19 Ekim 2015 Pazartesi

Sonbahar

Merhaba,

Nasılsınız? Ben çok iyiyim, süperim, uzun zamandır bu kadar huzuru bir arada görmemiştim. Keşke fırsat olsaydı biraz daha kalabilseydim, hatta mümkün olsa bir kaç ay yaşasam Fırtına Vadisi' nde ya da Goboca' da ya da o hayran kaldığım Palovit Şelalesi etrafında... Cuma günü Rize deydim, doktorcuğum aldı bizi, doymaya odaklı Rize çıkartmamız Ardeşen' de yenilen nefis tostlarla başladı. Zilkale ye gidiyoruz sonra, yolda gördüğümüz her köprü başında durup fotoğraf çektiriyoruz, fotoğraf çekmeyi ve çektirmeyi sevmeyen ben sınırlarımı zorladım. Hava biraz bulanık, yağmurlu, yaylalar kapanmış ama keyfimiz yerinde yağmur da seviyoruz nasıl olsa. Zilkale de ilk Muhlamamızı yiyoruz, tereyağ gölünde yüzüyor köpüklü köpüklü geliyor, ne çok yağ var derken 10 dakika sonra bir damla bile kalmadı tavada.


burada keyif yapan bir kedicik vardı ama onu fotoğraflamayı unutmuşum...






Burada yatan minik bir kedicik vardı ama onu fotoğraflamayı unutmuşum... Zilkale muhlama durağı :) 











Yürüyoruz yeşilin her tonunda, bazen zıp zıp zıplıyoruz. Baktığım her yer yeni bir kartpostal, bu kadar güzel olunmaz ki! Hayatımda sahip olabileceğim en sevgi dolu, eğlenceli, komik, cana yakın, on parmağında on marifet ender nadir bir arkadaştır doktorcum. Hani konuşmadan anlaştığın, zaman geçse araya mesafeler girse de en son bıraktığın yerden devam ettiklerin var ya onlardan işte...  İlişkiler konusunda tam bir odunsun kabul et dedi. Hatta sen anlattıkça odun dediklerime haksızlık ettiğimi düşünmeye başladım bile dedi. Doktor diyorsa vardır bir bildiği, görünen köy kılavuz istemez misali kabul ettim sessizce ama nasıl düzelir bu durum bilemiyorum. Teşhis konulduğuna göre bir de reçete verirsin değil mi doktorcuğum? İlaç tedavisi yok kendi kendine öğreneceksin, sen düzelteceksin sivri kenarlarını, kaldıracaksın dikenli tellerini... Korkunun ecele faydası yok üzülmeyim, kırılmayım, dağılmayım diye ne çok ertelemişsin hayatı...




Güzeller güzeli Goboca' dayız üniversiteden bir arkadaşımın ailesi işletiyor. Açıldığı tarihten beri fotoğraflarına bakıp bir gün buraya gideceğim diye hayalini kurduğum yer. Cumartesi sabahı hava mis, geceden haber verdi yıldızlar, uzun zamandır o kadar yıldız görmemiştim... Böyle bir sabaha uyandık, kuş sesleri ve birbirinden güzel kelebeklerle... Tertemiz, sıcacık, kendi evimiz olsa o kadar rahat ederdik. Yemeklerimizi Fatma Teyze hazırlıyor, bir gün lahana çorbası, bir gün lahana sarması, nefis sütlaçlar, un helvası, daha neler neler... İbrahim Amcanın sohbeti de Fatma Teyzenin yemekleri kadar tatlı. Naif insanlar cumartesi gece Goboca' ya dönüş gecikince merak edip aradılar bile nerede kaldınız diye... Doktorcuğum sobanın başında örgü ördü, özendim kim bilir belki bu kış denerim ben de...






Goboca' nın etrafında bulunan safran çiçeği, eve de getirdim bakalım tutacak mı? İnsanın ömrü uzar burada...









Palovit Şelalesi, merdivenler baya ürkütücüydü ama sağ olsun kızlar cesaret verdiler de bu güzelliğe yakından bakabildim. Garip bir huzur var, suyun sesinden başka hiç bir ses yok... Sonrasında bu kadar ıslanmak boşa gitmesin diye Fırtına Deresine rafting yapmaya gittik. Vadi gölgede kalmıştı, buz gibi Fırtına, dalgalarıyla ıslattı hepimizi, dondurdu ayaklarımızı... Heyy- Hoop sesleriyle kürek çektik bol kahkahalı. Şömine başında ısındık sonra. Vadiye karşı bir kaç bardak çay içtim ben. Kafamın içindeki sesler gördükleri manzara karşısında sus pus oldular. Oh be dünya varmış, ne güzel şey, fonda kara deniz türküleri ben öyle Fırtına' yı izliyorum işte... 







