12 Temmuz 2016 Salı

Mostar, Poçitel, Neum, Konjic, Sarajevo...

Bayramda Bosna' ya gittik biz. 4 tam, bir yarım, bir çeyrek... Hava alanından araba kiraladık yine, kalabalık bebekli ve çocuklu olunca büyük bir şey olsun dedik ve ben arabayı yine çok sevdim, keşke getirebilseydim buraya :) Bir sonraki gezi planım Yeni Zelanda olsun istiyorum :) Yanıma arkadaş bulamasam da gideceğim, belki bir kaç tane de ada gezerim. İlk durağımız Mostar yolunda bir kuzu çevirmeci, ben pek sevmem ama güzeldi, manzarası ayrı bir güzeldi. Zamanında çok büyük destekler vermesek de seviyorlar bizi, bayram kutlayıp vedalaşırken Allah' a emanet diyorlar bol bol. Her yer yeşil, yeşilin her tonu var, sonbahar da ayrı bir güzel olur tekrar mı gitsek? Eskiden Mostar köprüsünden atlamak erkeklerin evlenecekleri kıza cesaret göstergesiymiş. Köprüden atlayamayan evlenemezmiş. Şimdilerde turistlerden topladıkları para karşılığı profesyoneller atlıyor, şansımıza bir atlayış görmek kısmet oldu. Yükseklik 25 m hiç fena değil, benim gibi tekneden atlamaya korkanlar için baya baya yüksek. Eğlence adamı bir dostumuz olduğu için yanımızda yorulmak yok, gece bebekleri uyuttuktan sonra çıktık Mostar sokaklarına, çok güzel müzikleri var. 







 İlk kahvemiz, anlatmaya çalıştık, şekerli, orta, sade olsun diye, dinleyen olmadı pek, anlamadılar sandık, meğer şeker yanında gelirmiş Boşnak kahvesinin...














İkinci gün tek deniz kıyısı olan Neum' a gidiyoruz. Deniz güzel, hava mis, akşam yemeğimiz balık, gayet lezzetliydi, gece de içeceklerimizi ve battaniyelerimizi alıp şezlonglarda müzik dinleyip, yıldızları izledik. Yoldan bahsetmedim, gps bizi Hırvatistan sınırına götürdü, herkesin vizesi olmadığı için yeni bir yol bulmamız şarttı, Ersin transit geçirirler diye ısrar etti ama iyi ki denememişiz, sonradan öğrendik bizim gibi maceracı bir ekip denemiş ve ellerine ülkeye vizesiz girmeye çalıştılar diye damgalanmış kağıt vermişler. Sanırım üç tane dağa çıkıp, indik deniz kenarına ulaşmak için. Yol tek arabalık ve aşağısı uçurum. Zaten uçuruma bakarsan o yol bitmez. Alp bol bol ağladı ve bizim ninni bilgimiz arttı. Her türlü ninni her türü makamda söylenebilir. Teyze oluyorum bu arada, ninni öğrenmek şarttı. Dandini dandini dastana, Fış fış Kayıkçı, Atem tutam ben seni...  Sabah salıncakları olan bir yerde kahvaltı yaptık, garson biraz Türkçe biliyormuş, kurtlar vadisi izleyerek öğrendim dedi, bizim diziler baya popüler Bosna' da. Konjic diye bir yerden bahsetti, oralıymış, mutlaka görün dedi. İyi ki gitmişiz, gerçekten çok güzeldi... Yolda uğradığımız Poçitel'i de unuttum, nefis bir yer, yeşillikler arasında bir köy, kalesi, camisi, havası, balı, meyveleri... Nefis aromalı dağ çilekleri yedik, kokusu ayrı tadı bir ayrı güzel. Satan teyze arkamızdan dua bile etti :) 




Aradığımız huzur çok da uzak değil, bazen bir ağaç gölgesi, tahta bir bank, yeşil bir su yetiyor fazlasıyla... (Stara Cuprija, Konjic)











