25 Aralık 2015 Cuma

melankoli

Merhaba,

Yapılan iyilik söylenmez dürtüsüyle büyüdüğüm için, gizli yapılanlara hayranlığım hala daha fazla ama bunları paylaşmadan geçemeyeceğim, yanlış anlaşılmasın siz de gönderin diye, beni mutlu etti sizi de etsin diye. Bizim buralara yakın bir sahaf açılmış, bahsettim mi bilmem, kapağı açılmamış kitaplar var, kokusu güzel olanlar da (evet yemekleri değil ama kitapları kokluyorum, bizim evde yemekleri Elmayra kokluyor). Malatya' da bir okul kütüphanesi için kitaplar aldım, hediye olduğunu duyunca sağ olsun sahibi bunlar da bizden olsun diyerek hediye etti 3 kitabı. Melankoli Sahaf, az bir zaman geçirdim ama keyifliydi, kediler, kitaplar, kahve, gülen yüzler, hoş da bir sohbet... Evden Efe' nin okuduklarından, sürekli kaybettiği için yenisi alınan, sonra kara delikten kayıp olanların bulunmasıyla çifter çifter olan kitaplardan, fazla sözlüklerden, biraz da 100 temel eser damgalı olanlardan aldım, iki büyük kutu hazırladım. Efe kolay vazgeçti kitaplarından nasılsa ben okudum, bunları da gönder dedi, ben hala vazgeçemiyorum, aslında saçmalıyorum, çok bağımlıyım. Gönderdim kitapları, kütüphanenin boş rafları geldi akabinde Meral Öğretmen' den. Yurtiçi kargo hafta içi her gün 12:00- 15:00 arası tüm gönderilerde % 50 indirim yapıyormuş, korkum kargo ücretinin kitaplardan fazla tutmasıydı ki hallettik gayet makul bir ücrete ulaştı kitaplar yerlerine. Bir blog da okudum, blog sahibi kıymetli bir iyiliğe dokunmak ister misiniz diye başlık atmıştı. Bugün okulun öğrencilerinden teşekkür mektupları geldi, ama nasıl içten, nasıl samimi nefis cümleler, günümün kalanını kurtardı bu mektuplar. Okuyan var mıdır bilinmez ama belki siz de kitap göndermek isterseniz diye buraya da yazayım dedim. 

Okul: Malatya Battalgazi Ortaokulu
İlgili Öğretmen: Meral Öğretmen (Soy ismini bilmiyorum)
Adres: Alacakapı Mahallesi Ziraat Meslek Lisesi Sokak No: 46- 1 Battalgazi- Malatya
Ne Alınabilir?: 5- 6- 7- 8. sınıflar için hikaye kitapları, Harry Potter serisi, klasiklerin çocuk versiyonları, Meb' in temel eser olarak onayladıkları, sözlük gibi gibi








Burası bahsettiğim melankoli sahaf :) Bu arada ben üç kitabı birden okuyorum. Okuyamıyorum aslında bu ne ya insanın çantasında üç tane kitap olur mu? Hangisini okuyacağıma karar veremediğimden üçünü birden okumaya başladım. Karar vermelerden de yoruldum iyice. Annem Amasya' ya gidecek, gitmek istiyor, bütün gün 10 defa konuşmuşuzdur, ne yapayım gitsem mi, gitmesem mi? Aaa siz mi benim çocuğumsunuz, ben mi sizin belli değil...

23 Aralık 2015 Çarşamba

Apocalyptica - Not Strong Enough (Feat. Brent Smith)




Şöyle bir kaç tane hoparlör koyup, ortasında oturup dinlemek istediğim şarkılardan biri olur kendisi. Çello sesine ayrı bir hayranlık duyduğum kesin bilgidir. 

19 Aralık 2015 Cumartesi

Koku Hafızası

Koku hafızası varmış gerçekten bizzat tespit ettim. Geçen yıl Mardin' e gitmiştim, orada kullandığım bir krem vardı. Bir yıldan fazla geçmiş üzerinden aynı kremi tekrar kullanmaya başladım. Bildiğin Mardin' deyim, o misafir evinin sabun kokan yastıkları geliyor gözümün önüne, zafaran çayının koyu kırmızı rengi ve hayalet badem tadı alıyorum sanki... Zeynep' in gülüşü, Ezgi' nin içtenliği, deniz sandığımız o mavilik geliyor nasılsa, Midyat gümüşlerinde kayboluyorum, Eski Mardin sokaklarında yürüyorum işte... Nasıl acayip bir şeymiş bu koku hafızası. Ses hafızası da var mıdır ki, hatırlar mıyım sesini... 






