18 Ocak 2016 Pazartesi

sinir var sinir



Grip bitti bitiyor, geçti geçiyor bazen bir bakıyorsun tekrar geliyor, garip bir grip bu grip. Ama fena halde sinir var, onu ne yapacağız bilmiyorum. Sabrım tükenmiş bu aralar, devrelerim yandı yanacak. Aynı şeyi tekrarlayanlara, tekrarlatanlara, işini yapmayanlara, anlamayanlara, sürekli kendini övenlere hiç tahammülüm kalmamış, dağları ve ağaçları insanlardan daha çok seviyorum, ha bir de çorba içerken kaşığın altını tabağa sıyıranlara ve ses çıkaranlara, dişe değen çatal kaşık sesine de ayrı bir gıcık oluyorum. Gelinlikle güneş gözlüğü takıp fotoğraf çektirenleri de sevmiyorum, nereden çıktı deme uzun zamandır vardı da yazmak yeni kısmet oldu. Cep telefonu isteyenlere, trafik cezalarına, sürekli biten internet paketlerine, tonerlere de sinir oluyorum. Ona ayrı bir sinir oluyorum. Havlu kağıt ve sıvı sabun da nedense hep ben kullanacağım zaman bitiyor. Yediğim yemekle ayranı da hiç bir zaman birbirine denk getiremem zaten. Kampanyalar için arayanlar bu sinirden nasibini alanlar, genelde kabalık etmeden reddediyorum ısrarlarını ama bu aralar aramayın beni, telefon numaramı nereden buldunuz, silin kayıtlarınızdan dememle son buluyor. Herkes, herkesi bana soruyor, ama onu da arayabilirler oysa ki... 
Elimde sürünen kitaplardan birini bitirdim, hafta sonu iki film izledim, The Big Short gece seansı için pek uygun değildi, biraz sıkıldım, biraz uyudum ama beğendim, bizim konut sektörü de her an patlayabilir, 1 milyon TL' ye daire mi olur Ankara' nın karasında, sanki bana deniz manzarası var... 



Birinin yükünü omuzlarından almak, sen çok yoruldun ver biraz da ben taşıyayım demek istiyorum, bunu gerçekten istiyorum ama bu yük öyle sırtından atabileceğin bir yük değil... 


Fotoğrafın Kaynağı: Google Görseller. 

13 Ocak 2016 Çarşamba

bugün


Bazen bazen diyorum ki birileri okusun yazdıklarımı, bir izim olsun şu dünyada. Vazgeçtim kimse okumasın. İnsanlar kötü, çok kötü. Hani biliyorsun ya uzun zamandır gerçeği, bile bile kandırıyorsun ya kendini, bu kez yanılıyorsundur belki, bu kez doğruyu söylemiyor içindeki ses ve sen çalıp duruyorsun o yanlış zili, gerçekler yanılmıyor. O, öğrendiği gerçekle karşı karşıya gelince hiç bir şey yapamıyorsun, onu ya da seni sakinleştirecek bir söz bulamıyorsun, hani iyidir ya aran kelimelerle, hiç bir kelime yetmiyor, aklın sığ kalıyor işte, araya zamanı koyuyorsun yalandan, zamanla geçecek, unutacaksın, çok mutlu olacağın günler gelecek diyorsun, işte öyle kötü bir sabah, kötü bir gün bugün... 05:08- 06:18