Şimdi dallarında sincapların yaşadığı mutlu bir ağaç yapalım, şuraları küçük canlıların yaşadığı renkli çalılarla süsleyelim, tepelere kar yağsın, mutlu insanların yaşadığı sevimli dağ evleri yerleştirelim, en çok da huzur olsun. Bob Ross yolun buralara düşmüş olmalı... (Amlakit Yaylası burası). Gördüğümüz her tepeden bir ev beğeniyoruz kendimize, beton yapılara küfür ediyoruz... Üç kız o dağ senin bu yayla benim geziyoruz işte, dar yollarda ben iç çekiyorum gülüyorlar, taş değse arabaya ah diyorum daha çok gülüyorlar... Az kalsın unutuyordum telefonun çoğu zaman çekmemesi de ayrı bir huzurmuş :)



Sevdim ben Rize' yi, tekrar gitmek gerek, Tubacığım bir süre daha orada yaşayacak zaten, bulduğun her fırsatta kaç kaç gel dedi, kışın da güzel buralar, mayıs ayında kar suyu kaçmış Fırtına' da yine rafting yaparız. Renkleri solmuş kalbim aydınlandı, ruhum hafifledi, Rize' de sonbahar çok iyi geldi bana. 


Ne çok şey yaşamışız üç gün boyunca, dolu dolu geçmiş her dakika, anlattıkça anlatasım geliyor, yazdıkça yazasım. Üç gün değil de daha çok kalmışım gibi... Zaman işte bazen sonsuzmuş gibi, bazen de o an sadece...



Not: Rizeliler çekirdeği de çok seviyor, Rize sahilde yürüdük biraz, çekirdek kabuğu düşmeyen bir milimetre kare bile yoktu!!!

3 Ekim 2015 Cumartesi

Yalnız Olamamak bu ara derdim...

Merhaba,

Ne kadar şikayetçi insanlarız! Ben öyle olmadığımı düşünsem de öyleyim işte... Yalnız olmaktan şikayet ederken bu aralar yalnız kalamamaktan şikayetçiyim. Kafamın içinde konuşan bir sürü ayrı ses var. Onu yap, bunu getir, şunu götür, şu işi de yap tamam olacak, yok bitmedi çarşamba geçsin, pazar gelsin, o sınava gireyim, bundan ders çıkarayım, ona haksızlık etmişim, bunu kırmışım, onu affetmemişim, nedenmiş, niyeymiş, keşke imiş... Ya bu liste o kadar uzun ki ruhunuzu daraltmayalım, susmuyorlar ki bir yalnız kalayım. Şu an yazıyorum ama sanmayın aklım sizde, aklımdakilerden örnekler vereyim mesela aklımın bir kısmı Efe de onun okunacak bir kitabı, bir svt sınavı ve 7 ekime bir matematik sınavı var, yarın gidilecek bir kahvaltı, annem yok yapılacak iki makine ütü, bugün gidilecek bir doğum günü, işler güçler şantiye kurulumu, ödemeler, çekler senetler ayrı bir paragraf halinde listelenebilir ve annemin bir türlü iyileşmeyen kesik parmağında aklım (aç parantez bayramda kesti, ne kadar da inatçı, baya derin bir kesik, köyün hemşiresi dikiş atılması gerekiyor dese de annemi ikna edip doktora götüremedik, parmağı kesildiğinde ben ağlıyorum, Ayşe ağlıyor annem de bim in bıçağı da iyi kesiyormuş diyor!!!) 
Yapılacak ne çok şey var derken benim canım hiç bir şey yapmak istemiyor ki, dursun zaman ben de öyle derin derin nefes alayım, mesela güzel bir film izleyeyim, bir kitap okuyayım, biri benim için çay demlesin, yanına bir kaç kurabiye koysun, uzun bir banyo yapayım, saçımı tarasın, içimdeki seslere de  aaa bir susun artık, dağılın demek istiyorum... Çok şey mi istiyorum aslına bakarsan o kadar da çok değil ve yapabilirim ben bunların hepsini ahhh bir yalnız kalabilsem, bir kendim olabilsem...

