayırlısı... Bizim orada bayram sabahlarının vazgeçilmezi güveçte keşkek dir. Babaannem gece bir yarısı taş fırına gönderiyor keşkeği, sabaha kadar pişecek. Bayram sabahlarının olmazsa olmazı bayram namazı saati uyanmak ve tüm aile birlikte kahvaltı yapmak, semaver çayı içmek, keşkek yemek, sonrasında çok sesli, hatta çok yüksek sesli bir sohbet. Kahvaltıdan sonra bize hep bir uyku çöker, annem olsa hadi ama uyumaya mı geldiniz, oraya gidin buraya gidin diyerek uyutmaz bizi, annem yok ya öğleye kadar uyuduk bayram kahvaltısından sonra. Uyandıktan sonra anneannemlere doğru yola koyuluyoruz. Anneannem alzheimer hastası. Ben uzun süredir görmüyorum onu annem endişeleniyor anneannen seni hatırlamayacak diye. Anneannem unutur mu beni, çocukluğumu, bebekliğimi her şeyi en ince detayına kadar hatırlıyor, tanımadığı kimse yok ki beni unutsun. Babamın kuzenin eşi, Sıdıka Abla geliyor anneannemi ziyarete.

- Senin annen vefat etmişti değil mi?
- Evet
- Baban da tekrar evlenmişti?
- Evet
- Biliyorum baban, bizim kızın ilkokul arkadaşı ile evlenmişti!!! 

Süpersin anneanne, sana orta seviye alzheimer diyenler utansın. O kadar çok kitap okuyor ki inanamazsınız, ama kitapların büyük yazılarını ve bölüm başlıklarını. İstanbul serisi bir masa örtüsü var, üzerinde Bakırköy, Kadıköy gibi semtler yazıyor. Her masaya oturuşunda anneannem aynı şaşkınlıkla tek tek okuyor semtleri bize. Seviye tespit kontrollerinde de yapılan testlerden 100 tam puan alıyor. Onunla sohbet etmek isteyenlere sürekli hııhh diyor, duymuyormuş ya da anlamıyormuş gibi. Vazgeçiyorlar üçüncü tekrardan sonra anlamadı sanıyorlar. Misafirler gittikten sonra soruyorum ne anlattı Fatma Teyze sana. Bir kızı Mısır daymış, öbürü Ankara ya tüp bebek tedavisine gidiyormuş diyerek başlıyor anneannem Fatma Teyze ne dediyse :) Anlamıyor değil sadece insanların sabrını ölçüyor sanki :) Tek sıkıntı çocuk gibi kalabalık ortamlarda karakter değiştirmesi, yüksek sesle şarkı söylemesi, her ortamda çok sesli gülmesi, garip sesler çıkarması, başkalarının yanında konuşmaması gerekenleri herkesin içinde konuşması, doyduğunu bilmeden sürekli yemek yemesi, gelen misafirlere bunlar bana yemek vermiyorlar demesi ve gece bir yarısı evden kaçması... Tekten bir hayli çok olmuş yazdığım sıkıntılar :) İki yıldır bu durumda, çok şükür kullandığı ilaçlar işe yarıyor, hastalığının seviyesi hiç ilerlemedi. 
Pazar günü dönüyoruz, bırakıyoruz arkamızda ne varsa, anneannemle bir kaç gün daha geçirmek isterdim, çok tatlıydı. Seviyorum sorumsuz, sorunsuz geçen bayramları...

7 Temmuz 2015 Salı

Yoğurt Yaptım Ben...





Yoğurt yaptım ben. Çok da güzel oldu, ayyy şöyle zor böyle zor diyenleri de anlamadım. Hiç bir zorluğu yok. Sütü kaynat, sonra soğusun, tam soğumasın da ılık olsun, kime göre? Ben her şeyi fazlasıyla sıcak sevdiğimden, bir başkası için sıcak olan benim için kesin ılıktır. Neyse sonrasında içine bir kaç kaşık annenin daha önceden yaptığı yoğurttan at. Hazır yoğurt olmazmış, tutmazmış. Sonra kavanozları kapat ve fırının içinde sabaha kadar beklet, bir gün de buz dolabında beklet, yoğurdumuz hazır. Hem de köpüklü köpüklü, kaymaklı kaymaklı oldu, tadı da güzel. Kime anlattıysam yoğurt öyle bir denemede olmaz, ne yaptıysan; oda sıcaklığı, sütün sıcaklığı, bekleme dakikası, kaç kaşık yoğurt kullandığın hatta üzerine örttüğün örtünün kalitesi nasıldı gibi tüm ayrıntıları ile not al dedi. Tesadüftür başarı olarak algılama diyenlerde oldu.  

Bu ev hanımı hallerim devam etsin diye bütün bir pazarı evde ütü yaparak, çekmece vs düzenleyerek geçirdim. Gece 2 ye kadar hiç oturmadım desem yalan olmaz. Bitmedi ama... Ne zor şeymiş, yok sevmedim ben bu ev hanımı hallerini, hiç bana göre değilmiş. Yüksek lisans bitti ya bir boşluğa düştüm, oysa ne kadar da çok istemiştim hemen bitmesini. Şimdilerde yeni arayışlar içindeyim. Bunların arasında hala bir yerlerde psikoloji okuyabilmek, açık öğretim programlarından birine kayıt olmak, çok sevmesem hatta mantıksız gelse bile sırf değişiklik olsun diye yaşam koçluğu sertifika programlarına katılmak bir de bağımsız denetim var. Bakalım hangisi düşecek başıma :) Yok yok yemek kursuna gitmeyi hiç düşünmedim, sıkılırım ben. Bahsetmeden geçemeyeceğim bu ara herkesin favorisi büyükler için boyama kitapları var. Çok iyi geliyormuş, dinlendiriyormuş, huzur veriyormuş diyenler bile var. Elmayra almış, ben de denedim, bir sayfayı bile bitiremedim, hiç sevmedim, çok sıkıldım, huzur arayan ruhuma da hiç iyi gelmedi, duyurulur.