7 Ocak 2016 Perşembe

grip grip grip



Hafta sonu için yapılan tüm planlar yatar. Çok fena gribim, iki gün içinde nasıl bu kadar düşer insan bilemiyorum, elimdeki çantayı taşıyacak bile halim yok. Rapor alıp evde yatsana. Doğru dedin de biz senin gibi babamızın yanında çalışmıyoruz, işler bekler, patron sürekli bir şeyler ister, hal böyleyken masamın başındayım. Zaten grip dediğin ilaçla yedi gün, ilaçsız bir hafta sürermiş, haftaya çarşamba iyi olmayı planlıyorum. Hapşıramamak kadar gıcık bir şey yok galiba, zaman duruyor tek amacın hapşırmak, ışığa bakıp bekliyorsun işte, sonra da yeri göğü inletiyorsun, alt komşu çok yaşa demiştir eminim. Kulaklarım bile tıkalı, son zamanların en büyük gribi. Ihlamur, zencefil, karanfil, yeşil elmadan oluşan karışık bitki çayları içiyorum, ıhlamurun o keskin kokusu bile gelmiyor burnuma. Aklımda soba üzerine konan mandalina kabuklarının kokusu var, çocukluğumun kokusu. Bitki çayı, vitamin, grip ilacı, yumuşak bir kağıt mendil, her şeyim tamam, bir de nazlanacak birini bulursam grip günlerim daha keyifli geçecek. Efe sarılmak ve öpmek konusunda hala ısrarcı, hastayım sana da bulaşır, az uzak dur diyorum, gelen cevap ama ben hastayken sen beni öpüyorsun!!! Burnum kıpkırmızı, yanaklarım pembe, sesim bir kaç basamak derinden, bir elimde mendilim, bir elimde gribe iyi geldiği önerilen herhangi bir bitkiden çay, çekilir gibi değil... Bu arada fotoğrafta görünen vitaminin rengini çok sevdim, tadı da fena değil, kara mürver ekstresiymiş. 

Her geçen gün iyi olacağıma daha çok hastayım. Geceleri uyuyamıyorum, uyumak uyumamak, rüya görmek, hatırlamak, hayalle gerçek arasında saatler geçiyor işte, bir sıcak bir soğuk. Nasıl bir gripsen antibiyotik, vitamin, zencefil, ıhlamur, limon, ne gerekiyorsa fazla fazla aldın, git artık, çok sıkıldım. 

5 Ocak 2016 Salı

Merhaba Yeni Yıl

Merhaba yeni yıl,


Yeni yılları sevmediğimi söylemiş miydim? O kadar çok işimiz oluyor ki, hazırladığım programı en az on kez değiştirmişimdir. Düzenle yeniden yap, onları çıkar, bunları koy, aaa demirciler orada olmaz, izine gidecekler ayrı yerde, onun hesap numarası yok, eft saati bitmek üzere vs vs vs... 31 Aralık bir kaç gün olsa ancak yeterdi bize, bu kadar işin içinde babamın telefonla, şunlar hazır olsun, bu hesabı çıkarın, öbürünü mail atın emirleriyle 20:30 da çıkabildim işten. Yılbaşı gecesi annemler Amasya' daydı. Babam uzun zamandır oradaydı da, babaannemin gel yoksa oğlumu yeniden evlendireceğim baskılarına dayanamayan annem bir haftadır Amasya' da. Annem yokken yemek yiyemiyoruz biz, bilmiyoruz ya yemek yapmayı, hep aç kalıyoruz, çocuk sadece iki öğün yedi, sabahları tost, akşam üzerileri de hazır bir yemek. Giderken buz dolabında bıraktığı biber dolması, bulgur pilavı ve balkonda bizim yapmayı başaramadığımız makarna bekledi annemi... Efe tatil olduğu için arada ofise getirdim, evde kaldığı günlerde de sağ olsun Narin Teyze doyurdu çocuğu. Yok geleceğiz, gelemeyeceğiz, öğleden sonra çıkarız, sabah çıkarız, gece oradayız dedikleri için sağ olsunlar hiç bir plana iştirak edemedik. Evdeydik. Pijamalarımız ve çekirdeğimizle 12 olmasını bekledik. 