17 Aralık 2015 Perşembe

Babamdan İnciler



Bizim uzun zamandır bekar olan bir akraba var. Gerçekten uzun zamandır. Bir sevgilisi vardı ayrılmış yakın zamanda. Anlatıyor ayrılma nedenini, her gün aramıyormuş, iki günde bir arıyormuş!!! Uzun zamandır bekar olunca, tek taşı parmağına takma olasılığından nasıl olur da bu kadar kolay vazgeçer, eldeki sevgili bu nedenden bırakılır mı hiç diye tepki alıyor ablamız. 
Babam: Aferin iyi yapmışsın. Ben hanımı günde iki kez arıyorum, sevgilim olsa günde 3-5 defa ararım dedi!!! Şantiyeye gidince aramayı unutuyor, annem de bu işe baya bozuluyor, geçen gittiğimde ben de unuttum aramadım, ne varsa bu şantiyede herkes beni unutuyor diye sızlanıyor, iş var anne, toz var - nasıl bir tozsa, toz dediğin şöyle bir çırparsın gider, bu gitmiyor-, her yer pislik içinde, başka da bir şey yok...

Bizim köy düğünlerinden bahsettim mi bilmem, uzun sürüyor, gelin alma, gelin gezdirme, damat giydirme, halay, yemek verme, yine halay, kına gecesi, yeniden ve tekrar halay, düğün, son kez halay, ertesi gün duvak... Bu işler böyle çok yorucu olunca babam bu ne böyle bir daha da evlenmem demiş, herkes anlatır hala. 

Unutmayım diye yazdım, devamı gelir...

16 Aralık 2015 Çarşamba

Diş Doktorunun Eline Düştü!

Merhaba, 

Uzun zamandır ertelenen diş doktoru kabusu ile bugün yüzleşilir, bana kalsa daha ertelerdim de diş isyanlarda, kırıla kırıla bir hal oldu. Gerilim filmimizin ilk sahnesi başlıyor. Korkuyorum işte, o koltukta elini tutabileceğim kimse de yok yanımda. Panoramik filmi görünce heyecanlanıyor doktorcum, buradan bize çok iş çıkar diyor galiba, hani kara sinekler yapar ya ilginç bir hareket ön bacaklarıyla, ona benzer bir görüntüsü canlanıyor gözümün önünde, gülüyorum. Aman da aman ne kadar geveze bir doktor, sürekli konuşuyor, sorular soruyor bir de cevap bekliyor, bir de olmazsa olmaz kötü kötü espiriler. Su çekici tüpleri, kesici cihazları doldurmuş ağzıma, kurbanlık kuzu gibi yatıyorum, o da sorularına cevap bekliyor. Hale de diyemiyor Hande hanım şöyle böyle... Gözlüğünden neler yapıyor diye izliyorum, oh ne güzel izliyorsun bunlar fiyata dahil değil ekstra diyor, ne izleyeceğim ya kan revan içinde bıraktın her yeri... Hiç konuşkan değilsin Hande, biraz sohbet edelim!!! Ağzını sakın kapatma bir yıl açık kalsın diyor, kendi kendine kabul ediyor kötü espiriydi daha iyisini yapabilirim, sonra da iki yıl açık kalsın diyor... Hahaha. Şarkılar söylüyor, hadi sen de eşlik et bilmiyor musun bu şarkıyı... Canımı acıtıyor, elimi kaldırıyorum çak yapıyor. Böyle bir saat geçirdim, şimdi ise yanağım davul gibi... Diş doktoruna elini kaptıran kolunu kurtaramazmış misali iki gün sonra tekrar buluşacağız, umarım bu muhabbet tez ayrılıkla sonuçlanır. 

Biri var, özür borçluyum deyip de özür dilemediğim. Özür dilerim, beş yıl öncesi için, söz verip de gitmediğim için.

Not: Herkesin elinde bir küçük prens, çizerken küçük prens, okurken küçük prens, dizilerde bile küçük prens!!! Nedir bu küçük prens hayranlığı, hıhh momo daha güzeldi bence...