Saray Bosna' daki otelin yolunu bulmamız gece 12' yi buldu, çocuklar uyudu. Bu arada tüm dünya Srajevo diyormuş, sadece biz Saray Bosna diyormuşuz :) Hotel Berr' de kaldık, gece görevlisi Muarrem, bol bol güldürdü bizi, biz Türkçe konuştuk, o Boşnakça. Anlaşamadık. En küçük odayı bize, orta odayı Dilek ve bebeklere, en büyük, 4 yataklı odayı da Ersin için gösterdi. Gece bir yarısı bavulları o odadan öbür odaya, sonra yan binaya taşımak baya eziyetli oldu, yorulduk ama anlaştık sonunda Muarrem ile... Son gece çay, kahve ikram etti bize, yarı İngilizce, yarı Boşnakça yarı da beden dili sohbet ettik gitti. Ersin tatil için aldığı puroları ona hediye etti. Sevdik biz Muharrem' i. Baş çarşıda gezdik, bol bol börek yedik, alışveriş yaptık. Bir çeşmeden su içtik, sonradan öğrendik, bir inanışa göre sağ taraftan içenler Bosnalı biri ile evleniyormuş, sol taraftan içenler Bosna' ya tekrar geliyormuş. Milli Parka gittik. Uzun zamandır aradığım sessizlik tam da yanı başımda. Parkın girişi için uzunca bir yol yürümek gerekiyordu biz fayton tercih ettik. En hayran kaldığımız özelliklerden biri de atlarına çok iyi bakmalarıydı, uzunca bir yol gittik geldik, tek bir kırbaç bile vurmadılar atlara, komutlar hep ses ile. Güzel insanlar Bosnalılar, tanıştığımız herkesin sohbeti tatlı, gönlü bol. Haşlanmış mısır satan amca, bunlar da benden diyerek hediye etti bazılarını, en pamuğundan pamuk şekerler yedik. Parkı görmeniz gerek, tasvir konusunda berbatım, tüm cümleler hep güzel, şöyle güzel vs olarak gidiyor. Ben susayım fotoğraflar anlatsın :)






Ersin tatilde çok çalıştı. Bebek arabasını aç, topla, bagaja koy, su al, nereden nereye gideceğiz sorularının muhatabı da hep oydu. Dilek sordu; 
- Ersin bir daha benimle bir yere gitmezsin herhalde
- Yok ya Dilek, öyle deme, giderim. Giderim de Gölbaşı' na kadar sadece :) 

Evlilik ve çocuk konusuna uzak olan Ersin ve ben bu uzaklığı biraz daha artırdık bu tatilde... 

En sevdiğimiz, en çok duyduğumuz şarkıyı sağ olsun Ersin indirdi, hava alanı yolunda o şarkı ile veda ettik şehre :) Siz de dinleyin... 


https://www.youtube.com/watch?v=50CFiNqm0x8



Son olarak biraz biliyorduk ama gidince görünce hala delik deşik olan binaları, biraz da okuyunca, yutkunamıyor bile insan. Gerçekten çok hüzünlü bir ülke Bosna, sanki bir yanları hep ağlıyor. Toplu mezarlar, Srebrenica Soykırımı, sonradan öğrendiğimiz mavi kelebek hikayesi de her aklıma geldiğinde burnumu sızlatıp, gözlerimi dolduruyor. Çok büyük bir katliam ve tüm dünya sessiz bu katliam karşısında... Her yerde Don't Forget 1993 yazıyor, mezarlıkları huzur dolu, mezar taşlarında hep 1995, kanlı pazarda vefat edenlerin isimleri yazıyor pazar duvarlarında. Onlar hem unutmak istemişler hem istememişler sanki, biz de her şeyi çok çabuk unutan bir milletiz... Atatürk hava alanı da Bosna gibi hüzünlü ve sessizdi.