 Efe - Abla (bu arada ben sadece ablayım, diğerlerinin önünde isimleri de var) yeni yıla nasıl girersen bütün yıl öyle geçiyormuş, acaba duşta mı girsem? Yok yok uyuyarak gireyim bütün yıl uyurum ne güzel!!! Sarılarak girdik. He he bütün yıl sarılacağız diyor. Cumartesi herkesi kurtarıp kurban olarak ofisi ben açtım, bir kaç telefon görüşmesi, babama bir kaç rapor... Yılbaşı hediye çekilişi yaptık kardeşler olarak aramızda. Efe' ye Ayşe çıktı, bütün bir alışveriş merkezini Harry Potter konseptli kupa arayarak bitirdik, bulamadık, diğer hediye önerilerimi de beğenmedi sıpa, Ayşe Ablası en çok o kupaya sevinirmiş. Cumartesi akşam Efe' nin basketbol maçı var, bir hafta öncesinden söz vermişim, elinde ses kaydım, mutlaka geleceğim diye. Gittim. Uğursuz geldim 30 sayı farkla yenildiler, 30 sayı farkla yenilmek olmuyor da ezilmek oluyor. Pazar günü Efe ve Elmayra bir yere kahvaltıya gittiler, gel dediler, hiç içimden gelmedi, şöyle uzanıp bir kaç film izlerim ben, kitap okurum, belki bir kaç satır bir şeyler yazarım, çay demler içerim, belki sonra biraz uyurum gibi planlarım vardı. Evde poşet çay kalmamış, diğer çayı da ben tutturamıyorum, küf olmamış ekmek de yok, bir kaç parça etimek ve peynir bulup süper bir pazar sabahı kahvaltısı yaptım, tam da hayalimdeki gibi!!! Markete gidebilirdim tabi ama üşendim işte. Öğleden sonra Efe ile biraz matematik çalıştık, sonra bir arkadaşının bacağı kırılmış onu görmeye gittik, 19:00 ' da Efe' yi basketbol antrenmanına bıraktım, çocuk kahvaltıdan oldukça tok geldiği için bir şey yemek istemedi, ben de yemedim. Artık tansiyon mu şeker mi bir şey düşmüş korkunç bir baş ağrısı, mide bulantısı ile günü noktaladım. 

Tamam bu kadar gevezelik yeter artık senden konuşabiliriz yeni yıl. Ne var çantanda bir bakalım, neler getirdin, kim bilir neler götüreceksin. Hani suçu hep sana atarız ya kötü bir yıldı işte diye, iyiyse de puan kazanmazsın hani, tüm puanlar bize...  

Hep istediğim, hayalini kurduğum dağ evi vardı ya bu yıl gittim ben, planladığım kadar çok okuyamadım bu senin suçun, az geldin bana yetmedin. Geçen yıl bir yeni yıl defteri yapmıştım, bulamıyorum, hepimizin hayallerinin yazdığı... Delirdiğim de oldu delirttiğim de. Yine anlamadım insanları, benimle derdi neydi dediklerimin sayısı çoğaldı, bir kayıp verdik, canı sağ olsun, böylesi daha çok içime sindi, en azından şimdilik öyle olduğunu düşünüyorum. Şu sürekli kazanamadığım sınavı kazandım, üzerine bir de kolayından yüksek lisans patlattım, diplomam çok havalı yalnız, kocaman, sıra temmuz ayındaki bitirme sınavına... Kolay arkadaş sahibi olamıyorum ya, eskilerine bağımlılığım tam, yeni arkadaşlarım oldu. Eskiden yapardım, madde madde sıralardım bunu yapacağım, şunu yapacağım, o dağa tırmanacağım, bu kursa gideceğim gibi birçok şey, bu yıl yazmadım hiç bir şey, plansız gitsin istiyorum, kontrolü biraz elden bırakmak koy vermek gibi bir şeyler işte... 90 lı yıllarda bu yıl hiç ağlamayacağım diye yazdığım bir not bile buldum, ne demekse... Ağlarım elbet, diğer yıllarda olduğu gibi, ama çok da olmaz herhalde artık kendimizi yıpratmamayı öğrendik. Sevdiklerimden biri yeni yılda aşk olsun artık hayatında diye bir dilekte bulundu. Tamam olsun, ama acısız olsun bu kez dedim. Siz aşkınızı nasıl alırdınız? Benim ki acısız, sufle gibi (suflede bir bayar beni, hafif sufle gibi bir şey olsun lütfen :). Hoş acıyı da biz boca etmiyor muyuz? Karışık bir konu, sipariş vermedim demeyim, siparişi alan anlar ne demek istediğimi :)

Hayalindeki benle vedalaş dedi. Hayalini kurduğumu da nereden çıkardın demek geldi içimden, odunluğum baki kalmasın diye demedim. Gerçek ne bilmiyorum ki hayalimle vedalaşayım, belki hayalimde daha güzelsin...