7 Aralık 2015 Pazartesi

Geldim

Ben geldim, hoş geldim ama çok da hoş bulmadım. Sorunlar, sıkıntılar, finansal kiralamalar kaldığı yerden devam ama ufak bir mola vermek iyi geldi. Seminer baya başarılıydı, konsolidasyon ancak bu kadar anlatılırdı, sıkmadan. Beşiktaş' ta bir otelde kaldık, seminer de aynı oteldeydi. İtiraf ediyorum, cuma akşam yemeği için otelden Beşiktaş çarşısına koloniler halinde yürüyen bizdik. Yazık teyzelerden biri akşam yemeği denilince giymiş topuklu ayakkabılarını, siyah, biraz kadife biraz dantel elbisesini oldukça zorlandı yürümekte. Taksi durmadı, duran taksi de gideceğimiz yeri beğenmedi, bana iyi geldi yürümek. Fena değildi gittiğimiz yer, benim dışımda herkes bol rakılı ve şaraplıydı, bizim profesörü oynarken gördü gözlerim, gördüklerine inanmakta güçlük çekti. Bir gül bir insana kaç kez verilebilir onu gördüm, aynı gül, otele dönerken döndükten sonra her yarım saatte bir, orada bulunan tüm kadınlara tekrar ve tekrar... Ne kadar da centilmenim cümleleri de sürekli kendi ağzından dökülünce baya itici duruyor, insan kendini övmezse çatlarmış. Cumartesi akşamı Esinciğim beni almaya geldi, Ankara' ya dönmek zorunda olanlar kıskandılar. Esin Bostancı' da oturuyor, ahh ne kalabalık, ne kadar çok insan var, nefes alamıyorsun ki... Hani herkes konuşur, sen susarsın da, her nesnenin canlının çıkardığı bir ses vardır da sen kıpırdamadan durursun, kulağında büyük bir uğultu olur ya, bildin değil mi, işte tam da o uğultudan bahsediyorum, oldukça yorucuydu, bir çığlık atsan kimse fark etmezdi seni. Merak etme, çok sakin bir yere götürüyorum seni dedi arkadaşım, gerçekten de öyleydi, eve yürürken biz, sokaktaki tek ses benim bavulun tekerleklerinin çıkardığı iç gıcıklayıcı sesti. Yasemin teyzemi görmeyeli 15 yıl olmuş, Esin ile arkadaşlığımıza 25 yıl, biz kapıdan girip çıkarken, 13- 14 yaşındaki halleriniz geldi gözümün önüne dedi Yasemin Teyze... Ne güzel çocuklardık biz. Zili çalmazdım da kapıyı tıklatırdım ben hep, anlarlardı Hale Esin' i görmeye ya da dışarı çıkarmaya gelmiş. Eskilerden, komşulardan, kim kiminle nerelerde onlardan konuştuk işte bol bol, iyi geldi Yasemin Teyzeye. Pazar günü hava mis, deniz kenarında yürüdük, bisikletliler onların yolundan yürüyorum diye kızdılar ama keyfimi kaçırmadılar. Dedim ki, bir fırsat olsa, eğitim, seminer, sertifika programı artık ne olursa şöyle bir kaç ay yaşasam İstanbul' da, kim bilir olur belki, işler yolunda gittiği bir zaman. Sultan Ahmet' e hiç gitmedim ben deyince, oradaydık işte. Esin en çok Cafer Ağa Medresesini severmiş, önce oraya gittik, sessiz, sakin huzurlu bir yerdi, ney ve ebru dersleri veriliyormuş. Yerebatan Sarnıcı, Sultanahmet Camii, Ayasofya, başka medreseler, İstanbul Üniversitesi, yangın kulesi güzelsin İstanbul. Gözümün önünde de hızlı hızlı kanat çırpan, sonra geriye doğru süzülen martılar kaldı. Gece otobüsle döndüm Ankara' ya, Ulusoy 32 numaralı koltuk nefret ettim senden. Uyuyamadım, şimdi ise göz kapaklarımı kaşlarıma mandallamaya çalışıyorum...
 