16 ekim' de Rize' ye gidiyorum, yaylalara çıkacağım belki kalırım o zaman biraz yalnız, sıkılır mıyım ki kendimden, yok yok sıkılmam onun da bana ihtiyacı var bu aralar, özledik birbirimizi, bir yalnız kalalım, toplayalım kafamızı, kalan hayatımız için gerekli olan oksijeni depolayalım, depolanacak bir şey sanki nasıl olacaksa o iş, anladın sen oksijen derken ne demek istediğimi, ne istediğimi...   

Not: Miyop olduğumu ve görmek için hiç bir şey kullanmadığımı söylemiş miydim? Kullanmayarak görmeye alışırım sanmıştım meğerse görmemeye alışmışım, göz tembelliği başlamış, gözlüklüyüm ben bu aralar... 

Not 2: Saçmalama Hale, bunlar da dert mi? Daha çok şükret. Yalnızlıkmış, yalnız kalamıyormuş!!! Sus bakayım biraz yalnız kalmam gerek, birazcık, azıcık yetecek sanki düzeltmeye... 

2 Ekim 2015 Cuma

Cevabı olmayan soru



İşin özü rahatsızım ben. Hiç bir zaman rahat olmadım. (Belki sadece İstanbul da geçirdiğim bir ay). Annenle baban tartışır, baban birer hafta arayla birer çift ayakkabı alıp günah çıkartır ya da bir bakmışsın ertesi gün unutmuşlar ama senin rahatsızlığın devam eder. Baban Elmayra ya kızar, geç kaldı diye, gerilir sen rahatsız olursun. Efe mutsuz olur huzursuzdur ruhun. Kızlar tartışırlar hatta abartıp kavga bile edebilirler sabahın yedisinde, üzülürüm ben, kimse kimseyle kavga edemez o özgürlük sadece bana ait gibi... Ayşe arabası zamanında hazır olmadı diye herkese burun kıvırabilir, ben sadece beklerim, nasıl olsa olmuştur bir aksilik, bana düşman değiller ya... Kuzenin bir türlü evlenemez birbiri üstüne bir sürü aksilik gelir başına hadiii dertlerine bir dert daha, dualarına biri daha eklendi yaşasın... Herkes ilgi bekliyor, biraz kapattığında sen kendini mutsuz oluyorlar ya da sen öyle olmasını umuyorsun tamam geldim sorun yok ben hepinize yeterim diyorsun da bir kendine yetemiyorsun. Etrafımdaki herkes, tanıdık tanımadık mutlu, huzurlu olsun istiyorum, çok şey istiyorum. Koltuklara ve sandalyelere hiç bir zaman yaslanarak oturmam ben oturmamışımdır, hep her an kalkacak gibi ya da her an düşecek gibi... Ben böyle oturunca lütfen rahat otur cümleleri gelir birer birer... Siz rahatsız olmayın ben rahatım. Rahatsızlığımın gereği bu... Herkes bana soruyor bir karar alırken, bu ara bilirkişi gibiyim, hoş bir şey bildiğim de yok. Bazen duymak istedikleri cevabı veriyorum onlar mutlu (ben puan topluyorum) tam tersi durumlarda da kızgınlar! 

- Cevabı olmayan soru: Sen ne zaman başkalarının yan rolünü oynamayı bırakıp kendi hayatının baş rolünü oynayacaksın? 

- Kızma, küsme soruyu soran haklı. 





Not: Bir günlüğüne köpeğimiz oldu. Elmayra' nın arkadaşı sokakta bulmuş, uzun süre sahibini aramışlar ve günlerce de ona yeni bir yuva... Bulamamışlar. Akşam iş çıkışı bu sevimli şey Elmayra' nın arkasından ağlayınca babam da dayanamamış Amasya ya götürelim dayın bakar demiş. Aşılarını yaptırıp, kimliğini çıkardıktan sonra yerleşmiş bu kız bizim balkona. Babam, al bakalım adını Atlas koyduk, 3 aylık bir labrador yeni kızın hayırlı olsun demiş anneme... 

Not 2: 21.06.2013 tarihli bir yazı neden anlamadım taslaklar kutusuna gitmiş, tekrar su üstüne çıkma vaktidir :)