1 Aralık 2015 Salı

Bir Aralık İstanbul


Merhaba,

Yoğun hallerim, sürekli karar vermelerim, herkes ve her konuda bilgi sahibi olmalarım ne kadar istemesem de devam ediyor. Her şeye koşmaktan kendime kalamıyorum. Bağımsız denetim konusunda hala kararsızım ama zaman o yönde ilerletiyor ayaklarımı, bu hafta sonu konusu bağımsız denetim olan bir eğitim programına gidiyorum, yok ben ayarlamadım, sadece denk geldi. Cuma ve cumartesi günü eğitim var, pazar günü çocukluk arkadaşımla gezmeler. İyi gelir o bana, nefes alırım biraz. Zaman zaman ani çıkışlarım oluyor gereksiz sorulara, kızıyorlar, ne kadar sabırlı olsam da sabırsız zamanlarım çekilmez oluyor biliyorum. Geçen hafta sonundan bahsedeyim, cumartesi günü öğleden sonra dörde kadar ofisteyim, sonra Efe' nin arkadaşı Alex bizde kalacak onu alıyorum, eve gidiyoruz, biraz vakit geçiriyorlar, 19 da basketbol antrenmanları var oraya gidip geliyoruz. Pazar sabah erkenden maçımız var, 8' de evden çıkıp Altındağ Spor salonuna ulaşıyoruz, maç heyecanlı ve alınan galibiyetle keyifli bitiyor, annem ve Efe' yi eve bırakıyorum, Efe' nin başka bir arkadaşına matematik çalıştırmaya gidiyorum Bahçelievler' e, sonra imzalanması ve düzeltilmesi gereken bir evrak peşinde koşuyorum, pazar günü kargo şirketleri açık olmadığı için evraklarımı terminalden otobüse bindiriyorum. Sonra Aslı' yı alıyorum, biraz algım dağınık, oturuyoruz bir yerlerde, onun bir arkadaşının kitabı çıkmış, zira fazlasıyla kıskanıyorum kendisini, hadi Hale, başla Hale, yaparsın Hale cümlelerini sıralıyor ardı arkasına... Benim devrelerim yandı yanacak Aslı, kim bilir, zaman ne gösterir, kısmet vs gibi yuvarlak cümleciklerimi ekliyorum. O karar verememekten bense her şeyin kararını vermekten, şikayet ediyoruz işte karşılıklı, aslında sıkıntı tüm hayatımızın beş kilometre etrafında dönmesi. Bazen rutinin huzuru çoğu zaman  da üzerindeki sorumlukların ağırlığı çiziyor işte bu beş kilometreyi, farklılıklara cesaret edemiyorsun, edemiyorum. Sonra annem bir yerlere gitmiş, al beni diyor, onu alıyorum, nihayet evdeyiz. Efe matematikten 16 aldı, (20 lik sistem kullanıyor okul) matematik konusundaki popülerliğim oradan geliyor. Bu cuma bir sınav daha var, denklemler çalışıyoruz her akşam. Fransızcam iyice ilerledi, okuduğunu anlama konusunda, çok iyi matematik problemi anlıyorum. Efe sürekli ablam seni çok seviyorum biliyor musun diyor, biliyorum ve bu bana çok iyi geliyor. 
Evin doğal gaz kartını kaybettim, hükümsüzdür. Evet anladığın üzere doğal gaz kartı da bana zimmetli, bitmesi, yeniden doldurulması da benim sorumluluğumda. Bütün evi, ofisi, o kalabalık çantayı arıyorum bulamıyorum. En son kitap ayracı olarak kullandığımı hatırlıyorum, son okuduğum kitapların arasına da baktım yok. Dün akşam annem buldu, yine kitapların arasından, benim gözüm bozuk, bildiğin körüm işte... Görebilmem için seni sürekli etrafımda olman gerek. 
Annemin halı derdi beni öldürür, öldürmez de süründürür. Yine yeniden bir halı macerası, en küçük metrekareye bile uygun halı vardır bizim evde, boş kalamaz o metrekareler, mutfağın halısına zeytinyağı dökülmüş, temizlenmemiş yenisini alacağız, her fırsatta şuradan bir halı baksak, bugün sabah beğendi bir tane, akşam alacağım, acelemiz mi var, evet, perşembe günü hanımlar toplantısı bizim evde, o güne yetişmesi gerek mecbur. Zaten sevmem halıyı, evim olursa halı almayacağım hiç bir yerine. Gerçekten uçan bir halı çıkarsa, alırım, o başka.

Ben bir İstanbul' a gidip geleyim, diğer hafta sonu için Saruhanlı var, malum kaçan personelin yerine biri daha bulunamadı... 

Not: Günün birinde, bir köşeyi dönerken, çarpışıp kitaplarımın düşeceği hayali, artık elimde kitap taşımadığım gerçeği ile yüzleşti.